21 Mart 2013 Perşembe

Bir bardak su ile neler yapabilirsiniz - 24,5. hafta bülteni


Merhaba; 24,5. hafta kısa ara bülteni ile beraberiz. Beni çok etkileyen bir hikayeyi paylaşacağım sizinle, daha sonra bu hikayeye bağlı bir egzersiz önereceğim. Umarım keyifle okur ve arzu ederseniz uygularsınız.

Hikayeyi Serra Kanatlı isimli arkadaşımın facebook sayfasında paylaşması sayesinde öğrendim, gerçek bir hikaye olduğunu düşünüyorum, İngilizce’den Türkçe’ye çevirdim çok fazla yorum katmadan.

Bir psikolog stres yönetimi konulu seminer düzenler ve katılımcıların bulunduğu salona yarısı dolu bir su bardağı ile gelir.

Herkesin aklında “yarısı dolu mu, yoksa yarısı boş mu” klişesi vardır. Ama psikolog bu soruyu yöneltmez, onun yerine gülümseyerek” elimde tuttuğum yarısı su dolu bu bardağın ağırlığı sizce ne kadar olabilir” der.

Gelen cevapları dinler ve “elimde ne kadar süre tuttuğuma göre değişir” diye herkesi şaşırtan bir yanıt verir.

“ Bardağı elimde sadece bir dakika boyunca tutarsam ağırlığı düşük olur ve hiç zorlanmam, eğer bardağı elimde 1 saat tutarsam onu çok ağır olarak hisseder ve tanımlarım, diğer yandan bardağı elimde daha da uzun tutmaya kalkarsam muhtemelen artık kolumu hissetmem, bardak çok ağırlaşmış olur.”

“Her durumda bardağın ağırlığı aslında değişmez, ama onun ağırlığını esas belirleyen faktör benim onu ne kadar süre elimde tutacağım olacaktır” diye devam eder.

Hayatımızdaki stres ve kaygıyı da bu şekilde düşünebilirsiniz. Size stres veya kaygı veren bir konu hakkında sadece bir dakika düşünmeniz herhangi bir önemli olumsuzluk yaratmayacaktır. Ama süre biraz uzadığında kendinizi kötü hissetmeye başlamanız neredeyse kaçınılmazdır. Hele ki günün tamamında size rahatsızlık veren bir düşünceye saplanıp kaldığınızda aynı elindeki bardağı hiç bırakmayan bir insan gibi bütün hislerinizi ve hareket etme yetinizi kaybedebilirsiniz.

Özellikle geceleri yatmadan önce o güne dair olumsuz tüm düşüncelerinizi bırakın ve yatağa elinizde “bardakla” girmeyin. Bardağı komodinin üzerine bırakmış olduğunuzdan emin olunJ.

Hikaye beni gerçekten çok etkiledi, koçlukta hikaye ve metafor kullanımı önemlidir, bazen çok uzun sürede anlatabileceğiniz bazı şeyleri bu tip güzel hikayeler eşliğinde insanlara verdiğinizde çok güzel sonuçlara imza atarsınız.

Bu hikayeden çok basit bir egzersiz yaratıp uygulayabiliriz. Bunu 3 yada 4 haftalık bir süre için yapabilirsek benzer durumlarda daha farklı düşünüp hareket etmek konusunda önemli bir avantaj elde ederiz.

Egzersiz iki şekilde yapılabilir. Birincisi diğer insanların sürekli olarak su bardağı ile ne yaptığınızı merak edebilecekleri bir ortamdaysanız bu egzersizi zihinsel olarak uygulamanızdır. Aklınıza sizde kaygı, endişe ve korku oluşturan bir düşünce geldiğinde elinizde içi dolu büyükçe bir su bardağı tuttuğunuzu hayal edin ve siz o düşünceyi bırakana kadarda bardağın elinizde kalmaya devam edeceğini hayal edin. Bu şekilde oluşturacağınız farkındalıkla daha farklı düşünceler seçerek kendinizi daha iyi hissetmeye başlayabilirsiniz.


Eğer ev ortamındaysanız egzersizi fiziken uygulamanızı öneririm. Elinizin altında gerçekten içi suyla doldurulmuş olan büyük bir su bardağı olsun. Aklınıza sizi rahatsız eden bir düşünce geldiğinde su bardağını gerçekten elinize alın ve yerine daha iyi bir düşünce yerleştirene kadar bardağı elinizden bırakmayın. Bunu örneğin günde yarım saat uygulamanız bile önemli bir farkındalık yaratabilir.

Yeni web sitemiz ile amaçladığım hususlardan bir tanesi de bu olacak. Yani kendinizi daha iyi hissetmek istediğinizde, bir düşünceye daha fazla saplanıp kalmak istemediğinizde web sitemizde sadece kısa bir süre dolaşarak bile modunuzu yani keyfinizi yükseltebileceksiniz.


Herkesin kendisini keyifli hissedeceği ve zihninizdeki veya elinizdeki bardakları uzun süre tutmayacağınız keyifli bir hafta dilerim.

Pazartesi günü yepyeni bir içerikle buluşmak üzere şimdilik hoşçakalın.


P.S: Bültenle ve koçlukla ilgili sorularınız için; ayrıca yeni kurulan web sitemizde yer almasını arzu ettiğiniz uygulamalarla ilgili olarak mert.cuhadaroglu@gmail.com adresinden benimle iletişime geçebilirsiniz. Soru ve önerilerinizi hızlıca yanıtlayacağıma emin olabilirsiniz.

18 Mart 2013 Pazartesi

Gelecekten mektubunuz var - 24. hafta bülteni


Merhaba, 24. Hafta Bülteni ile karşınızdayım. Bu haftanın bülteni iki ayrı bölümden oluşuyor; birinci bölüm yeni projelerimden bahsedeceğim reklam bölümü, ikinci bölüm ise gelecekten bugüne mektup yazacağımız teknik kısım. İlginizi çeken bölümü okuyabilirsiniz. Umarım keyif alırsınız.

Birinci Bölüm – Yeni Projeler

Eşim Özge nefes koçluğu eğitiminin 2. Aşamasını tamamladı ve yaşam koçluğunun yanı sıra nefes koçluğu da yapmaya başladı. Bu deneyimden faydalanmak için web sitesi üzerinden kendisi ile iletişime geçebilirsiniz. http://ozge.biz.tr/

Kişiye özel tam günlük seminerlerim ilgi görmeye devam ediyor. Katılanlar gerçekten tek bir günde hayatlarında önemli değişiklikler olduğunu söylüyorlar, her şey bakış açılarından ibaret olduğuna göre ve bakış açısı tek bir cümle ile bile değişebildiğine göre niye olmasın.

Seminere katılanlardan birisi kendisiyle ilgili o kadar güzel çözümlemeler yapmaya başladı ki ileride koçluk yapmasını bile önerdim.

Bundan sonra tam günlük seminerlerime katılanlara Özge’nin nefes koçluğu seansını da hediye edeceğim, özellikle anda kalma deneyimini yaşamak için güzel bir fırsat olacaktır.

Mart ayı kayıtlarım doldu, ama Nisan ayı için iletişime geçebilirsiniz.

İlahi bir tesadüf eseri tanıştığım eski danışanım, yeni arkadaşım Ayşe ile ortak web sitesi projemiz var. Bu web sitesinde yer alacak olan içerik modunuzu yükseltecek, siteye girdiğinizde okuduğunuz paylaşımlar, gördüğünüz resim ve videolar keyfinizi artıracak. İçeriğin bir bölümünü ben sağlıyor olacağım.

Bugüne kadar ağırlıklı olarak facebook üzerinden yürüttüğüm kişisel gelişim ve koçluk faaliyetlerini yeni kurulan web sitesi üzerinden gerçekleştireceğim. Blogdaki yazılar devam edecek, eski yazıları yeni kurulan web sitesinde paylaşacağız, bunun dışında tabii ki yeni yazılar ve başka içerikler olacak.

Koçluk hizmetinden yararlanmak ancak bu işe maddi kaynak ayırmakta zorluk çekenler için güzel bir haberim var. Grup koçluğu çalışmalarına başlayacağım Nisan ayında. İlk konumuz ilişkiler olacak. İlişkiler konusu üzerinde çalışmak isteyen ve birbirini tanımayan 4 kişi ile bir grup oluşturacağım. Ayda 3 kere düzenli olarak buluşacağız ve bunu 3 ay boyunca yapacağız.

Katılımcılar konuya özel ve kişiye özel çözümlerini ararken ve eylem planlarını oluştururken grubun diğer üyelerinin hikayelerini öğrenecekler, farklı bakış açılarını deneyimleyecekler, destek alıp destek verecekler. Bütün bunlar profesonel bir koçun ve mod destekçisinin gözetiminde ve yönetiminde gerçekleşecek.

Bu şekilde koçluk almanın bazı avantajları bulunmaktadır. Bir gruba ait hissetme, artan iletişim ve kendini ifade etme, farkındalığın artması, güç birliği oluşturma, deneyimlerle ve yeni fikirlerle zenginleşmiş bir öğrenme süreci ilk aklıma gelenler.

Uygun fiyatlarla sunacağım bu hizmetten yararlanmak isteyenler benimle iletişime geçebilirler.

Bir diğer projemiz doğa kampı projesi. Günlük hayatın koşturması içinde doğada zaman geçiremiyor ve bunun neticesinde özümüzle bağlantı kurmakta güçlük çekiyoruz. Benim Volkan Bayraktar isminde bir kuzenim var, on parmağında on marifet. Doğada yaşama ve hayatta kalma konusunda gerçek bir uzman. Onunla gözünüz kapalı her yere gidebilirsiniz. Off road, trekking, atıcılık, avcılık, aklınıza ne gelirse çok iyi şekilde yapar ve öğretebilir. Kamp projesi onun zaten, ben sadece projeyi destekliyorum.

Doğa kampında İstanbul’un Beykoz ve Riva Bölgesindeki ormanlarda doğada güzel vakit geçirmenin yanı sıra kamp kurmayı, ateş yakmayı, yön bulmayı, doğada beslenmeyi, doğadaki bitkileri birbirinden ayırt etmeyi, tatlı su kaynaklarını bulmayı öğreneceksiniz. Eğer arzu ederseniz poligon ortamında ateş etmeyi deneyimleyebilir, avlanabilir veya off road da yapabilirsiniz. Kampın bir gece konaklamalı olarak 2 gün olmasını planlıyoruz, arkadaş grubunuzu oluşturup bize başvurabilirsiniz. Talep olması durumunda kişisel gelişim ve koçluk, ayrıca doğa fotoğrafçılığı konusunda kamp sakinlerine ders de verilecektir.

Fotoğraf demişken çok iyi bir fotoğrafçı olan arkadaşım Burçin Titizel kişiye özel fotoğraf seminerleri düzenlemeye başladı. Detaylı iletişim bilgisini aşağıdaki linkte bulabilirsiniz.
http://gti861photo.com/ileti%C5%9Fim

Sizinle paylaşmak istediğim bir başka haber ise İzmir Kitap Fuarı’na dair. 21 Nisan Pazar günü 14.00 – 16.00 arasında fuarda okurlarımla sohbet edeceğim. İzmir ve civarında yaşayan tüm okurlarımı beklerim.

Bu kadar reklam ve haber yeter, gelelim bültenimizin kişisel gelişimle ilgili bölümüne.

İkinci Bölüm - Mektup
 
 
Yıllar geçiyor. Sonra aslında eskiden korktuğu, çekindiği, utandığı şeylerin o kadar da önemli olmadığını fark ediyor insan.

Bugün 18.3.2013, Çanakkale Zaferinin Yıldönümü olduğu için akılda tutulması kolay bir tarih. Peki, siz bundan 10 yıl önce 18.3.2003 tarihinde neler yapıyordunuz, nelerden korkuyor ve çekiniyordunuz, özellikle bilinmeyen geleceğin hangi noktalarına takılıp kalmıştınız. Belli bir günü hatırlamak tabii ki çok zor ama hafızamımız biraz zorladığımızda veya bir iki fotoğraf albümü karıştırdığımızda en azından o aya veya yıla dair anılarımız canlanacaktır.

On yıl önceki halinizi bugün ile kıyasladığınızda o zamanki korkularınızın bir kısmının aslında ne kadar boş olduğunu görüp şaşırabilir ve hatta kahkahalarla gülebilirsiniz. Ben kendi adıma bu egzersizi yaptım ve sizinle aşağıda paylaşıyorum.

10 Yıl Önce Bu Aralar

2003 yılının başlarında şu anda oturmakta olduğumuz eve yeni taşınmıştık. Kendimize ait bir evimiz olmasının güzel duygularının yanı sıra evi gerçekten çok beğenmiştik, özellikle de manzarasına ve balkonuna adeta vurulmuştuk. Evde sigara içmeme kararı almıştık, çünkü çocuk yapmayı düşünüyorduk ve buna alışmalıydık.

Çocuk yapmaktan çok korkuyordum, beni neyin beklediği konusunda en ufak bir fikrim dahi yoktu. Çocukları çok seven birisi değildim, tereddütlerim vardı. Özge ise daha istekliydi bu konuda, herkes ne zaman çalışmalara başlayacağımızı soruyordu.

Kendimi çocuklarla düşünemiyordum, bu sorumluluğu almaya hazır mıydım gerçekten bilemiyordum, neredeyse bütün boş zamanlarımda bunu düşünüp bazen gereksiz yere kendimi bunaltıyordum açıkçası.

Özge ile evliliğimizin 6. Yılını doldurmuştuk, ailemize yeni katılacak olan bir çocuk ilişkinin dinamiklerini nasıl etkileyecekti, bilmiyordum, korkuyordum.

İş Bankasında müfettişlik yaptığım dönemlerdi, 4. Yılımı tamamlamıştım, bir yıl sonra yeterlik sınavı vardı, ya sınavı veremezsem ve Bankadan ayrılmak zorunda kalırsam diye düşünüyordum, başka bir iş yapmak aklımın ucundan bile geçmiyordu.

Kişisel gelişimle henüz tanışmamıştım, bu konuda tek bir kitap bile okumamıştım, bu konu ile ilgilenen az sayıdaki insanın neyin peşinde olduklarını da bir türlü anlayamıyordum.

Çok sayıda arkadaşım ve renkli bir sosyal hayatım vardı ama ilgilenmekten keyif aldığım bir hobim yoktu, çok sevdiğim bir hobim olsun, belki ileride onu meslek olarak da yapabilirim diye düşünüyor, bazen saatlerce düşünmeme rağmen aklıma hiçbir şey gelmiyordu.

Sürekli aksiyon romanları okuyor ve kitap yazmak istiyor, ancak bunun nasıl olacağını düşündükçe bazen içime fenalıklar basıyordu. Evet yazar olabilirdim, ama ne yazacaktım, nasıl yazacak ve bastıracaktım.

Bugün

Geriye dönüp baktığımda o zamanki korkularımın çok yersiz olduğunu ve boşu boşuna güzel geçirebileceğim zamanların bir kısmını anlamsız düşüncelerle çalmış olduğumu görüyorum.

Evliliğimiz 16. Yılında, iki tane harika kızımız var, onlarla çok iyi anlaşıyorum ve onları dünyaya getirmiş olduğumuz için çok mutluyum.

5 yıl önce kişisel gelişimle tanıştım, önce hobim, sonra da severek yaptığım mesleğim haline geldi. Ve bir kitap yayınladım, hayalime kavuştum. Sınavı veremezsem beni atarlar diye düşündüğüm çok sevdiğim bankamdan kendi isteğimle ayrıldımJ.

Bir kısmını belki hayal bile edemezdim.

Peki bütün bunları bugün kendi açımdan faydalı bir şekilde nasıl kullanabilirim.

Tek yapmam gereken bundan 10 yıl sonrasını kendi gözümde detaylı bir şekilde canlandırarak 10 yıl sonraki halimin bugüne bazı mesajlar vermesini sağlamak ve onları uygulamak aslında. Sizde 10 yıl sonra neler olabileceğini yazın ve kendinize kısa bir mektup gönderin, gelecekten bugüne.

10 Yıl Sonra

18 Mart 2023 tarihindeyiz, 52 yaşındayım, Özge 50 yaşına gelmiş, 25. Yılımızı kutlamışız, kızlar büyümüşler, Duru 19, Ada ise 13 yaşında. Bu çocuklar hangi ara bu kadar büyüdüler, onlarla daha fazla zaman geçirebilir miydim.

İşler almış başını gitmiş, yeni kitaplar yazmışım, gerek Özge gerekse ben koçlukta çok başarılı olmuşuz, çok fazla sayıda insanın hayatını yeniden şekillendirmesine yardımcı olmuşuz. Güzel bir işyeri açmışız, bahçesi olan iki katlı bir evde hizmet veriyoruz. Belki de Kandilli’de restore edilmiş güzel eski bir ev olabilir. Aynı zamanda orada yaşayabilirizde.

Çok sayıda kitap okumuş, eğitime katılmış, koçluklarda tecrübemi artırmışım, bütün bunların neticesinde artık çok daha fazla anda kalabilen bir insanım. Düzenli meditasyon yapıyorum.

Danışanların olumlu geri bildirimlerini bir kitapta toplamışım ve geliri bir hayır kurumuna bağışlanmak üzere bastırmışım. Okurlarımla ve eski danışanlarımla kalabalık bir aile gibi olmuşuz, yılın belli günlerinde buluşuyoruz.

Neşe ve keyif hayatımızın en büyük parçası olmuş, öyleki insanın neşesini yitirmesi ve keyifsiz olması için aslında büyük bir çaba sarf etmesi gerektiğini tam olarak anlamışız.

Hala en büyük motivasyonum deniz yıldızlarını okyanusa geri atmak, bir kişi bile olsa eğer onun için fark edecekse benim içinde yapmaya değer.

Çok fazla sayıda insan var çevremizde. Çok sayıda güzel anı biriktirmişiz, buluşmalar, tatiller. Eski dostlarımızla kopmadığımız gibi yeni dostlar eklemişiz çembere. Bahçemizde yaptığımız mangal partilerinin müdavimleri oluşmuş.

Para biriktirmişiz, güzel yatırımlar yapmışız, Bodrumda kendimize ait bir yazlık almışız. Klasik otomobil hobim var, VW Karmann Ghia ile başlamışım koleksiyona, siyah renkli bir tane. Klasik otomobil yarışlarına katılıyorum fırsat buldukça.

Sağlığımız yerinde, huzurlu ve keyifliyiz. Yılın bir haftasında kızları da alıp tekne turu yapıyoruz, hatta arkadaşlarımız da bize başka teknelerle eşlik ediyorlar, korsan filosu gibi olmuşuz. Teknelerde hayatını seç bayrakları var, turuncu renkli bir bayrak.

Bu güzel hayali daha kolay gerçekleştirmek için ne yapabiliriz ve bunu yaparken nelere dikkat etmemiz gerekir?

Kolay; 10 yıl sonraki haliniz bugünkü halinize bir mektup yazıp tavsiyelerine yer versin bakalım. Uygulayıp uygulamamak tamamen size kalmış.

Gelecekten mektubum - Bugüne mesajlar

Sevgili Mert,

Ben senin 52 yaşındaki halinim, çok güzel bir 10 yıl seni bekliyor. Yine de bazı konularda sana iletmek istediğim mesajlar var.

Çocuklar bizim en değerli varlıklarımızdır, hazır fırsatın varken onlarla daha fazla zaman geçir. Yaptığını biliyorum ama daha fazlasını da yapabilirsin, çocuklar için daha fazlası daha iyidir bu yaşlarda. Onlarla oyna, parka git, yaşadıklarını paylaş, beraber güzel zaman geçirin.

Eşine daha fazla zaman ayır, onu sevdiğini daha fazla göster, çok güzel yaşlardasınız, bunun kıymetini bilin. Birbirinizi gereksiz yere kırmayın, birbirinize özen gösterin ve vakit ayırın.

Yakın bir gelecekte çok fazla paranız olacak, ama bilmelisin ki para çoğu zaman hiçbir şeyi tek başına çözmez. Birbirinize duyduğunuz sevgi, saygı ve güven sizin en önemli gücünüz, bunu daha fazla yaşayın ve geleceğe yansıtın.

Arkadaşlarınızı, dostlarınızı ihmal etmeyin, güzel günlerde ve kötü günlerde onların yanında olmaya gayret edin. Her şeyi başardığınızda bile başarınızı ancak etrafınızdaki insanlarla ölçebilirsiniz. Zengin, başarılı ancak yalnız olan bir insan aslında hiçbir şey başarmamıştır.

Bugün kendine dert ettiğin bazı şeylerin zerre kadar bile önemi yok biliyor musun. Ayrıca hayallerini gerçekleştirmek için herhangi bir şey yapmak zorunda filan da değilsin.

Tanrı/Evren senin isteklerini yerine getirmek için insanlar aracılığı ile çalışıyor, sadece yukarıda proje bölümünde yer vermiş olduğun şeylere bile bakman yeter.

Her şeyin tam vaktinde senin için en güzel zamanda gerçekleşeceğine güven ve olayların akışını gereksiz yere zorlama.

Arada bir bu mektubu oku ve geleceğini şekillendirirken burada sana yazdıklarımı unutma.Ne olursa olsun seni çok seveceğimden emin olabilirsin, 10 yıl sonra buluştuğumuzda bu mektubu okuyup birbirimize sarılacağız.

Sevgiler,

10 yıl sonraki Mert.

P.S: Her türlü sorunuz ve talebiniz için iletişim adresim: mert.cuhadaroglu@gmail.com

12 Mart 2013 Salı

Hayalini Seç; 23,5. Hafta bülteni


Merhaba; 23,5. hafta kısa ara bülteni ile karşınızdayım. Bu bültende hayal kurmaktan bahsedeceğiz, güzel hayallerden tabii ki. Bazen güzel hayaller kurmakta güçlük çeken insanlarla karşılaşıyorum, sizde onlardan birisiyseniz yazdıklarım ilginizi çekebilir. Yok ben zaten güzel hayal kurarım diyorsanız belki farklı bir bakış açısı iyi gelir. Keyifle okumanızı ve hayalinizi seçmenizi dilerim.

Benim için hayal kurmak; su içmek, nefes almak gibi bir şey, yani her şeyimi elimden alsalar hayallerim kalır yine, belki de iflah olmaz bir iyimser olmamı hayal gücüme borçluyum. Hayallerim bugüne kadar beni hiç yanıltmadılar, ne zaman onların peşine düşsem hep güzel şeyler oldu, hepsini gerçekleştirdim anlamında söylemiyorum bunu, sadece değişimler hep iyi yönde oldu, zaten geriye dönüp baktığınızda fark edersiniz değişim hep iyiye doğru olur ve hayaller bunun önemli bir parçasıdır.

Kendimi bildim bileli çok kitap okurum ben, kitaplar hayal gücümü geliştirmemde çok etkili oldular. Jules Verne’e bayılırdım mesela, kendimi dünyayı 80 günde gezerken ne kadar çok hayal ettiğimi bilseniz şaşarsınız.

Kitaplar ve kitap okumak hayal gücünü besler; çünkü kitaplarda karakterleri kendin kafanda şekillendirirsin; tipini, duruşunu, sesini, gülümsemesini, her şeyini.

Bazende kitaptaki karakterlerin yerine kendini veya senin için önemli olan insanları yerleştirip öyle okursun kitabı. Hadi itiraf edin bir detektif romanı okurken kendinizi onun yerine koymuş olmalısınızJ.

Şimdi şöyle yapacağız, ben birer paragraflık birkaç tane kısa hikaye yazacağım, sizde kendinizi bu hikayedeki kahramanlarla özdeşleştireceksiniz, sonra size bir iki soru soracağım, cevaplayıp cevaplamamak tamamen size kalmış.

HİKAYE 1

Marmaris ve Datça arasındaki henüz bozulmamış, deniz kıyısındaki köylerden birisindeydi otel. Yol kah deniz kıyısını takip ediyor, kah dağların içinden kıvrılıyordu. Dalaman havalimanından kiraladıkları arabanın camını açtı ve doğanın seslerinin içeri dolmasına izin verdi. Yanındaki sevgilisine gülümsedi, tek elini direksiyondan çekerek onun elini tuttu, tek el ile araba kullanabilirdi, trafik yok denecek kadar azdı. Sadece yol çalışmalarına dikkat etmesi gerekiyordu. Mayıs sonuydu, okulların kapanmasına ve tatil sezonunun tam olarak açılmasına biraz zaman vardı, bu nedenle yollardaki onarım çalışmalarına hız verilmişti.

Köye vardıklarında arabayı deniz kıyısına park etti, otele kara yolu ulaşımı yoktu. Deniz kıyısındaki cafelerden birisine oturdular ve türk kahvesi sipariş ettiler. Cep telefonunu çıkararak oteli aradı, tekneyle alınmak için hazır olduklarını söyledi.

Kahvelerini bitirip hesabı ödemeye hazırlanırken küçük bir tekne masmavi suları ortasından ikiye bölerek kıyıya yaklaştı, teknedeki adam onlara el salladı, karşılık verdiler. Aracın arkasından küçük bavullarını alarak tekneye bindiler. Tekne hareket etti, arka tarafta oturdular, birbirlerine sarıldılar, rüzgar yüzlerini okşarken kendilerini bekleyen güzel tatili düşündüler.

Soru 1: Hikayedeki kahraman sizsiniz, peki yanınızdaki sevgili/eş kim? Şu an onunla mı birliktesiniz, değilseniz neden?

HİKAYE 2

Hep bunu hayal etmişti, sonunda gerçekleştiği için çok sevinçliydi. İnsan gerçekten ne istediğine çok dikkat etmeli, gerçek olabiliyor diye düşündü ve gülümsedi.

Sabahın erken saatleriydi, elinde gazeteleri ile sahilde yürümeye başladı, bisikletle yanından geçen hiç tanımadığı birisine gülümsedi. Merdivenlerden inerek deniz kıyısındaki derme çatma balıkçı barakasına indi. Ahmet Kaptan’a selam verdi, buraya son zamanlarda sık geldiği için işletmecisi ile ahbap olmuştu artık. Demli bir çay ve çift kaşarlı tost siparişi verdi.

Gazetenin 7. Sayfasını açtı, ekonomi bölümünde kendisiyle işi hakkında yapılmış olan bir röportaj vardı. Keyifle okumaya başladı, bir sigara yaktı, evet başarmıştı, mutlu ve huzurluydu. En iyi yaptığı şeylerle, en çok keyif aldığı şeylerin kesişim kümesini bularak atıldığı yeni kariyerinde pek çok insana hayrı dokunmuştu. En önemlisi de buydu sanırım, yaratıcılığını kullanarak insanların hayatlarında olumlu bir fark yaratmıştı.

Soru 2: Hikayedeki kahraman sizsiniz, bu röportaj sizinle yapılmış, röportaj ne hakkında? Siz ne iş yapıyorsunuz?



HİKAYE 3

3 kişilik bir arkadaş grubuyla çıkacakları mavi yolculuk için hazırlıklar aylar öncesinden başlamıştı neredeyse. Şimdi tekneye çıkarken çok keyifliydi. Uzun uzun alışveriş yapmışlar, belki içki miktarını biraz abartmışlardı ama olsun.

Kaptan deneyimli bir denizciye benziyordu, dost canlısı ve konuşkandı, ilerlemiş yaşına rağmen hareketleri oldukça çevikti.

Kısa bir seyrin ardından bu geceyi geçirecekleri koya demirlediler. Kaptan onlara güneş batmadan yüzmelerini önerdi, kendisi de biraz balık tutmaya çalışacaktı.

Çocuklar gibi bağırarak kendilerini soğuk sulara fırlattılar, aylardan Haziran’dı, koyda çok uzakta demirlemiş olan bir yelkenli dışında başka tekne yoktu. Uzun süre denizde kaldılar, koyu baştan sona yüzdüler, tekneye çıkıp sıcak bir duş aldılar ve giyindiler. Hava hızlıca kararırken buzdolabından 3 tane soğuk bira alıp arka tarafa geçtiler. Ne iyi yapmışlardı bu tatile çıkarak, gerçi eşlerden izin almak biraz zor olmuştu ama sadece 3-4 gün kalacağız diyerek ikna etmişlerdi.

Biraz sonra Ahmet Kaptan yemeğin 5 dakika sonra hazır olacağını bildirdi, sofra kurulmuştu. Beyaz peynir, yeşil salata, mangalın üzerinden yeni alınmış dumanı tüten çipuralar ve çay bardaklarında rakı. İpod’unu açtı, en sevdiği şarkılardan birisini seçti, çay bardaklarını kaldırdılar ve dostluklarına içtiler. Yaşamak güzel şeydi doğrusu.

Soru 3: Hikayedeki kahraman sizsiniz, bu yolculukta yanınızda olan arkadaşlarınız kimler, en son ne zaman böyle bir yolculuk yaptınız, yakında yapmanıza engel olan bir şey var mı?

4. VE SON HİKAYE

Güzel bir bahar gününde evinizin bahçesindeki erik ağacının altında oturuyorsunuz, ağaç çiçek açmış, ayaklarınız çıplak olarak çimenlerde, elinizde bir kitap var.

Torunlarınız bahçede oynuyor, uzaktan sesleri geliyor, kediniz ayaklarınızın dibinde.

Kitap sizin hayatınızı anlatıyor, sizin izninizle bir yazar sizle yaptığı ve kaydettiği söyleşileri kitap yapmış. Kitabın ismi “Çok Geç Olmadan”.

Kitabın arka kapağında çok geç olmadan fark ettiğiniz, hayatınızda uyguladığınız ve insanlarla paylaşmak istediğiniz şey her ne ise ona dair bir paragraflık kısa bir yazı var.

Soru 4: Bu yazıda ne yazmasını istersiniz?

Başka hikayelerde anlatabilirim kuşkusuz ve ben yazdığım sürece hepsi birbirinden güzel günlere ait olur. Hikayeleri okurken kendinizi kahramanın yerine koyup hayal etmeyi başardınızsa sizin hayaliniz de gerçek olabilir.

Sevgiler.


11 Mart 2013 Pazartesi

Potansiyelimi nasıl daha fazla kullanabilirim, 23. hafta bülteni


Merhaba; 23. Hafta bülteni ile karşınızdayım. Blogdaki yazı sayısı 40’ı aştı, eski yazılarda ele alınmamış sizin için önemli bir konu var ise bana iletmeniz durumunda bir bültende ele alabilirim. Her ihtimalde konu ile ilgili bildiklerimi size aktarırım. Bu haftaki konumuz “potansiyelimi nasıl daha fazla kullanabilirim”. Umarım keyifle okur ve arzu ederseniz bahsedilen yöntemleri uygularsınız.

Koçluk dediğimiz zaman pek çok tanımla karşılaşıyoruz. Benim kendi tanımım, kişiyi istediği şeylerin önemli bir kısmının zaman içinde olabileceğine ve yapabileceğine inandırmak. Daha klasik bir tanım, değişim sürecinde kişiye profesyonel rehberlik etmek şeklinde. Potansiyel kelimesinin kullanıldığı bir tanımı da var koçluğun. Kişinin içindeki potansiyeli fark etmesini ve kullanmasını sağlamak. Bu hafta bu konu üzerinde fikirlerimi paylaştım.

Potansiyel hepimizde var, ben hepimizin dünyada en az bir konuda çok eşsiz olduğumuza inanıyorum, bu konuyu bulabilenler genellikle daha başarılı, mutlu ve huzurlu bir hayat sürüyorlar.

Potansiyel hepimizde var ise onu niye tam olarak kullanamıyoruz. Bunun bence en önemli sebebi iletişim kurmaktaki eksikliklerimiz.

İletişim dediğimizde ben bunu ikiye ayırıyorum, Kendimizle olan iletişimimiz ve diğer insanlarla olan iletişimimiz şeklinde.

Kendimizle olan iletişimimiz, kafamızda dönüp duran düşünceler ve senaryolar. Anda kalmayı başaramadığımız her zaman kafamız düşüncelerle doludur, bunu  engellemenin bir yolu da yoktur, ama en azından istediğimiz şeyleri, olmasını istediğimiz şekliyle düşünmek mümkündür.

Size keyif verecek bir rüya görecek olsanız bu rüyanın nasıl olmasını istersiniz?

Kendimizle olan iletişimimizde yaptığımız en büyük hata kötü senaryo yazımı. Çok ama çok kötü senaristleriz çoğumuz. Ondan sonra da ortaya çıkan filmi yerden yere vurup duruyoruz.

Olaylara sadece kötü tarafından yaklaşmak potansiyelimizi sınırlar.

Bir futbol sahası düşünün, kötü senaryo yazımı ile kendi yarı sahanızda oynuyorsunuz, oysaki maçı kazanmak için gol atmak lazım, siz rakip sahaya gitmiyorsunuz bile. Kendi yarı sahanızda al gülüm ver gülüm takılıyorsunuz.

Yapmanız gereken şey “bu senaryom gerçekten %100 doğru mu, başka nasıl ihtimaller olabilir?” sorusunun üzerinde düşünmek ve mümkünse yazmak.

Danışanlarımla aramda geçen bazı diyaloglardan örnek vermek istiyorum:

D1: Bu hafta işyerinde performans görüşmesi vardı, beklentimin altında bir not aldım, patronum beni sevmiyor.

D2: Sevgilimle bu ay sadece bir kere görüşebildik, sanırım yakında ayrılacağız.

Olası bazı diğer senaryolara bakalım.

Beklentimin altında bir not aldım;

Ø  Patronumun bana olan sevgisi ile objektif bir şekilde vermiş olduğu not arasında bağlantı olamaz

Ø  Gerçekten kötü performans sergilediğim  bir dönemdi, patronum bana hak ettiğim notu vererek aslında bana iyilik yaptı ve önümüzdeki dönem daha iyi olmamın önünü açtı.

Ø  Geçen dönem tam not almıştım, bir dönemde bana olan sevgisinde ne değişmiş olabilir ki.

Ø  Benimle uzun uzun konuştu, güçlü yönlerimi paylaştı ve beklentilerini sıraladı, sevmiyor olsa bunları niye yapsınki.

Ø  Daha geçen hafta iş yemeğinde benden övgüyle söz etmişti.

Bu ay sadece bir kere görüşebildik;

Ø  Sevgilimin işleri hiç olmadığı kadar yoğun, bana zaman ayırmak istediğini biliyorum aslında

Ø  Geçenlerde bir kere buluşmak için aradığında benim işim vardı, tamamen aklımdan çıkmış bu

Ø  Aslında geçen Çarşamba akşamı buluşabilirdik ama dizi seyretmeyi tercih ettim

Ø  Beni iş arkadaşlarıyla yemeğe davet etti, sıkılırım diye gitmedim

Ø  Önümüzdeki ay beraber tatile gideceğiz, benden ayrılacak olsa niye tatile gitsin ki.

Örnekleri çoğaltmak mümkün.

Kafanızın içinde dönüp dolaşan senaryoları şöyle bir masaya yatırın bakalım, başka hangi ihtimaller olabilir, bir düşünün, ancak o zaman potansiyelinizi kullanmaya başlayabilirsiniz.

Bir olasılıklar denizinde yaşıyoruz ve sürekli düşündüğümüz, dikkatimizi verdiğimiz şeyleri yaratma gücüne sahibiz. Kafanızın içinde sürekli dönüp duran felaket senaryolarını değiştirmenin zamanı gelmiş olabilir. Kendinize bir “field of dreams” yaratın. Bu arada izlemediyseniz bu filmi de izlemenizi öneririm.

İletişim ikiye ayrılır demiştik, kendimizle olan iletişimimiz ve diğer kişilerle olan iletişimimiz. Yukarıda kendimizle olan iletişimimizi incelemiştik, şimdi kısaca diğer kişilerle olan iletişimimizden bahsedeceğim.

Çok sık duyuyoruz, iletişim çağında yaşıyoruz diye. Diğer yandan; insanlar arasındaki iletişimin bu kadar kötü olduğu başka bir çağda olmamıştı herhalde, her türlü iletişim aracı var ama gerçek iletişim yok.

Özellikle yaşı 35’in altında olan danışanlarımdan bu konuda duyduklarım beni hem şaşırtıyor hem de üzüyor.

Bizim için önemli olan insanlarla mümkün olan durumlarda fiziken görüşmeliyiz, bunun yerini hiçbir şey tutamaz ve fiziki bir görüşmede ele alınması gereken konuları telefonda, mesaj veya mail ile konuşmak aslında iletişim kurmamaktır.

Bir danışanımın nişanlısı başka bir kentte yaşıyor ama aradaki mesafe çok da uzak değil. Rahatlıkla bir haftasonu tatilinde görüşebilirler. Fakat bunu yapmak yerine kendilerince önemli olan konuları mesaj veya maille iletmeye devam ediyorlar. Evlenmeyi planlıyorlar ama bütün önemli kararlar telefonda alınıyor ve dolayısı ile zaman zaman büyük kavgalar ediyorlar. Buluşmaya ve buluştuklarında önemli konuları konuşmaya karar verdiklerinde bütün bu iletişim sorunu çözülecek. “Perdenin rengini sorduğumda sanırım beğenmedi, beni beklemeye aldı”, “TV büyük ekran olsun dediğimde gönderdiği mesajın sonuna gülücük eklememiş”, “mailime 3 saat sonra yanıt verdi, bir konuyu özellikle yanıtlamamış gibi” sorunlar yaşanmayacak.

Bir başka danışanım annesinden özür dileyecek. Önemli bir konu. Aralarında sadece bir boğaz köprüsü var ama bir türlü görüşemiyorlar. İnsan annesinden onu görme ve konuşma ihtimali varken telefonda özür diler mi, hele konu da gerçekten önemliyse. Vallahi benim aklım almıyor gerçekten. Sonra “telefonda annem soğuk konuştu”, “acaba beni affetmedi mi, hala bana kırgın mı” diye bir hafta kafayı ye. Yahu git sarıl annene, olay çözülsün, belki özür dilemene bile gerek kalmaz.

Eskiden mektup yazmak diye bir olay vardı, sonra onun yerini mail ve mesaj aldı. Tamam bunu anlıyorum ama mektup kime yazılırdı, genellikle uzakta yaşayan ve görüşme ihtimalimiz az olan kişilere yazılırdı. Sevgilinizle, ailenizle, arkadaşlarınızla en azından önemli konuları yüz yüze görüşün. Bu tahmin ettiğinizden daha önemli bir fark yaratabilir.

Diğer insanlarla olan iletişiminizi kuvvetlendirmek adına yüz yüze görüşmelerde yapabilecekleriniz konusunda da bir iki şey söylemek istiyorum. Bu konu ilginizi çekiyorsa meta programlarla ilgili bültenimi  http://hayatinisec.blogspot.com/2013/02/patronumla-kaynvalidemle-sevgilimle.html okuyabilirsiniz.

Konu konuyu çağrıştırdı, burada bir parantez açıyorum. Byron Katie’nin Work isimli bir çalışması var, bu çalışmada kullanılan sorulardan bir tanesi ilişki problemlerinde çok işe yarıyor, ben seanslarımda kullanıyorum, sizinle de paylaşmak istedim.

İlişkimizin daha iyi olması için Annemin / Sevgilimin / Patronumun …………….. (yapmasına) ihtiyaç var.

Örnek veriyorum:

İlişkimizin daha iyi olması için sevgilimin bana daha romantik davranmasına ihtiyaç var.

İlişkimizin daha iyi olması için sevgilimin beni arkadaşları ile tanıştırmasına ihtiyaç var.

İlişkimizin daha iyi olması için sevgilimin bana sürprizler yapmasına ihtiyaç var.

Şimdi aynı cümleleri “sevgilimin bana” ibaresini çıkararak ve yerine “benim sevgilime” yerleştirerek ve fiilleri düzelterek tekrar okuyun.

İlişkimizin daha iyi olması için benim sevgilime daha romantik davranmama ihtiyaç var.

İlişkimizin daha iyi olması için benim sevgilimi arkadaşları ile tanıştırmama ihtiyaç var.

İlişkimizin daha iyi olması için benim sevgilime sürprizler yapmama ihtiyaç var.

Cümle yapısı biraz bozuk olabilir, sorun değil, ana fikri anladınızJ.

İçinizden gelerek isteyerek yapacağınız şeylerin birebir aynı formatta olmasa bile sizi mutlu edecek şekilde geri döneceklerinden emin olabilirsiniz.

Görmek istediğiniz değişim siz olun, gerisi kendiliğinden gelecektir.

Kapa parantez:))

Diğer insanlarla olan iletişimimizin potansiyelimizle ne alakası var diyorsanız size şunu söylememe izin verin lütfen.

Bugün dünyaya baktığınızda daha başarılı, mutlu ve huzurlu olan insanların bir iki istisna dışında neredeyse tamamı insan ilişkileri üzerinde uzmanlaşmış olan veya insan ilişkileri mükemmele yakın olan kişilerdir.
 
Benzer şekilde hayattan keyif alan insanların önemli bir kısmının çok iyi anlaştıkları geniş bir çevreleri vardır. Bütün bunların altında ise insanlarla onlara değer verdiğinizi gösterecek bir şekilde iletişim kurmak yatar, bunu yüz yüze görüşerek ve ben bu ilişkiye ne verebilirim yaklaşımı ile yaparsanız büyük bir avantaj sağlarsınız.

Perşembe günü yeni bir yazıda görüşmek üzere sevgilerimle.


PS: Bültende yer verilen konular ile ilgili olarak mert.cuhadaroglu@gmail.com adresinden bana ulaşabilirsiniz. Kişiye özel tam günlük koçluk ve kişisel gelişim semineri ile ilgili tanıtım bültenini güncelledim. Yan tarafta Şubat ayı yazıları içinde bulabilirsiniz.

Hayatını Seç isimli kitabımla ilgili bilgi edinmek veya sipariş vermek için aşağıdaki linke tıklamanız yeterlidir.


 

7 Mart 2013 Perşembe

Nasıl hayatta kaldım, kabullenmek ve teslimiyet üzerine, 22,5. hafta bülteni


Merhaba; 22.5 hafta kısa ara bülteni ile karşınızdayım. Bu haftaki konumuz teslim olmak veya kabullenmek. Bu kelime herkes için farklı çağrışımlar yapıyor, ben de farklı bir bakış açısı sunmaya ve kişisel gelişimle bağlantısını kurmaya çalıştım elimden geldiğince. Umarım keyifle okur ve arzu ederseniz bahsettiğim yöntemi uygularsınız.

Bir durum oluştuğunda ve bu durumdan hoşlanmadığımızda temelde 3 tane seçenek vardır. Birincisi bizi üzen bu durumdan kaçmaktır, lakin bu her zaman mümkün olmaz. İkincisi ise durumu değiştirmek için bir şeyler söylemek veya yapmaktır.

Eğer ilk ikisini yapmayı istemiyorsak veya mümkün değillerse üçüncü seçenek gelir. İşte bu teslim olmaktır, ama arkasında yatan anlam biraz farklıdır.

Durumu geçici olarak kabul ediyorum ve ona direnmiyorum, mutlaka bu durumun içinden çıkmam için gereken bilgi veya yardım en doğru zamanda bana gelecektir anlamında bir teslimiyet. Anda kalmak, şimdiye teslim olmak gibi.

Kendi başımdan çok uzun yıllar önce geçen bir olayı sizlerle paylaşmak istiyorum, bu hikaye anlatmak istediklerimi çok güzel anlatıyor bence.

Bundan 20 yıl önceydi, üniversite 2. sınıftaydım, Özge ile çıkmaya yeni başlamıştık, ortak arkadaşlarımız vardı, derslerim iyiydi, en ufak bir sıkıntım dahi yoktu, hayatımın en keyifli ve eğlenceli dönemlerinden birisi idi kısacası.

Buna rağmen arada bir canım sıkılıyor ve değişik şeyler yapmak istiyordum. Derken bir gün haftasonu Bolu Melen Çayı’nda üniversitenin rafting gezisi düzenlediğini duydum.


Aylardan Şubat, ama bu kış olduğu gibi hava İstanbul’da fena değil. Hocalarımızdan birisi ve Özgür Yaver isimli arkadaşım da geziye katılacaklardı, bende adımı yazdırdım.

Gezi çok eğlenceli başladı, lakin Bolu’ya geldiğimizde hava sıcaklığı oldukça düştü ve karın bol yağmış olması nedeniyle ırmağın şiddeti biraz gözümü korkuttu. Yine de oraya kadar gitmişken yapmadan dönmek istemedim.

Bir köy kahvesinde sıcak bir çay içtikten sonra nehir kıyısında hazırlanmaya başladık. Bize dağıtılan sörf kıyafetlerini, can yeleklerini giydik ve kasklarımızı taktık. Kısa ama yeterli bir bilgi aktarımı yapıldı, işlerin ters gitmesi durumunda neler yapmamız gerektiğini de ayrıntılı olarak söylediler. Bir sigara yaktım, niye bir şeyler ters gitsinki diye düşündüm, ne anlamsız.

Rotamızın başlangıcı boğazda tekne sefasından farksızdı, şarkılar söyleyip basit girdapları aştıkça küreklerimizi birbirine vurarak kutlama yapıyorduk. Sanırım 2 veya 3 bot idik toplamda. Hocamız ile aynı bottaydım, Özgür bizim botta mıydı başka botta mıydı hatırlamıyorum.

Zaman geçip nehirde ilerledikçe işin şekli değişmeye başladı yavaşça. Hava iyice bulutlandı ve karardı, suyun rengi bulanıklaştı ve ırmağın şiddeti oldukça arttı. Eriyen karların ırmağın zorluk derecesini artırdığını öğrendik. Artık şarkılar söylemekten ziyade bir an evvel önümüzdeki rapidleri (suyun adeta kaynadığı kayalıklar) aşıp varış noktasına ulaşmaktan başka bir şey düşünmüyorduk. En önde giden bot bizimkiydi.

Önümüzde çok tehlikeli olduğu her halinden belli olan bir rapid belirdi, son sürat üzerine doğru ilerliyor ve botun yönünü değiştirmek için hiçbir şey yapamıyorduk, bot son sürat kayalara bindirdi, havalandı ve ters döndü. İçindekilerin tamamı biz dahil buz gibi nehire düştük. Nasıl oldu bilmiyorum ama bottaki diğer kişiler kıyıya yakın tarafa düşüp biraz çaba ve yardım ile kendilerini kıyıya atarken ben tam nehrin ortasına düştüm ve deli gibi sürüklenmeye başladım. Kaşla göz arasında arkadaşlarımı gözden yitirmiştim.

Bize çok detaylı olarak anlatmışlardı, eğer suya düşersek; çırpınmayacak, sırt üstü uzanacak ve ekipmanımıza güvenerek birilerinin gelip bizi sudan çıkarmalarını bekleyecektik.

Benim için açıkçası pek mümkün olmadı, en azından başlangıçta:).

Tüm anlatılanlara rağmen ilk büyük hatamı nereye gittiğimi görmek için yüzümü nehrin aktığı yöne çevirerek yaptım, sırt üstü yüzemezdim, nereye gittiğimi görmem lazımdı. Sonuç olarak bol miktarda su yuttum. Daha sonra tüm gücümü kıyıya doğru yüzmek için kullandım ve kısa sürede bütün gücümü tükettim. Bize bunun anlamsız bir çaba olacağını, kendimizi akıntıya bırakmamız söylenmişti, ama ben buna rağmen iyi bir yüzücü olmama güvenerek kıyıya ulaşmaya çalıştım. Bırakın kıyıya ulaşmayı akıntının merkezinden bir metre sağa veya sola bile gidemiyordum aslında.

Çok su yutmuş ve gücümü tüketmiştim. Durumdan kurtulmak için verdiğim mücadele ve gösterdiğim direnç hiçbir işe yaramamıştı. Artık rapidlerde üzerimde can yeleği olmasına rağmen suyun altına çekiliyor ve gözüm kararıyordu. Kitaplarda anlatılan hayatımın film şeridi gibi gözümün önünden geçmesi olayını birebir yaşadım, tüm görüntüler oradaydı gerçekten.

Bu kadar erken olmamalı diye düşündüm, ikinci bir şansı hak ediyordum, dua ettim. Sonra bir ses yankılandı kafamın içinde, “güven” dedi bana.

Kalan son gücümü topladım, artık direnmeyecektim, suyun üzerine çıktım yine, bu kez sırtımı akıntıya doğru verdim, bu şekilde beni kurtarmaya gelecek birileri olursa onları da görebilecektim. Durumu kabul ettim, teslim oldum, akıntıya bıraktım kendimi ve hiç mücadele etmeden sakince sürüklenmeye başladım, eğer bir fırsat ortaya çıkarsa o zaman değerlendirecektim. Tanrı da beni yalnız bırakmayacaktı, arkadaşlarım yakınlarda bir yerlerde olmalıydı.

Etrafıma baktım, doğa çok güzel gözüküyordu, biraz keyif almaya çalıştım, korkumu yenmiştim, gerekirse ırmağın en sonuna kadar bu şekilde gidebilirdim.

Derken uzaktan bir bot gözüktü, giderek yaklaştı ve arkadaşım Özgür’ün uzattığı ele tutunarak beni kurtarmak için gelen bota çıktım. Hayat bana ikinci bir şans vermişti. Bir hafta sonra aynı parkurda maalesef bir kişi öldü ve parkur geçici olarak kapatıldı.

Şimdi aradan 20 yıl geçtikten sonra orada deneyimlemiş olduğum dersin aslında hayatımız üzerine uygulayabileceğimiz pratik yanını görebiliyorum.

Eğer durumu değiştirmek veya durumun dışına çıkmak için yapabileceğimiz bir şey yoksa en anlamlı tercih durumu önce kabul etmek. Durumu kabul edip içten bir şekilde teslim olduğunuzda yani anda kaldığınızda her şeye tekrar başlamak için harika bir pozisyon kazanıyorsunuz. Ondan sonra evrenin mucizeleri kendilerini gösteriyorlar, daha önce değil.

Hepiniz gibi bende hoşlanmadığım pek çok durumla karşılaşıyorum ve bu durumlarda artık kendime şu soruları sormayı alışkanlık haline getirdim.

Soru 1: Hoşlanmadığın bu durumun dışına çıkmak için bir şansın var mı veya durumun dışına çıkmayı gerçekten istiyor musun?

Soru 2: Hoşlanmadığın bu durumu değiştirmek için kısa vadede yapabileceğin bir şey var mı?

Eğer bu sorulara olumlu bir yanıt verip durumun dışına çıkamazsam o zaman en son ve en etkili soru geliyor.

Soru 3: Herhangi bir yargılama, suçlama yapmadan bu durumu olduğu gibi kabul edebilir misin?

Evet, yargılama yok, suçlama yok, her şey aslında olması gerektiği gibi, sadece şu anda göremiyorum, ileride bunu fark edeceğim ve aslında hoşlanmadığım bu durumun içinde güzel bir şeyler yaratmış olduğumu göreceğim.

Her zaman yapabiliyor muyum, hayır. Altı ay önce 10 olayın 6’sında yapabiliyordum, artık 8’inde uygulayabiliyorum.

İşinize yarayabileceğini düşündüğüm bir olumlama (afirmasyon) yazdım, eğer bunu söylemek sizde olumlu duygular yaratıyorsa gün içinde zaman zaman tekrarlayabilirsiniz. Bu durumları kabul etmenizde ve yaşanana teslim olmanızda katkı sağlayabilir.

“Durumu geçici olarak kabul ediyorum ve ona direnmiyorum, mutlaka bu durumun içinden çıkmam için gereken bilgi veya yardım en doğru zamanda bana gelecektir.”

Unutmayın, her şey geçicidir, sizi üzen durum her neyse çok uzun sürmeyecek aslında, eğer direnmeyi bırakırsanız geçiş süresini de kısaltırsınız. Ayrıca olayları yargılamadan oldukları şekliyle kabul etmek kendinize ve Tanrıya/Evrene güvenmeninde bir göstergesidir.

Her ne olursa olsun bir şekilde çözersiniz, nereden mi biliyorum, bugüne kadar hep öyle yaptınız çünkü, sizlere güveniyorum.

Sevgiler.
 

PS: Bültende yer verilen konular ile ilgili olarak mert.cuhadaroglu@gmail.com adresinden veya kitabımla aynı ismi taşıyan @hayatinisec twitter hesabından bana ulaşabilirsiniz. Kişiye özel tam günlük koçluk ve kişisel gelişim semineri ile ilgili detaylı bilgiye Burçin Titizel'in blog yazısından http://cekimyasam.blogspot.com/2013/03/hayatn-sec-kitabnn-yazar-mert.html ulaşabilirsiniz. Geçen hafta Skyturk kanalında katıldığım programın linkini beni sadece blogtan takip eden  kişiler için aşağıda tekrar paylaşıyorum.


 

4 Mart 2013 Pazartesi

Sırrın devamı/anda kalmak üzerine - 22. hafta bülteni


Merhaba, 22. Hafta bülteni ile karşınızdayım. Geçen hafta kaldığımız yerden devam ediyoruz. Anda kalmak teknikleri üzerine yazdım. Keyifle okumanızı ve uygulamanızı dilerim.

Geçen hafta yazılı şükür egzersizlerini her gün karşılaşabileceğimiz “küçük” olaylar üzerinden yapmanın bizi anda tutabilecek kilit noktalardan birisi olduğundan bahsetmiştik.

Güzel bir gün yaratmanın en güzel yöntemlerinden birisi kesinlikle güne güzel bir sabahla başlamaktır. Peki biz güne fiziksel olarak nerede başlıyoruz, yatak odamızda ve yatağımızda.

Bir sabah uyanınca 10 dakika boyunca yataktan kalkmadan ama uyanık şekilde yatak odasında güne başlamadan nelere şükredebilirim, hangi objeleri seviyorum ve bana neleri hatırlatıyorlar, oturdum bunları yazdım.

İnanılmaz güzel ve enerjik bir gün oldu. İşin daha da güzel kısmı, beynim yazdıklarımı “önemli” olarak algıladı ve izleyen sabahlarda gözümü açar açmaz otomatik olarak bana hatırlatmaya başladı.



Aşağıda kendi yazımı paylaşıyorum, güzel bir sabah için en az bir kere yatak odanızda size keyif veren her şeyi yazıya dökmeniz yeterli. İzleyen sabahlarda ise tek yapmanız gereken normalde kalktığınız saatten 10 dakika önce uyanarak gözlerinizi çevrede dolaştırmak ve güne başlamadan küçük şeylerin tadını çıkarmak.

Benim yazım:

Yatağımızın sağ tarafındaki duvarda büyük kızım Duru’nun yapmış olduğu çok güzel resimler var. Bir tanesinde annesini çizmiş, bir diğerinde ise 4 kişilik tüm ailemizi. Bu resimlere bakmak insanın içini huzurla dolduruyor. Yine aynı duvarda Kartalkaya’yı tanıtan çok güzel resimlerle süslü bir gazete yazısı var. Önümüzdeki kış ailecek Kartalkaya’da tatil yapmanın hayalini kuruyoruz ve bu bize büyük keyfi veriyor.

Hala aynı duvardayım ve güzel bir yazı asılı. “Today the most important thing ise that I feel good”. Ben bunu şöyle çevirmek istiyorum; “Bugün en önemli şey kendimi iyi hissetmem, yani anda kalmam”.

Yatak cama bitişik ve açılabilen küçük bir cam var, biraz araladığınızda ve dikkatle dinlediğinizde kuş seslerini duyup baharın geldiğini anlayabilirsiniz. Sadece Ülkemize değil kendi hayatlarımıza da bahar gelmiş gibi.

Sol tarafta giysi dolabı var, bana ait tarafın sürgülü kapağında vizyon panom asılı. Yelken yapan bir adamın resmi, birbirini sevdikleri her hallerinden belli olan çiftlerin fotoğrafları, tropik bir ada, ağaca kurulmuş hamak, bir kruvaziyerin jakuzili balkonu, kimbilir yolculuk nereye, iyi bir koçun özelliklerinin sıralandığı tablom.

Giysi dolabının açık kapaklarının birisinin arkasından giymekten hala keyif aldığım gömleklerim gözüküyor, onları özellikle o şekilde yerleştiriyorum.

Dolabın üst tarafında yolculuğa çıkmaya hazır bir bavul, 15-20 dakika içinde herhangi bir yere gitmek için hazırlanabilirim. Sol tarafımda bir gece lambası, gece yatağımda istediğim zaman ışığını açabilirim.

Bazı geceler yatmadan önce kitap okurken bu ışıktan faydalanıyorum. Yatmadan önce bana keyif veren bir kitaptan 5-6 sayfa okumayı seviyorum. Sonra gözlerim kapanıyor, kitabı komodinin üzerine bırakıyor ve ışığı kapatıp uykuya dalıyorum.

Odanın lambası daha doğrusu avizesi çok güzel. Basit bir cam fanus içinde sarkan renkli taşlardan oluşuyor. Yeni evlendiğimizde Şişhane’de bir avizeciye gitmiş ve şeklini çok beğenmiştik. Lakin aynı zamanda taşların rengi ve sıralanışı daha farklı olsa çok daha güzel olabilirdi diye düşünmeden de edemedik. Hayatını bu meslekte geçirmiş olan yaşlı usta bize dönerek “evladım, ben çok yorgunum, isterseniz size renkli taşlar vereyim, kendi avizenizi kendiniz yapın” dediğinde ise çocuklar gibi sevinmiştik.

2-3 saat uğraşıp eve kendi yaptığımız avize ile geldiğimizde mutluluk yüzümüze yapışmış gibiydi.

Gözlerimi odada dolaştırmaya devam ediyorum, kapının üzerinde daire şeklinde düz ve basit bir ayna var. Evet, bir feng shui objesi. Bir dönem feng shui ile ilgilendiğimizi, eve bir uzman çağırdığımızı ve dekorasyon önerilerini dinlediğimizi hatırlıyorum. Çok uzak zamanlarda kalmış olan bu hatırayı anımsamak zihnimi açıyor adeta.

Yatak odasının kapısı açık, biliyorum ki kızlar yataklarında uyuyorlar. Birazdan Duru uyanacak, tüm tembihlerimize rağmen ayağına çorap sırtına yelek giymeden salona geçecek, bende öyle yapardım, peşimden seslenen annem geldi aklıma şimdi.

Duru televizyonu açacak salonda, biz uyanmayalım diye sesini kısacak ama biz yine de duyacağız. Az sonra küçük Ada uyanacak, tek başına yatağından inemediği için “annneeee, aşağı” diye seslenecek. Beni görünce şaşıracak, onu kollarıma alıp yere bıraktığımda “yaşasın” diye bağırarak içeri koşacak.

Özge uyanacak, kızlara peynirli krep hazırlamaya başlayacak, meyve sıkacağının sesi Frank Sinatra şarkılarına karışacak ve güzel bir gün daha başlayacak.

Sizin gününüz nasıl başlasın istiyorsunuz, hadi yatak odasına gidin ve aynen benim yaptığım gibi yazın, sadece bir kere yapmanız yeterli ve ilk sabahınızdan itibaren mucizevi etkisini hissedeceksiniz.

Perşembe günü yepyeni bir konu ile birlikte olacağız.

Görüşmek üzere, şimdilik hoşçakalın.

PS: Bültende yer verilen konular ile ilgili olarak mert.cuhadaroglu@gmail.com adresinden bana ulaşabilirsiniz. Kişiye özel tam günlük koçluk ve kişisel gelişim semineri ile ilgili tanıtım bültenini güncelledim. Yan tarafta Şubat ayı yazıları içinde bulabilirsiniz. Geçen hafta Skyturk kanalında katıldığım programın linkini beni sadece blogtan takip eden  kişiler için aşağıda tekrar paylaşıyorum.