kişisel gelişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kişisel gelişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Aralık 2015 Pazartesi

HUZURA GİDEN YOL – BÖLÜM 2


Dün kaldığımız yerden devam edelim. Huzur hakkında kendi hayatımdan da yola çıkarak ipuçları paylaşıyorum.

Önyargılarımızı ve kibiri bırakmak, bir yandan çok özel ama bir yandan da sıradan olduğumuzu görmek insanı huzurlu yapar.

Yaşamın bir yarış olmadığını anlayabilmek, her insanın farklı bir kulvarda kendisini geliştirmeye çalıştığını idrak edebilmek önemlidir.

Kendimizi diğer insanlarla kıyaslamamak da bizi huzurlu yapacaktır. Başkalarının ne yaptığı, ne kadar kazandığı, nasıl bir hayat yaşadığı hakkında bir bilgim olmasaydı hayatımı nasıl yaşayacaktım? Bu soruya verdiğimiz cevaplar ve buna ne kadar uygun yaşadığımız da huzur açısından önemlidir.

Para ile olan ilişkimiz de önemlidir, borç enerjisi insanı huzursuz ve tahammülsüz yapar, paranızı iyi yönetin ve beklenmedik durumlar için biraz tasarruf yapın.

Vicdanın sesini dinlemektir huzur. Gece kafanızı yastığa koyduğunuzda bugün güzel bir gündü diyebilmektir.

Güzel bir uyku uyumaktır, bazen saati kurmadan kalkmaktır, sevdiklerimize sarılmaktır, sevgi sözcüklerini daha çok kullanmaktır, zamanın değerini bilmektir.

Biraz gözümüzü daha çok gönlümüzü doyurmaktır, her anın olabildiğince tadını çıkarmaktır, yaşamın kendine has ışıltısını fark etmektir, bazen konuşmak, bazen dinlemektir.

Biraz seyahat etmektir, yeni ve farklı olana da kapı açmaktır, olmuyorsa zorlamamaktır ve en önemlisi sabırlı olmaktır.

Sevgi ile kalın.

Not: Hayatını Seç, Hayatını Değiştir ve Yarına Notlar isimli kitaplarıma D&R ve diğer kitapçılardan ulaşabilirsiniz.

27 Aralık 2015 Pazar

HUZURA GİDEN YOL


Huzur en çok ihtiyaç duyduğumuz duyguların başında geliyor. Bir şeyi yaparken huzurlu olabilmek, genel olarak huzuru hissetmek, huzurlu bir yaşam sürebilmek bence çok önemli. Bugün huzura dair bazı ipuçları paylaşmaya çalışacağım.

Benim için doğa demek huzur demek. Denizin kıyısı da olabilir yemyeşil bir ortam da olabilir. Doğada zaman geçirmek insanı daha huzurlu yapma potansiyeline sahiptir. Mümkünse her gün yarım saat, değilse hafta sonunda biraz daha uzun sürelerle doğada zaman geçirmeye çalışın.

Ben İstanbul’un şirin İlçesi Beykoz’da doğdum ve büyüdüm. Denizle yeşilin her tonuyla iç içe bir çocukluk geçirdim. Mavi ve yeşil renkler beni hala büyülemeye devam ediyorlar.

Huzurun bir unsuru doğa ise diğer unsuru da huzuru yakalamış insanlardır. Huzurlu insanların yanında kendimizi daha da huzurlu hissederiz. Sizin çevrenizde de bu tip insanlar mutlaka vardır, onlarla daha çok zaman geçirmeye çalışın.

Huzurun diğer bir önemli parçası da elbette maneviyattır. Şükretmek, dua etmek, bunları günlük hayatımızın bir parçası haline getirmek bizi her zaman daha huzurlu bir insan yapar.

Ufka bakmak da insana huzur verir, özellikle de gün doğumu ve gün batımı sırasında. Muhteşem bir manzarada huzur ve dinginlik kaplar insanın içini. En son ne zaman güzel bir gün doğumu veya gün batımı izlediniz sakince?

Düzenli olmak da huzurlu yapar, sadeleşmek lazım biraz, fazlalıkları atmak, zaman zaman teknolojiden uzaklaşmak, hayattan küçük molalar almak, tam da şu an bu yazıyı okurken yaptığınız gibi.

Yarın devam edeceğiz.

Sevgi ile kalın.

Not: Hayatını Seç, Hayatını Değiştir ve Yarına Notlar isimli kitaplarıma D&R ve diğer kitapçılardan ulaşabilirsiniz.

23 Aralık 2015 Çarşamba

BİR MUTLULUK REHBERİ


En sık muhatap kaldığım sorulardan birisi hep mi mutlusun? Hayır, hep mutlu değilim elbette, çoğunlukla mutluyum, bu da yeterli bence. Mutlulukla Değişim Programı adını verdiğim koçluk çalışmalarıma katılan danışanlarımla paylaştığım gibi; mutluluk bir seçimdir, mutluluk seçeneklerimiz olduğunu fark etmek ve hayatımızı büyük ölçüde seçimlerimizle yönettiğimizi kabul etmektir. Mutluluk, mutluluğa dair sorumluluk almaktır.

Bugünkü yazımda mutluluğun sırrına ilişkin bilgilerimi ve gözlemlerimi paylaşacağım. Umarım keyifle okur ve bazılarını hayatınızda uygulamaya başlarsınız.

Her şeyden önce bir kabul ile başlamak gerekiyor sanırım. Hayatın inişleri ve çıkışları olacaktır, inişleri yönetmek maharet ister. Daha sonra güçlü bir karar almamız lazım, o da hayatı gereğinden fazla ciddiye almamak. Bunun başlangıç noktası da kendimizi çok fazla ciddiye almamak. Kendimize gülebiliyorsak, içinde olduğumuz durumlara biraz olsun esprili yaklaşabiliyorsak doğru yoldayız demektir.

Bir diğer önemli nokta ise mutsuzluk biriktirmemektir. Bir olay yaşadığımızda bu bizi kötü hissettirdiyse bunu ifade etmenin bir yolunu bulmak önemlidir. Bence en doğrusu o an ölçülü bir tepki verip memnuniyetsizliği ifade etmek. İçimizde biriktirdiğimizde bu bize içten içe tüketip daha da mutsuz yapacaktır. Pek çok insan söyleyebileceği şeyleri söylemediği için, doğru olan tepkiyi ortaya koymadığı için mutsuz oluyor.

Daha sonra kendimizi sık sık takdir etmeli ve kendimizle olumlu konuşmalar yapmalıyız. Bu yazıyı yazdıktan sonra eşimle kendime güzel bir türk kahvesi pişirdim. Bunu yaptıktan sonra da “ne kadar güzel kahve pişiriyorum, ne kadar yetenekliyim, on parmağımda on marifet, hem yazı yaz hem de kahve pişir, harikasın” dedim.

Abartılı bir örnek olduğunun farkındayım ama kendimize değer verecek olan öncelikli olarak bizleriz. Bugün yapmanızı istediğim bir egzersiz var. On parmağınızda on marifet var, bunlar neler, lütfen üşenmeden yazın, emin olun kendinizi iyi hissedeceksiniz.

Bu yazı tahmin ettiğimden uzun sürecek, yarın kaldığımız yerden devam edelim.

Sevgi ile kalın.

Not: Hayatını Seç, Hayatını Değiştir ve Yarına Notlar isimli kitaplarıma D&R ve diğer kitapçılardan ulaşabilirsiniz.

14 Aralık 2015 Pazartesi

DEĞİŞİMİN ÖNÜNDEKİ ENGEL


Geçen hafta bir Yarına Not paylaşmıştım; insanın sabit, değişmez bir yapısı yoktur, seçimlerimiz vardır, yapmayı seçtiklerimiz ve yapmamayı seçtiklerimiz. Buna bütün kalbimle inanıyorum, koçluk çalışmalarım sırasında da temel bir felsefe olarak kullanıyorum.

Bence değişimin önündeki en büyük engel, sabit, değişmez bir yapımızın olduğunu düşünmek, bahanelerin en büyüğü bu belki de.

Öncelikle şunu düşünmenizi istiyorum, yaşamın farklı alanları var, bu farklı alanlarda aynı konuda farklı davranışlar sergileyebiliyoruz. Örneğin benim uyumlu bir yapım var diyen bir insan aile ilişkilerinde uyumlu davranışlar sergilerken iş hayatında uyumsuz davranışlar gösterebiliyor. Çünkü farklı gerekçelerle farklı seçimler yapıyoruz.

Hayatın her alanında aynı konuda aynı veya benzer davranışlar sergileyen kişi de bu alanların hepsinde öyle davranmayı seçiyor sadece.

Eğer yapımızdan ziyade seçimlerimizle hayatımızı yönettiğimizi kavrayabilirsek o zaman bir şeyleri değiştirebiliriz.

Peki seçimlerimizin arkasında ne var? İnsan bir duygu varlığı, seçimlerimizi da büyük ölçüde duygularımızla yapıyoruz. Bunlar sevgi, güven gibi pozitif duygular olabileceği gibi endişe, korku gibi negatif duygular da olabiliyor. Seçimlerimizi sevgi ile mi yaptığımız yoksa korku ile mi yaptığımız bile çok önemli bir fark yaratıyor.

Duyguların arkasında da düşünceler var. Düşünceler duyguları oluşturuyor ve dolayısıyla seçimlerimi belirliyor. O halde ilk seçmem gereken düşünce şu: Ben hayatımı bilinçli seçimlerimle yönetiyorum, istersem seçimlerimi değiştirebilirim.

İnsanın seçenekleri olduğunu fark etmesi onu pozitif duygulara taşır ve kendisini iyi hissetmesini sağlar. Kendisini iyi hisseden bir insan da kararlarını ve seçimlerini daha sağlıklı yapabilir. Yönünü sevgiden yana belirleyebilir.

Sevgi ile kalın.

Not: Hayatını Seç, Hayatını Değiştir ve Yarına Notlar isimli kitaplarıma D&R ve diğer kitapçılardan ulaşabilirsiniz.

8 Aralık 2015 Salı

KARARLARINI SEV


Her gün irili ufaklı çok sayıda karar alıyoruz. Eğer aldığımız kararları sevmezsek kendimizi sevmemiz, saygı duymamız ve güvenmemiz çok zor olacaktır.

Tersinden de gidebiliriz, kendini daha çok sevmek ve saygı duymak isteyen bir insana kararlarını severek başlamasını önerebiliriz.

Ne demiştik, her gün çok sayıda karar alıyoruz, seçimler yapıyoruz. Saat kaçta uyanacağımız, kahvaltıyı evde mi dışarıda mı yapacağımız, neler yiyeceğimiz, nasıl giyindiğimiz, hangi yollardan bir yerlere gittiğimiz, karşılaştığımız insanlara nasıl davranacağımız, kendimize her gün neler anlattığımız, hangi düşünceleri seçtiğimiz, karşılaştığımız olaylarda hangi bakış açılarını ve tepkilerini seçeceğimiz hepsi birer karar aslında.

 Bu konuda çalışma yapmak isteyen kişilere her gece yatmadan önce o günkü kararlarını gözden geçirmelerini öneriyorum, en beğendiğiniz kararı not almayı ihmal etmeden. Bu süreç farkındalığınızı artırarak bir süre sonra otomatik kararlar almak yerine sizin için önemli olan konularda daha iyi düşünerek kararlar almanızı sağlayabilir.

Bu arada unutmayalım, bir kararı “doğru” veya “yanlış” yapan şey öncesindeki değerlendirme süreci ile birlikte karar verdikten sonra yaptıklarımızdır. Tereddüt ederseniz eylemleriniz de tereddüt içerir ve sonuç bundan etkilenir.

Yanlış karar vermek dünyanın sonu değildir, her zaman yeni kararlar alabilir, kararlarımızı değiştirebiliriz. Sürekli değişen bir dünyada karar değişiklikleri de kaçınılmazdır. Bu sizi tutarsız bir insan yapmaz.

Kararınızı verin, tereddüt etmeden uygulayın. Kararlarını seven kendisi de sevmeye yakındır.

Sevgi ile kalın.

Not: Mutlulukla Değişim Programı 2016 Kış Dönemi Kayıtları başlamıştır, bilgi ve kayıt için lütfen mert.cuhadaroglu@gmail.com adresine mail atınız.

1 Aralık 2015 Salı

YAŞAMA İŞİ İLE MEŞGUL OLUN


Geçenlerde yakın bir arkadaş grubu ile whatsapp üzerinden mesajlaşıyoruz, bir arkadaşımız uzun zamandır görmediği, haber almadığı diğer bir arkadaşımıza “ neler yapıyorsun, ne ile meşgulsün?” diye sordu. Arkadaşımız da “ben yaşama işi ile meşgulüm” diye cevap verdi.

Burada kastedilen daha güzel nasıl yaşayabiliriz sorusuna cevap aramak, bu konu üzerinde düşünmek ve yazmak, belirlediklerimizi ufak ufak hayatımıza geçirmek.

Bugün sizden böyle bir egzersiz yapmanızı istiyorum. Eğer bütün işiniz yaşamınızı daha güzel bir hale getirmek olsaydı, hayatınızı nasıl yaşardınız?

Şöyle de düşünebilirsiniz, parayı bastırıp bir yönetici tuttunuz, yöneticinin tek işi sizin hayatınızı daha güzel hale getirmek, sizce nereden başlardı?

Olduğum yerden olmak istediğim yere bir günde gidemem, biraz zaman alacağını kabul etmem gerekir.

İnsan dev yolcu gemilerine benzer, hemen anında yön değiştiremez, dümeni kırarsınız ama o tarafa doğru gitmeye başlamanız biraz zaman alır.

Diğer yandan; bu konu üzerinde düşünmek ve nasıl bir hayat istediğimi hayal etmek, belirlemek benim için bir pusula görevi görebilir.

Bir denizci olduğunuzu düşünün, elinizde bir pusula ile ilerlemek daha kolay olmaz mı?

Yaşamak, daha güzel yaşamak hepimizin hakkı, bu konu üzerinde düşünmeye değer.

Sevgi ile kalın.

Not: Mutlulukla Değişim Programı 2016 yılı kayıtları başlamıştır, bilgi ve kayıt için lütfen mert.cuhadaroglu@gmail.com adresine mail atınız.

30 Kasım 2015 Pazartesi

HAYATTA ÖNEMLİ OLAN


Yaklaşık 2,5 yıl önce kişisel gelişim uzmanı Ralph Marston’un Günde Bir Doz Motivasyon isimli kitabını okumuştum. Yazar, her gün bir motivasyon yazısı yayımlayarak ve buna yıllarca devam ederek sonuçta her gün 100.000 kişiye ulaşan bir hale gelmişti. 100.000 kişi onun yazıları ile güne başlıyordu. Bu beni heyecanlandırmıştı, bir benzerini kendi Ülkemde yapmayı düşündüm ve Temmuz 2013’te Resmi Facebook Sayfamı açtım. 45.000 kişiye ulaştık bile, yolculuk devam ediyor. 50.000 kişiye beş var diyebiliriz.

2,5 yıla yakın bir süredir imkanlarım el verdiği ölçüde her gün bir yazı paylaşmaya çalıştım, yayınladığım yazılar kendi adımı taşıyan web sitesinde de bulunuyor. Yaklaşık 600’e yakın yazının olduğu harika bir arşiv, tamamen ücretsiz ve herkesin kullanımına açıktır. Sizler de yakın arkadaşlarınızı Sayfamı beğenmeye davet ederek bu yolculukta bana destek olabilirsiniz.

Genellikle sabah erken saatte yürüyüş yaparken o gün ne yazabileceğimi düşünüyor ve gün içinde kaleme alıyorum. Bazen de o akşam için bir Yarına Not düşünüyor ve bu cümleyi ertesi gün bir yazı haline getiriyorum. En iyi yaptığım şeyler birebir koçluk yapmak ve günlük yazılar yazmak. Bunları yapıyor ve insanlarla paylaşıyorum, büyük ölçüde mutluyum.

Sizlerin de bir süreç içinde hayat amacınızı bulmanızı diliyorum. Bu iyi yaptığınız ve keyif aldığınız bir şey olmalı. Sonra da onu diğer insanlarla paylaşmanın yöntemlerini bulmalısınız. Çok sayıda insanın hayatına dokunabilmek ve arkamızda olumlu izler bırakabilmek, benim için hayatta önemli olan budur. Hayat amacınızı bulduğunuzda bırakın o sizi dönüştürsün.

Hepimize hayat amacımızı bulacağımız, geliştireceğimiz, anlamlı ve mutlu günler diliyorum.

Sevgi ile kalın.

Not: Yazılarımı beğeniyorsanız Hayatını Seç, Hayatını Değiştir ve Yarına Notlar isimli kitaplarımı okuyabilirsiniz. Koçluk hakkında bilgi almak için mert.cuhadaroglu@gmail.com adresine mail atabilir, daha fazla fotoğraf için Instagram paylaşımlarını takip edebilirsiniz.

29 Kasım 2015 Pazar

HAYATIN ELİNDEN İNANÇ, GÜVEN VE UMUTLA TUTUN


Dün akşam paylaştığım yarına not bu şekilde idi. Zaman zaman hepimiz birisinin elinden tutma ihtiyacı hissederiz. En güzeli de hayatın elinden tutmak olsa gerek. Küçük bir çocuğu düşünün, onun elinden tuttuğunuzu hayal edin, neler hisseder o küçük çocuk? Muhtemelen size inanır, güvenir ve geleceğe daha fazla umutla bakar.

Buna ilişkin çok güzel kısa bir anekdot var, kime ait olduğunu bilmiyorum, aklımda kaldığı ölçüde sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bir gün köy sakinleri kurak geçen bir mevsimde yağmur duasına çıkmaya karar verirler. Bütün köy ahalisi ve imam toplanırlar. Dua edecekleri yere gelirler. İçlerinden sadece birinin elinde şemsiye bulunmaktadır, işte bu inançtır.

Anneler ve babalar küçük çocuklarını havaya hoplatıp tutarlar. Çocuklar buna gülmekten adeta bayılır. Yere düşebileceklerini hiç akıllarına getirmezler. Çünkü anneleri veya babaları onları mutlaka tutacaktır. Bu güvendir.

Her gece yatağımıza girerken ertesi güne dair planlar yaparız. Yarın yaşayacağımıza dair bir garantimiz yoktur. Ama bizi planlar yapmaktan, hayal kurmaktan alıkoymaz bu. Ben de her gece sizlerle yarına notları buluşturuyorum. İşte bu umuttur.

İnanç, güven ve umut olmadan yaşamak zordur, ağır bir yük gibi gelir insana yaşamak. Ama eğer inancınız, güveniniz ve umudunuz varsa çok güzel şeydir yaşamak.

Hepimize inancımızı, güvenimizi ve umudumuzu yükselteceğimiz güzel bir hafta diliyorum.

Sevgi ile mutluluk ile kalın.

Not: Yazılarımı beğeniyorsanız Hayatını Seç, Hayatını Değiştir ve Yarına Notlar isimli kitaplarımı okuyabilir, daha fazla fotoğraf için Instagram üzerinden takip edebilirsiniz.

26 Kasım 2015 Perşembe

GERÇEKTEN İSTİYOR MUYUM?


İnsanoğlunun hamurunda istek duymak var. Hayatın akışı da bunu gerektiriyor zaten. İstek olacak ki, yenilikler olsun değişimler gerçekleşsin.

Bununla beraber bir şeyi gerçekten istemek ile istemek gerektiğini düşünmek arasında ciddi bir fark var ve çoğu zaman bu ikisini birbirine karıştırıyoruz.

Sonra da aslında gerçekten istemediğimiz şeyler için ‘yapamıyorum, beceremiyorum, olmuyor’ diye kendimize kızıyor ve  ‘ben beceriksizim, tembelim, yorgunum’ gibi etiketler yapıştırmaya başlıyoruz. Oysa gerçekten istemiyoruz bile, sadece bunun farkında olmuyoruz.

Gerçekten istediği şeyi yapan birisinin ne yorgunluk hissettiğini gördüm ne de önüne engeller çıksa bile tembellik yapıp yarıda bıraktığını.

Bir danışanım ile yapmak istedikleri ile ilgili konuşuyorduk. Spor yapmayı istediğini ama çok tembel olduğu için bir türlü başlayamadığından bahsetti. Oysa bundan sadece 10 dakika önce çok sevdiği bir hobisi için erken bir saatte yollara döküldüğünü ve akşama kadar neler yaptığını gözleri parlayarak anlatıyordu.

Sevdiği ve gerçekten istediği bir şey için tembellik yapmıyor ama konu spor yapmak olunca ‘ben tembelim’ bahanesi arkasına saklanıyor ve kendisini hiç hak etmediği bir şekilde etiketliyordu.

Zaten biraz daha konuşunca çevresinden  ‘Sağlıklı olmak için spor yapmak lazım’ cümlesini sık duyduğunu ve hem bir miktar kilo vermek hem de sağlıklı yaşamak için spor yapması GEREKTİĞİNİ düşünmeye başladığını kendisi de fark etti. Oysa spor yaparken çok sıkılıyordu ve bu yüzden spor yapmayı gerçekte istemiyordu.

Neyi yapmayı ve yapmamayı seçtiğimiz aslında o kadar da önemli değil. Bunlar her an değişebilecek tercihler.

Kendimizi aslında hiç hak etmediğimiz bir şekilde etiketlemek ise kendimizi sevmek ve takdir etmenin önünde en büyük engeli oluşturuyor. Oysa mutlu ve başarılı bir yaşamın ilk adımı kendini sevmek.

O yüzden bir şeyleri ister yapın ister yapmayın, ister başlayın ister yarı yolda bırakın ama tüm bunların açıklamasını kendinizi eleştirerek yapmayın.

Sadece sorun kendinize: “Ben bunu gerçekten istiyor muyum yoksa istemem gerektiğini mi düşünüyorum?”

Belki de cevap burada gizlidir.

Hepinize tüm sorularınızın cevaplarını aldığınız harika bir hafta diliyorum.

Daha fazlası için www.ozgecuhadaroglu.com adresini ziyaret edebilir, sorularınız için ozge@ozgecuhadaroglu.com adresine mail atabilirsiniz.

#hayatböylegüzel paylaşımları için Instagram hesabım @cuhadarogluozge

Sevgiyle kalın.

Özge Çuhadaroğlu

24 Kasım 2015 Salı

MUTLULUĞUNUZ SİZE BAĞLI OLSUN


Mutluluğunuz kime bağlı? Basit bir soru gibi gözüküyor ama gelin bugünkü yazımızda konuyu biraz açmaya çalışalım.

Hepimiz daha mutlu olmak istiyoruz, orası kesin. Daha akılcı olan yöntem mutluluğumuzun bize bağlı, bizim elimizde olmasıdır.

Nasıl mutlu olursunuz? Buradan başlayalım. Lütfen üzerinde biraz düşünün ve aklınıza gelen cevapları yazın. Sonra da size bağlı olmayanları inceleyin.

Aklıma ilk gelen örnekler şunlar, hepimizin hayatında mutluluğu o veya bu şekilde zaman zaman bağladığımız unsurlar:

Hava güzel olursa mutlu uyanırım; tuttuğum takım maçı kazanırsa mutlu olurum, çocuğum sınavdan yüksek not alırsa mutlu olurum, patronum bana iyi bir iş çıkardığımı söylerse mutlu olurum, eşim bana bir hediye alırsa mutlu olurum, vb. Listeyi uzatmak mümkün.

Peki, havanın kapalı olduğu bir gün tuttuğunuz takım maçı kaybederse, ertesi gün işyerinde patronunuz sizi eleştirirse, eve geldiğinizde çocuğunuzun sınavdan düşük bir not aldığını öğrenirseniz, eşiniz de beklediğiniz hediyeyi almadıysa ne olur?

Mutsuzluk tavan yapar herhalde.

Bu şekilde bir mutluluk anlayışı mutluluk seviyenizin sürekli dönme dolap gibi bir aşağıda bir yukarıda olmasına yol açar ve sizi aslında mutsuz, huzursuz eder.

Gelin bugün mutluluğumuza dair yeni tanımlar yapalım, kendi elimizde olan unsurlara daha çok bağlayalım mutluluğu. Güçlü bir karar alalım ve bir süre arkasında duralım.

Örnekler vereyim: bugün kendime yarım saat zaman ayırabilirsem mutlu olurum, bilmediğim bir şey öğrendiğim her gün mutlu olurum, bir arkadaşımı arayıp sesini duyarsam mutlu olurum, eşime sarılırsam mutlu olurum, güzel bir kitaptan 10 sayfa okursam mutlu olurum, çocuğuma onu her şart altında çok sevdiğimi söylersem mutlu olurum, ihtiyacı olan birine ufacık da olsa bir yardımım dokunursa mutlu olurum, gibi.

Buna mutluluğu gerçekçi beklentilerle yönetmek ve yaşamak diyorum kısaca.

Mutluluğunuz size bağlı olsun.

Sevgi ile kalın.

Not: Yazılarımı beğeniyorsanız Hayatını Seç, Hayatını Değiştir ve Yarına Notlar isimli kitaplarımı da okumanızı öneririm. Fotoğraf paylaşımları için lütfen Instagram üzerinden takibe alınız. Koçluk hakkında aklınıza takılanları mert.cuhadaroglu@gmail.com adresine mail atarak iletebilirsiniz.

10 Kasım 2015 Salı

KALICI MUTLULUK İÇİN


Rus yazarlarından birisi söylemişti, Tolstoy olabilir; “sevdiği işi yaparak geçimini temin eden ve akşam eve gittiğinde çok sevdiği eşine sarılan kişi mutludur” diye. Katılıyorum elbette ve bu açıdan çok şanslıyım. Bugün kalıcı mutluluk üzerine düşüncelerimi paylaşacağım.

Mutluluğun en basit diyebileceğimiz şekli haz almak ile ilgili olandır. Daha çok beş duyu organımıza hitap eden ve nispeten kısa süreli mutluluklardır. Örneğin; güzel bir yemek yemek, büyüleyici bir manzara izlemek, sevdiğiniz türden bir müzik dinlemek, sevdiğiniz insana sarılmak, bir çiçeği koklamak gibi düşünebilirsiniz. Bunlara elbette kitap okumayı, seyahat etmeyi, araba kullanmayı (İstanbul’da değilseniz), alışveriş yapmayı ilave edebiliriz. Hepsinin ortak özelliği belli bir süre sona ermeleri ve kalıcı bir etki bırakmamaları.

Mutluluğun diğer bir şekli ise anda kalmak ile gelen mutluluktur. Bu konuda ayrı bir yazı kaleme aldım ve yarın yayınlayacağım. Yaptığımız şey her ne ise tamamen ona konsantre olduğumuzda zaman ve mekan göreceli olarak önemini yitirdiğinde yakaladığımız his. Ben çalışırken, yani koçluk yaparken veya yazı yazarken bu hissi deneyimliyorum ve şüphesiz çok mutlu oluyorum.

Mutluluğun üçüncü bir şekli ise diğer insanlara yardımcı olarak elde ettiğimiz mutluluklar.

Kalıcı bir mutluluğun daha çok ikinci ve üçüncü şekil mutluluklarla sağlanabileceğini düşünüyorum. Elbette insanın yaşama alanlarına genel bir bakış açısıyla yaklaşmak gerekir. Sağlığımızın olabildiğince yerinde olması, en azından geçim sıkıntısı çekmeyecek kadar para kazanmamız ve etrafımızda sevdiğimiz ve bizi seven insanların varlığı çok önemli.

Bunları bir ölçüde sağladıktan sonra işimizi sevdiğimiz şekilde yapmak veya sevdiğimiz işi bulup yapmak çok önemli. Hayatın uyku dışında kalan en büyük kısmı çalışarak ve üreterek geçiyor. Bu nedenle kariyer seçimi çok kilit bir faktördür.

Kendimizi iyi hissettiğimizde, mutlu olduğumuzda diğer insanlara da daha fazla yardım edebiliyor ve bu yardımlarla mutluluk düzeyimizi artırabiliyoruz. Diğer insanlara yardımcı olabilmek, içinde yaşadığımız topluma bir katkıda bulunabilmek çok önemli. Ben bunu bir ölçüde günlük yazılarımla yapmaya gayret ediyorum. Yazılarımı ve kitaplarımı okuyan kişilerden aldığım güzel mesajlar beni gerçekten çok mutlu ediyor.

O halde yazımızı daha fazla kalıcı mutluluk adına soracağımız bir soru ile bitirelim: Nasıl katkıda bulunabilirsin? Bu sorunun cevabı yaşamınızda farklı pencereler açabilir. Nereden nereye geldik, bazen böyle oluyor işte, bugün de bana ayrılan kelime sayısının sonunda hissediyorum, bir hatam olduysa affola, yarın görüşmek üzere.

Sevgi ile kalın.

Not: Ne İstediğimize Odaklanma Zamanı isimli diğer yazımı Resmi Facebook Sayfamdan okuyabilirsiniz. Koçluk hakkında aklınıza takılan konuları sormak için her zaman mert@mertcuhadaroglu.com adresine mail atabilirsiniz.

9 Kasım 2015 Pazartesi

KISKANÇLIK BİZE NE ÖĞRETEBİLİR?


Bizde olmayan bir şeyi kıskanabiliriz. İnsan olarak doğamızda yer alan bir duygudur kıskançlık. Kıskandığımız için kendimize kızmak yerine altında yatan nedenleri araştırıp bulursak kendimizle ilgili önemli keşifler yapabilir ve hayatımızın geri kalanında daha farklı bir yol izleyebiliriz.

Bugün basit bir egzersiz yapmanızı rica ediyorum. Başka insanlarda olduğu için ve sizde olmadığı için kıskandığınız, gıpta ettiğiniz, özendiğiniz neler var?

Öncelikle bir liste yaparak başlayalım. Daha sonra kendimize şu soruyu sormamız lazım, bende niye yok? Bilinçli bir tercih mi, farklı bir nedeni mi var? Gıpta ettiğim, özendiğim şeylere sahip olan insanların, bu para olabilir, ilişki olabilir, iş olabilir, nasıl özellikleri var, hayata karşı yaklaşımları nasıl?

Diğer bir ilginç soru ise şu olmalı mutlaka, sahip olduğum şeyler içinde diğer insanların gıpta ettiği, özendiği neler var? Böylece bir şeyleri isterken elimde olanlara şükretmeyi de öğrenmiş olurum en azından.

Bir başkasında görüp kendimizde olmasını istediğimiz şeyler bizi önemli ipuçlarına götürebilir. Diğer yandan bunu abarttığımızda kendimizi bir süre sonra değersiz ve mutsuz da hissedebiliriz.

Kendimizi çok sıkça diğer insanlarla kıyaslamak bir süre sonra mutsuzluk için de bir temel teşkil eder. Yaşam bir yarış değil, herkesin farklı bir kulvarı var. Kendimizi kendimiz ile kıyaslamak daha sağlıklıdır.

Bir yıl önce neredeydim, şimdi nasılım, son bir yılda neleri başardım?

Gıpta etmek, özenmek bir noktaya kadar gelişmemizi sağlayabilir, diğer yandan iş kendimizi sürekli diğer insanlarla kıyaslamaya varırsa işimiz zorlaşacaktır.

Sevgi ile kalın.

Diğer yazılarım için www.mertcuhadaroglu.com adresini ziyaret edebilir, daha fazla veya farklı resimler için Instagram paylaşımlarımı takip edebilirsiniz.

6 Kasım 2015 Cuma

SİZİ ANCAK BİR AMAÇ DEĞİŞTİREBİLİR


Değişmek isteyen kişilerin bir bölümü bana gelirler ve bir süre koçluk hizmetlerimden yararlanırlar. Onlara söylediğim şeyi sizlerle de paylaşmak istedim: “Sizi ancak bir amaç değiştirebilir.” Bugün bu konudaki düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.

Değişmek dediğimizde; yeni bir duruma girmekten bahsediyoruz, şu an olduğumuz durumdan dönüşmek. Düşüncelerimizi, söylemlerimizi, eylemlerimizi, bakış açılarımızı ve olaylara verdiğimiz tepkileri değiştirmek bizi belli bir süreç dahilinde değiştirecektir. Kuvvetli nedenleri olmayan bir insan bunu yapamaz. Kuvvetli nedenler, bir amaç ile ortaya çıkarlar.

Değişmek için riskler almamız gerekebilir, güçlü bir amacı olmayan kişi, risk alma konusunda isteksizdir.

Amaçları olan ve onları kovalayan bir bireye dönüşmek aynı zamanda sizi daha mutlu bir insan yapacaktır. Benim amacım, insanlara hayallerini gerçekleştirmeleri konusunda ilham vermek ve olabildiğince yardımcı olmak.

Peki bir insan, amacını, amaçlarını nasıl bulabilir? Burada bir seans yapmıyoruz, amaçlar kişiye özeldir, diğer yandan bazı ipuçları paylaşabilirim.

Her şeyden önce sadece dışsal amaçlar belirlemeyin. İyi bir iş, iyi bir eş, çocuk yapmak ve büyütmek, bol para, dünyayı gezmek, bunlar şüphesiz güzel şeyler ama tek başına yeterli değiller.

Unutmayalım, mutluluk dışarıdan içeriye değil içeriden dışarı yansıyabilir. İçsel amaçlar neler olabilir? Olabileceğim en iyi halime ulaşmaya çalışmak, yaptıklarımla bir fark yaratmak, bir eser bırakmak, katkı sağlamak, yardım etmek, vb.

Aklınıza hiçbir şey gelmiyorsa, üzülmeyin, şöyle düşünelim: Yeni, farklı, güzel bir şeyler üretin. Osho der ki; “bu dünyaya bomboş gelen tek bir insan dahi yoktur.” Niye gelmiş olduğunuzu bulun ve onu gerçekleştirin.

Sevgi ile kalın.

Not: Mutlulukla Değişim Programı Aralık ayı kayıtları devam etmektedir, kalan az sayıda yerden yararlanmak için mert.cuhadaroglu@gmail.com adresine mail atabilirsiniz.

3 Kasım 2015 Salı

HAYATIMIZDA VERİMLİLİĞİ ARTIRMAK


Daha sade olan, daha basit olan güzeldir ve mutluluğu kolaylaştırır. Temiz bir yaşam alanına sahip olabilmek mutluluk için önemlidir.

Hayatımızda verimliliği artırmak dediğimde ben bunu hayatımızı biraz sadeleştirmek ve bu sayede gerçekten yapmak istediklerimize, bizim için önemli şeylere odaklanmak olarak anlıyorum.

Bunun iki temel boyutu var. Öncelikli olarak gereksiz yüklerden kurtulmakla başlayabiliriz. Yaptığımız ancak bize herhangi bir yarar sağlamayan aktiviteleri yaşamımızdan çıkarmak ya da azaltmak. Enerjimizi çalan, zamanımızı çalan, bize fazla bir şeyler katmayan neler var hayatımızda? Ben yıllar önce radikal bir kararla TV izlemeyi bırakmıştım.

Gereksiz yüklerden kurtulmak dediğimizde buna görüştüğümüz insanların bir bölümünü de dahil edebiliriz. Siz bir şey katmayan, aksine enerjinizi çalan insanlarla uzun süre zaman geçirmeyin, mümkünse bir süreç dahilinde hayatınızdan bu kişileri çıkarın. Birlikte zaman geçirdiğimiz insanlara benziyoruz bir süre sonra, herkesin bir enerji alanı var, ister istemez etkileniyorsunuz. O halde zaman geçireceğim insanları dikkatlice seçmeliyim elimden geldiği ölçüde.

Verimliliği artırmanın ikinci boyutu ise operasyonu azaltıp stratejiye yer açmak. Strateji dediğimde benim için önemli olan her şeyi buna dahil ediyorum; kendim, işim, ailem, isteklerim, hayallerim, yapmaktan keyif aldığım şeyler, anlamlı bulduğum her türlü aktivite. Bunları yapmak için zamana ihtiyacım var, operasyon içinde boğulursam stratejiye zaman ayıramam.

Yardım almayı bilmem lazım, her şeyi tek başına yapmaya çalışmak da özellikle operasyonu artırıyor. Zaman en değerli şey, onu iyi yönetmem lazım.

Aynı anda çok sayıda farklı alan üzerinde çalışmak da verimliliği düşürebilir, benim için önemli ve öncelikli olan neler var? Bunların üzerinde düşünüp hayatımı yaşarken dikkate almam gerekiyor.

Optimum bir yaşam dengesine ulaşabilmek hepimizin mutluluğu için çok önemlidir. Büyük taşları küçük taşlarla dengelemeyi öğrenmemiz gerekiyor.

“Profesör sınıfa girip karşısında duran öğrencilerine kısa bir süre baktıktan sonra, “ Bugün Zaman Yönetimi konusunda deneyle karışık bir sınav yapacağız.” dedi.

Kürsüye yürüdü, kürsünün altından kocaman bir kavanoz çıkarttı. Arkadan, kürsünün altından bir düzine yumruk büyüklüğünde taş aldı ve taşları büyük bir dikkatle kavanozun içine yerleştirmeye başladı. Kavanozun daha başka taş alamayacağına emin olduktan sonra öğrencilere döndü ve “ Bu kavanoz doldu mu ? ” diye sordu.

Öğrenciler hep bir ağızdan “ Doldu ” diye cevapladılar. Profesör, “ Öyle mi ? ” dedi ve kürsünün altına eğilirek bir kova mıcır çıkarttı. Mıcırı kavanozun ağzından yavaş yavaş doktü. Sonra kavanozu sallayarak mıcırın taşların arasına iyice yerleşmesini sağladı. Sonra öğrencilerine dönerek bir kez daha “ Bu kavanoz doldu mu ? ” diye sordu. Bir öğrenci “ Dolmadı herhalde ” diye cevap verdi. " Doğru " dedi profesör ve gene kürsünün altına eğilerek bir kova kum aldı ve yavaş yavaş tüm kum tanelerini taşlarla mıcırların arasına nüfuz edene kadar döktü.

Gene öğrencilere döndü ve “ Bu kavanoz doldu mu ? ” diye sordu. Tüm sınıftakiler bir ağızdan “ Hayır ” diye bağırdılar. “ Güzel ” dedi profesör ve kürsünün altına eğilerek bir sürahi su aldı ve kavanoz ağzına kadar doluncaya dek suyu boşalttı.

Sonra tekrar öğrencilerine dönerek “ Bu deneyin amacı neydi ? ” diye sordu. Uyanık bir öğrenci hemen, “ Zamanımız ne kadar dolu görünürse görünsün, daha ayırabileceğimiz zamanımız mutlaka vardır. ” diye atladı. “ Hayır ” dedi profesör, “ Bu deneyin esas anlatmak istediği, eğer büyük taşları baştan yerleştirmezsen küçükler girdikten sonra büyükleri hiç bir zaman kavanozun içine koyamazsın gerçeğidir.

Öğrenciler şaşkınlık içinde birbirlerine bakarken profesör devam etti : “ Nedir hayatınızdaki büyük taşlar. Çocuklarınız, eşiniz, sevdikleriniz, arkadaşlarınız, eğitiminiz, hayalleriniz, sağlığınız, bir eser yaratmak, başkalarına faydalı olmak, onlara bir şey öğretmek!

Büyük taşlarınız belki bunlardan birisi, belki bir kaçı, belki hepsi. Bu akşam uykuya yatmadan önce iyice düşünün ve sizin büyük taşlarınız hangileridir, iyi karar verin. “

Sevgi ile kalın.

30 Ekim 2015 Cuma

RUHEN HAFİFLEMEK İYİ GELİR


Dün akşam yayınlamış olduğum Yarına Not’tan devam edelim. İnsan ruhen hafifleyince daha hızlı ilerler. Peki, bu pratik bir şekilde nasıl yapılabilir, işte bugünkü yazımın konusu.

Şu an bir mevsim geçişindeyiz, yaz bitiyor, sonbahar başlıyor, yakında saatlerin ayarlanması ile sonbaharı daha çok hissetmeye başlayacağız. Kendi hayatımıza baktığımızda da mevsim geçişleri önemlidir. Yapmak istediğimiz değişimler için bize önemli fırsatlar sunarlar.

Ben ruhen hafiflemek için özellikle sonbahar ve ilkbahar başlangıcında genellikle bir temizlik faaliyetine girişirim. Not tutmayı seven bir insanım, saklarım da çoğunu. İşte bu notları ayıklarım, bir kısmını dosyalarım, bir kısmını ise atarım.

Benzer bir işlemi kıyafetlerime de uygularım. Giymeyeceğim ama temiz ve iyi durumdaki giysilerimi bağışlarım.

Kitaplarım bir türlü raflara, dolaplara sığmaz, fazla olan kitaplarımı da veririm dönem dönem.

Alışkanlıklarımın bazıları ile vedalaşırım, değişiklik iyidir.

Bazen, daha nadiren, insanlarla da vedalaşırım.

Bahar ayları ve bahar temizliği bize fazla yüklerimizden kurtulmak için bir fırsat sunar. İnsan hafifleyince daha hızlı ilerler.

Yapmak istediğim değişimler için yer açmış olurum hayatımda.

Gelin siz de bugün kendinizle ve hayatınızla ilgili olarak bir sadeleşme yapın, ihtiyacınız olmayan şeylerle vedalaşın.

Bazen bu şekilde yeniye, yeniliklere yer açarız hayatlarımızda.

Sevgi ile kalın.

Not: Mutlulukla Değişim Programı Aralık ayı kayıtları başlamıştır, Kasım ayında yapılacak ücretsiz ön görüşmelere katılmak için lütfen mert.cuhadaroglu@gmail.com adresine mail atın.

21 Şubat 2013 Perşembe

Jokerleri niye sevmiyorum? 20,5. Hafta Ara Bülteni


Merhabalar; perşembe günlerine özel kısa ara bülten ile karşınızdayım. Bu hafta oyun teorisinden bahsettim ama bildiğiniz oyun teorisi değil, daha farklı bir açıdan yaklaşmaya çalıştım konuya. Keyifle okumanızı dilerim.
Oyun modelleri başlıca iki varsayıma dayanmaktadır. Bunlardan bir tanesi sıfır toplamlı oyun modelidir. Buna göre; taraflardan birisinin kazancı diğerinin kaybı anlamına gelmektedir.
Farkında olarak veya olmadan sıfır toplamlı oyun modelini benimseyip hayatımıza uyguladığımızda sıklıkla düştüğümüz hatalardan birisi; istemekle başkalarının bir şeyi istemesine ve elde etmesine engel olduğumuzu düşünmektir. Çok fazla şeye sahip olduğunu düşünen ve bu konuda her gün şükreden bir insan bile yeni şeyler isteyebilir.
Evrenin kaynakları sınırlı değil, bizim isteklerimizin gerçekleşmesi başka insanların isteklerinin gerçekleşmesini kesinlikle engellemiyor.
Bu kısa girişten sonra gelelim konunun kalbine.
Oyunları nasıl oynadığımız ile hayata nasıl baktığımız ve hayat oyununu nasıl oynadığımız arasında büyük paralellikler var.
Buna zaten inanıyordum ama bu hafta yaşanan bir olay daha da iyi pekiştirdi konuyu kafamda.
Büyük kızım Duru ile Boggle Slam adında basit bir kart oyunu oynuyorduk, Özge de o sırada bir yandan bizi izleyip bir yandan Ada’ya yemek yediriyordu sanırım.
 
Boggle Slam hızlı tempolu, 4 harfli bir kelime oyunu. Oyunda iki kişi birbirine karşı yarışıyor, yerdeki kelimeyi değiştirmeye çalışarak elinizdeki kartları bitirmeye çalışıyorsunuz.
Oyunda bütün harflerin yerine geçebilen 2 şer tane joker kullanılması mümkün iken ben asla joker kullanarak oynamıyorum.
Özge bana neden joker kullanmadığımızı sorduğunda hiç düşünmeden “ben joker sevmem” diye cevap verdim. Sonra aklıma takıldı ve müsait bir zamanımda bu konu üzerinde derinlemesine düşünmeye çalıştım.
Diğer oyunları düşündüm, özellikle iskambil oyunlarının bir bölümünde joker kullanılabilir, ama ben bir desteği aldığımda ilk yaptığım şey jokerleri çıkarmak ve hatta mümkünse çöpe atmaktır.
Sahi ben neden joker sevmiyordum?
Sanırım ben cevabımı buldum. Ben bir şeyleri yardım almadan yapmayı seviyorum, çünkü diğer insanlardan yardım isterken zorlanıyorum (eskiden daha fazla idi, yeni hayatımda bu konuda gelişmeler sağladım ama henüz jokerlerle barışacak kadar değilJ).
Diğer insanlardan yardım istemenin hiçbir kötü yanı yok, hatta içlerinden gelerek yardım ettiklerinde onlar açısından da müthiş bir keyif ve mutluluk.
Ama bir şekilde öyle kurgulamışım işte küçükken. Çocukken en sık duyduğum cümlelerden birisi “valla kendi işini kendin yapacaksın, kimseden yardım istemeyeceksin” idi. Anneannem ve teyzemde kalırdım sık sık, Allah rahmet eylesin, çok güçlü kadınlardı, onlar beraber yaşarlar ve çoğu işlerini hakikaten kimseden yardım almadan kendileri hallederlerdi, yardım istemeyi çoğu zaman zayıflık olarak görürlerdi.
Joker benim gözümde işleri kolaylaştıran bir yardımcı idi, ama ben yardım sevmeyen ve her şeyi kendim yapmaya çalışan bir insan olarak onu çoktan düşman bellemiştim.
Biraz daha derine indiğimde başka bir şey daha fark ettim, yine bir kurgu tabii ki ve ilkiyle alakalı. “Alınteri, emek ve çaba olmadan elde edilen şey değersizdir”. Benim bundan çocuk aklımla yaptığım ve uzun yıllar sadık kaldığım çıkarım ise bir şey ne kadar zorsa o kadar değerli ve keyifli olur şeklinde idi. Hatta iki kurguyu birleştirdiğimde; hem kendin yapmalısın yardım almadan hem de zor olmalı ki daha keyifli olsun diye muhteşem bir oyun modeli geliştirmiştim anlaşılan.
Yeni hayatımda buna çok katılmıyorum açıkçası, bir şeyi illa zorlanarak ve tek başımıza yaratmak zorunda değiliz keyif almak için. Her şey çok kolay ve keyifli de olabilir, yardım almak da harika bir şey.
Daha da derine, en temele indiğimizde ise altta yatan “akıllı olduğumu ispatlamak” motivasyonu. Ulan akıllı olsan ne olacak, aptal olsan ne olacak. Başarının, mutluluğun, hayattan keyif almanın zeki olmakla bir alakası yok ki. Ayrıca akıllı isen bunu ispatlaman gerekmiyor ki her dakika.
Şimdi geriye dönüp hayatımı gözden geçirdiğimde hayatımı gereksiz yere ne kadar zorlaştırmış olduğumu görüyorum. Şu anda yaptığım iş yaratıcılık gerektiren bir alan ve ben yaratıcılığımı kullanmayı seviyorum. Bunu üniversiteden ilk mezun olduğumda da yapabilirdim, ne bileyim bir reklam ajansında çalışabilirdim, şiir kitabı çıkarabilirdim, vb. Ama oyunu zorlaştırmayı sevdiğim için önce 15 yıl denetim ve finans işinde çalışarak işleri iyice içinden çıkılmaz hale getirdim ve sonra oyunun ikinci yarısında muhteşem bir dönüşle skoru lehime çevirmeye çalışıyorum. Be adam madem bu kadar iyi oynuyordun, ilk yarıda neredeydin?
Duru ile yeni bir oyuna başlamak üzereydik tam o sırada, kağıtları dizdi ve ADAM yazdı, bu şekilde başlamamızı önerdi.
Hemen itiraz ettim, bu şekilde çok kolay olur dedim, daha zor bir şekilde sadece tek sesli harf içeren bir kelime ile örneğin SERT ile başlayalım dedim, tamam dedi hemen MERT yazdı, olmaz dedim, özel isimler olmasın. Oyunu zorlaştırıp durdum anlayacağınız, ta ki çocuk isyan edene kadarJ.
Hepinizin bildiği gibi 4 ay önce yeni bir hayata atıldım, ama buna rağmen bana hizmet etmeyen bütün kararlarımı çözmüş ve değiştirmiş falan değilim.
Her gün yeni bir şeyler keşfediyorum kendimle ilgili ve bu çoğu zaman bana keyif veriyor.
Bundan böyle jokerleri sevmeye karar verdimJ.
Joker diye güzel bir bar var zaten Beyoğlu’nda. Nuri Alço isimli kokteyli çok meşhur. Hemm tadı güzel hemde çabuk sarhoş eden süper bir kokteyl. Orada yaşadığım güzel sarhoşluğu hala yüzümde güzel bir gülümseme ile hatırlarım.
Siz de kendi hayatınıza bu bültende anlatılanlar özelinde değişik bir bakış açısı ile yeniden bakabilirsiniz, oyun oynarken nasıl davranıyorsunuz, oyunlarda ve gerçek hayatta işleri gerekmediği halde zorlaştırıyor olabilir misiniz?
Belki de ilişkinizi önce karşı tarafı tükenme noktasına kadar getirip sonra toparlamayı seçiyorsunuz, belki işyerinde her şeyi hiç yardım almadan kendiniz yapıp kendinizi tüketiyorsunuz. Düşünmeye değer bence.
Pazartesi akşamı meta programlar bültenim ile birlikte olacağız. İlişkide olduğunuz ve çatışma yaşadığınız tüm kişileri yeni bir gözle göreceksiniz. Şimdilik hoşçakalın.
P.S: Kişiye özel koçluk ve kişisel gelişim semineri konusunda mert.cuhadaroglu@gmail.com üzerinden bana ulaşıp daha detaylı bilgi alabilirsiniz.

18 Şubat 2013 Pazartesi

İlişkiler ve meta programlar-20. Hafta Bülteni


İlişkiler ve meta programlar üzerine, Hayatını Seç, 20. Hafta bültenine hoş geldiniz.

Kişiye özel koçluk ve kişisel gelişim seminerini tanıttığım yazıya hemen sağ üst köşedeki önceki yazı bölümünden ulaşabilirsiniz.

Son dönemde, karşı cinsle ilişkiler üzerine yaptığımız seanslarda gözle görülür bir artış oldu. Bu hafta bu konuyu işlemeye karar verdim bültende, bakalım siz kendinize dair bir şeyler bulabilecek misiniz yazımda. Keyifli okumalar.

Çoğu konuda olduğu gibi  ilişkiler konusunda da kendimize ve ilişkimize dışarıdan objektif bir gözle bakmakta zorlandığımız için bazen çözümü çok basit olabilecek problemleri gözümüzde büyütüp duruyoruz.

Yaşanan ufak tefek sıkıntıları büyütüp büyütüp sonra da bütün çözümü karşı taraftan beklemek akıllıca ve adil olmayabilir çoğu zaman.

Öncelikle sorulması gereken soru şu bence: Ben, şu an birtakım problemler yaşadığım bu insanı gerçekten seviyor muyum, onunla birlikte güzel bir ilişkimiz olması adına çaba göstermeye hazır mıyım?

Eğer bu soruya evet yanıtını verdiyseniz okumaya devam edebilirsinizJ.

Sizinle, sizinde bildiğiniz bir sırrı paylaşmak istiyorum: İnsanlar değişir, evet bu kadar kısa ve öz, insanlar değişir.

Biz Özge ile yaklaşık olarak 20 yıldır beraberiz, bunun 15 yılı aşan son kısmını evli olarak geçirdik, 2 tane de çocuğumuz var. Uzun süreli ilişkilerin dinamiklerini çok iyi bildiğimi iddia edebilirim sanırımJ.

Evlendiğimizde çocuk sayılırdık, bir sevgi ortamı içinde beraber büyüdük, geliştik ve değiştik. Ben 20 yıl önceki adam değilim, Özge de 20 yıl öncekinden çok farklı. Her gün, her hafta değişmeye devam ediyoruz ve bu çoğu zaman iyi yönde oluyor.

Uzun süreli ve mutlu bir ilişkiniz olsun istiyorsanız, insanların olumlu yönde değişebileceğine dair inancınızı korumanız çok önemli.

Ama bunu lütfen karşı tarafın değişmesine bağımlı olmakla karıştırmayın, değişim; kişinin kendi isteği doğrultusunda olacak ve belli bir süre alacaktır.

Çok sevdiğim bir söz var, “Bir bakmışsınız hayatta yapmam dediğiniz şeyin başrolündesiniz!”

Evet dönelim ilişkilere. Karşı tarafın değişmesine bağımlı olmayın, ama eğer kendisi değişeceğini ifade ediyorsa, ona alan tutun ve sabırlı olun.

Rol model olabilirsiniz, eşinizin size romantik davranmasını istiyorsanız sizde ona romantik davranın.

Şimdi bültenimize özel testimizi uygulayalım bakalım, ben tamamen hayali bir senaryoda olası bazı yanıtları örnek olması açısından verdim.

İlişkinizde size göre olumsuz olan 3 şeyi sıralayınız.

Eşim bana yeterince ilgi göstermiyor.
Arkadaşlarıyla beraber olmayı benle zaman geçirmeye tercih ediyor.
Ev işi yaparken söylenip duruyor.

Öncelikle sokratik sorgulama; yani bu bahsettikleriniz her durumda geçerli mi?

Aslında kafası işle çok meşgul olmadığı zamanlarda, özellikle haftasonları bana ilgi gösteriyor.
Maç varken onu evde tutmanın bir yolu yok, ama onun dışında beni de çağırıyor aslında her sefer, ben gitmiyorum.
Bazen ev işlerini keyifli şekilde yaptığı da oluyor ama çok nadir, özellikle son zamanlarda.

Sıraladığınız olumsuzluklardan sadece bir tanesini değiştirme şansınız olsaydı hangisini seçerdiniz?

Bana daha fazla ilgi göstermesini isterim.

Peki, eşiniz size daha fazla ilgi gösterdiğinde siz nasıl bir insan olacaksınız?

Mutlu, keyifli, huzurlu, anlayışlı ve sabırlı.

Kendinize bir soru soracak olsanız ve bu soruya vereceğiniz yanıt sizi mutlu, keyifli, huzurlu, anlayışlı ve sabırlı yapacak olsa bu ne olurdu?

Beni seviyor mu?
Evet.:)

Peki sizce eşiniz sizi gerçekten seviyor mu?

Evet, yani sanırım öyle. Ama ben sadece daha fazla söylemesini ve göstermesini istiyorum.

Bunu onunla konuştunuz mu?

Evet, aslında konuştuk.

Ne cevap verdi?

Bu aralar kafasının işle çok meşgul olduğunu, arkadaşlarıyla buluşup kafasını dağıttığını, bunun geçici bir dönem olduğunu söyledi.

Ona yardımcı olmayı teklif ettiniz mi?

Evet, ama istemedi, biraz yalnızlık iyi gelebilirmiş.

Bu dönemde eşinize karşı anlayışlı ve sabırlı olup kendinizi mutlu, huzurlu ve keyifli hissedebilir misiniz?

Evet, sanırım ne demek istediğinizi anladım. Ondan beklediğimi bir karşılık göz etmeden ben ona verirsem kendimi iyi hissedeceğimJ.

İnsanların içindeki iyiye inanın ve güvenin. Kimse özellikle sizi kırmak için bir şeyler yapmıyor. İletişiminizi kuvvetlendirin, oturun ve karşılıklı olarak konuşun. Bunu yaparken karşı tarafı suçlamayın ama.

Sen bunu yaptın, bunu söyledinle bir yere varamazsınız. Hislerinizden bahsedin, sen bunu yapınca veya söyleyince, senin niyetin bu değil biliyorum ama ben kendimi kötü hissediyorum deyin bakalım bu seferde ne olacak.

Hissettikleriniz ve yaşadıklarınız her şeyden önce sizinle ilgili, bunu unutmayın lütfen. Karşı taraf hiç farkında olmadan sizin içinizde bazı şeyleri tetikliyor olabilir, bunu ona açık yüreklilikle anlatmadan asla tam olarak bilemeyecek.

Koruma kalkanlarını kaldırın, kabuğu atın ve kalbinizi açın.

Size küçük bir örnek vermek istiyorum.

Hak ediyorsun, zorundasın, yapman gerekiyor, yapılmalı şeklinde sona eren cümleler beni genellikle demotive eder.

Yapabilirsin, istiyorsan yapabilirsin, seçim senin, istersen yapabilirsin şeklinde sona eren ifadeler ise motivasyonumu artırır.

Bunu ben oturup karşımdakine anlatmazsam nerden bilsin?

Sizde hassas olduğunuz konuları, kelimeleri, ifadeleri eşinizle paylaşın.

Hepimizin içinde yüklenmiş olan programlar var aynı bilgisayarlarda olduğu gibi ve çoğu zaman hiç düşünmeden tepkiler veriyor, bir şeyler söylüyoruz, içimizdeki programlar otomatik olarak yanıtlar veriyorlar sadece.

Hal böyle iken karşımızdaki insanın içinde ne tarz programlar çalıştığını bilmeden onları anlamamız da mümkün değil. Bunlara koçlukta meta programlar adını veriyoruz.

En temel meta programlara aşağıda yer verdim.

Prosedür-Seçenek

Prosedürel insanların adımları önceden bellidir, plan dışı gelişmelere canları çok sıkılır.

Seçenekci insanlar ise “şu anda en iyi seçenek ne” diye düşünürler, duyguları ile hareket ederler.

Proaktif-Yansıtan

Proaktif tipler her an harekete geçmeye hazırdırlar.

Yansıtan tipler ise önce yeterince düşünmek isterler.

Yaklaşan-Uzaklaşan

Yaklaşanlar hedef odaklıdır, engelleri görmeme eğilimindedirler.

Uzaklaşanın da hedefi vardır, ama daha çok yoldaki engelleri görür.

Partnerinize birde bu gözle bakın bakalım, meta programları farklı olan insanlar benzer olaylara çok farklı tepkiler verebilirler.

Bunu bilmek bize ne kazandırır?

Her şeyi değiştirebilecek bir bakış açısı kazandırır:

Karşınızdaki her nasıl davranıyor olursa olsun bunu sizi üzmek/kırmak/kızdırmak için yapmıyor, sadece şu an itibarıyla içinde çalışan programlar ona bunun en iyi seçenek olduğunu söylüyor.

İçinizde çalışan meta programların farkına varmak, bunun farkındalığı, diğer insanların da benzer şekilde farklı programlarda çalıştıklarını anlamak, eğer istiyorsanız harika bir başlangıç için yeterlidir.

Unutmayın, her şey değişir, buna meta programlarınız da dahildir.

Önümüzdeki hafta meta programlar ile ilgili daha geniş bilgiler vermeyi planlıyorum.

Perşembe günü oyun teorisi adlı kısa ara bülten ile birlikte olacağız.

Sevgiler.