anda kalmanın önemi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anda kalmanın önemi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ekim 2015 Salı

OLDUĞUN YERİ SEV


“Olduğun yeri sevmeden olmak istediğin yere gidemezsin” dedi Bilge. “Olduğum yeri seviyor olsam, olmak istediğim tek yer burası olurdu zaten” diye yanıtladım. Anlayışla gülümsedi ve en baştan kısaca tekrar anlattı.

“Olduğun yeri sevmelisin çünkü orası olabileceğin en iyi yer ve bunu anlamadan ileri gidemezsin. Geçmişinde söylediğin veya yaptığın şeyler seni buraya getirdi, bundan daha iyi bir başlangıç noktası olamaz, çünkü buradasın.”

“Ben öyle düşünmüyorum, daha farklı davransaydım daha ileri bir noktada olabilirdim. 5 yıl önce bugünkü aklım olsaydı varmak istediğim yere belki de çoktan varmış olurdum.”

“Bugünkü aklım dediğin şeyin önemli bir kısmı son beş yılda şekillendi, son beş yılda öğrendiklerini senden geri alsam ve seni zamanda beş yıl öncesine geri göndersem muhtemelen yine aynı şeyleri yapar ve üç aşağı beş yukarı aynı yolu izlerdin.”

Düşündüm, Bilge haklıydı, ama yenilgiyi bu kadar çabuk kabul etmek istemiyordum.

“Ya benim sahip olmak istediklerime doğuştan sahip olanlar ya da çok genç yaşta kavuşmuş olanlar?” diye sordum.

“Herkesin yolculuğu farklı, seninki de öyle, bu bir yarış değil. Hayal ettiğin her şeye zamanla kavuşacaksın, sabırlı ol ve keyfini çıkar. Unutma, zamanı gelince meyveler olgunlaşır, dallar eğilir, senin olan sana gelir. İyi ki her istediğin henüz gerçekleşmemiş yoksa gerçekten çok sıkıcı bir hayatın olurdu. Hayatta tek bir gerçek başarı vardır, o da öğrenmek ve kendimizi geliştirmektir, buna son verdiğimizde yaşamaya da son veririz aslında farkında olmadan”

“Başarılı olmak için dua ediyorum ve sahip olduklarıma şükrediyorum.”

“Dua ettiğin şeyler gerçekleşmiş gibi şükretmelisin, bunu unutma”

“Yapmak istediği çok şey var ve zaman çok kısa” diye son bir serzenişte bulundum.

“Zaman izafi bir kavram, bazen az bazen çok, olduğun yeri seversen olmak istediğin yere daha hızlı gidersin” dedi ve geldiği gibi aniden ortadan kayboldu.

Bilge’nin ziyaretlerini seviyorum, belki bir gün onları kitaplaştırırım, kim bilir?

Sevgi ile kalın.

Not: Yazılarımı beğeniyorsanız Hayatını Seç, Hayatını Değiştir ve Yarına Notlar isimli kitaplarımı da okumanızı öneririm.

20 Ekim 2015 Salı

İŞLERİM KOLAYLIKLA AKIYOR

Mücadele etmeyi çok seviyoruz; mücadele etmezsek hak etmediğimizi düşünüyoruz, bu nedenle de bazen hayatımızı çok zorlaştırıyoruz. İşlerimizin kolaylıkla akması, isteklerimizi daha kolay bir şekilde elde etmek daha iyi olmaz mı? Bugün bu konudaki düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.
Öncelikle yürekten inanmanızı istediğim bir şey var, sadece doğmuş olmakla yani bu dünyaya adım atmakla bu dünyada sahip olunabilecek her şeyi hak ediyorsunuz. İlave bir çaba göstermenize gerek yok hak etmek için.
Diğer yandan yetiştirilme tarzımız çok farklı olduğu için hep bir mücadele içindeyiz. Akılcı bir şekilde emek vermek tamam, buna katılıyorum. Bir şeyi istersiniz, sonra da bunu elde etmek için inandığınız şekilde emek verirsiniz. Ama akılcılık boyutunu geride bıraktığınızda ve iş aşırı efor sarf etmeye geldiğinde müdahale etmek istiyorum, bu gerekli değil, sadece sizin seçiminiz.
Belki ancak öyle hak edildiğini düşündüğünüz için, belki mücadele ettiğinizde kendinizi güçlü hissettiğiniz için, belki yardım almayı sevmediğiniz için işlerin kolaylıkla akmasına müsaade etmiyorsunuz.
Hayatımın önemli bir bölümünü ben de bu şekilde yaşardım. Hatta hayatta en çok sinir olduğum tipler çok az bir efor sarf edip istediklerine kolayca ulaşan insanlardı. Çok sonraları bunun hayat oyununda en üst seviye olduğunu fark ettim.
İstiyorsunuz, akılcı bir şekilde emek veriyorsunuz ve sonra bırakıyorsunuz. İşleriniz kolaylıkla halloluyor. Arkadaşlarınıza anlatacak acıklı hikayeleriniz yok artık. Güzel bir hayatınız var, ne isterseniz kısa sürede gerçekleşiyor, tek yapmanız gereken neyi istediğinize karar vermek. Neyi istediğinize dikkat etmeniz gerekiyor, çünkü gerçek oluyor.
Bu konu analitik bir konu değil. Yani sadece analitik bir bakış açısı ile anlaşılabilecek veya uygulanabilecek bir alan değil. Bu nedenle size matematiksel bir öneride bulunamıyorum. Daha çok spiritüel bir konudan bahsediyoruz.
Ben bunu inanarak, dua ederek, ne istediğime dikkat ederek ve mücadelenin ne kadar gereksiz olduğunu kendime hatırlatarak yaptım. Siz de hayatınızın daha kolay bir akışta ilerlemesini istiyorsanız en azından istek ve dualarınızda buna yer verin lütfen: Hayatım kolay bir şekilde aktığı için şükürler olsun demek bile eğer içinizden gelerek ve inanarak söylüyorsanız çok etkili olacaktır.
Sevgi ile kalın.

Not: Yazılarımı beğeniyorsanız Hayatını Seç, Hayatını Değiştir ve Yarına Notlar isimli kitaplarımı da okuyabilirsiniz.

7 Mart 2013 Perşembe

Nasıl hayatta kaldım, kabullenmek ve teslimiyet üzerine, 22,5. hafta bülteni


Merhaba; 22.5 hafta kısa ara bülteni ile karşınızdayım. Bu haftaki konumuz teslim olmak veya kabullenmek. Bu kelime herkes için farklı çağrışımlar yapıyor, ben de farklı bir bakış açısı sunmaya ve kişisel gelişimle bağlantısını kurmaya çalıştım elimden geldiğince. Umarım keyifle okur ve arzu ederseniz bahsettiğim yöntemi uygularsınız.

Bir durum oluştuğunda ve bu durumdan hoşlanmadığımızda temelde 3 tane seçenek vardır. Birincisi bizi üzen bu durumdan kaçmaktır, lakin bu her zaman mümkün olmaz. İkincisi ise durumu değiştirmek için bir şeyler söylemek veya yapmaktır.

Eğer ilk ikisini yapmayı istemiyorsak veya mümkün değillerse üçüncü seçenek gelir. İşte bu teslim olmaktır, ama arkasında yatan anlam biraz farklıdır.

Durumu geçici olarak kabul ediyorum ve ona direnmiyorum, mutlaka bu durumun içinden çıkmam için gereken bilgi veya yardım en doğru zamanda bana gelecektir anlamında bir teslimiyet. Anda kalmak, şimdiye teslim olmak gibi.

Kendi başımdan çok uzun yıllar önce geçen bir olayı sizlerle paylaşmak istiyorum, bu hikaye anlatmak istediklerimi çok güzel anlatıyor bence.

Bundan 20 yıl önceydi, üniversite 2. sınıftaydım, Özge ile çıkmaya yeni başlamıştık, ortak arkadaşlarımız vardı, derslerim iyiydi, en ufak bir sıkıntım dahi yoktu, hayatımın en keyifli ve eğlenceli dönemlerinden birisi idi kısacası.

Buna rağmen arada bir canım sıkılıyor ve değişik şeyler yapmak istiyordum. Derken bir gün haftasonu Bolu Melen Çayı’nda üniversitenin rafting gezisi düzenlediğini duydum.


Aylardan Şubat, ama bu kış olduğu gibi hava İstanbul’da fena değil. Hocalarımızdan birisi ve Özgür Yaver isimli arkadaşım da geziye katılacaklardı, bende adımı yazdırdım.

Gezi çok eğlenceli başladı, lakin Bolu’ya geldiğimizde hava sıcaklığı oldukça düştü ve karın bol yağmış olması nedeniyle ırmağın şiddeti biraz gözümü korkuttu. Yine de oraya kadar gitmişken yapmadan dönmek istemedim.

Bir köy kahvesinde sıcak bir çay içtikten sonra nehir kıyısında hazırlanmaya başladık. Bize dağıtılan sörf kıyafetlerini, can yeleklerini giydik ve kasklarımızı taktık. Kısa ama yeterli bir bilgi aktarımı yapıldı, işlerin ters gitmesi durumunda neler yapmamız gerektiğini de ayrıntılı olarak söylediler. Bir sigara yaktım, niye bir şeyler ters gitsinki diye düşündüm, ne anlamsız.

Rotamızın başlangıcı boğazda tekne sefasından farksızdı, şarkılar söyleyip basit girdapları aştıkça küreklerimizi birbirine vurarak kutlama yapıyorduk. Sanırım 2 veya 3 bot idik toplamda. Hocamız ile aynı bottaydım, Özgür bizim botta mıydı başka botta mıydı hatırlamıyorum.

Zaman geçip nehirde ilerledikçe işin şekli değişmeye başladı yavaşça. Hava iyice bulutlandı ve karardı, suyun rengi bulanıklaştı ve ırmağın şiddeti oldukça arttı. Eriyen karların ırmağın zorluk derecesini artırdığını öğrendik. Artık şarkılar söylemekten ziyade bir an evvel önümüzdeki rapidleri (suyun adeta kaynadığı kayalıklar) aşıp varış noktasına ulaşmaktan başka bir şey düşünmüyorduk. En önde giden bot bizimkiydi.

Önümüzde çok tehlikeli olduğu her halinden belli olan bir rapid belirdi, son sürat üzerine doğru ilerliyor ve botun yönünü değiştirmek için hiçbir şey yapamıyorduk, bot son sürat kayalara bindirdi, havalandı ve ters döndü. İçindekilerin tamamı biz dahil buz gibi nehire düştük. Nasıl oldu bilmiyorum ama bottaki diğer kişiler kıyıya yakın tarafa düşüp biraz çaba ve yardım ile kendilerini kıyıya atarken ben tam nehrin ortasına düştüm ve deli gibi sürüklenmeye başladım. Kaşla göz arasında arkadaşlarımı gözden yitirmiştim.

Bize çok detaylı olarak anlatmışlardı, eğer suya düşersek; çırpınmayacak, sırt üstü uzanacak ve ekipmanımıza güvenerek birilerinin gelip bizi sudan çıkarmalarını bekleyecektik.

Benim için açıkçası pek mümkün olmadı, en azından başlangıçta:).

Tüm anlatılanlara rağmen ilk büyük hatamı nereye gittiğimi görmek için yüzümü nehrin aktığı yöne çevirerek yaptım, sırt üstü yüzemezdim, nereye gittiğimi görmem lazımdı. Sonuç olarak bol miktarda su yuttum. Daha sonra tüm gücümü kıyıya doğru yüzmek için kullandım ve kısa sürede bütün gücümü tükettim. Bize bunun anlamsız bir çaba olacağını, kendimizi akıntıya bırakmamız söylenmişti, ama ben buna rağmen iyi bir yüzücü olmama güvenerek kıyıya ulaşmaya çalıştım. Bırakın kıyıya ulaşmayı akıntının merkezinden bir metre sağa veya sola bile gidemiyordum aslında.

Çok su yutmuş ve gücümü tüketmiştim. Durumdan kurtulmak için verdiğim mücadele ve gösterdiğim direnç hiçbir işe yaramamıştı. Artık rapidlerde üzerimde can yeleği olmasına rağmen suyun altına çekiliyor ve gözüm kararıyordu. Kitaplarda anlatılan hayatımın film şeridi gibi gözümün önünden geçmesi olayını birebir yaşadım, tüm görüntüler oradaydı gerçekten.

Bu kadar erken olmamalı diye düşündüm, ikinci bir şansı hak ediyordum, dua ettim. Sonra bir ses yankılandı kafamın içinde, “güven” dedi bana.

Kalan son gücümü topladım, artık direnmeyecektim, suyun üzerine çıktım yine, bu kez sırtımı akıntıya doğru verdim, bu şekilde beni kurtarmaya gelecek birileri olursa onları da görebilecektim. Durumu kabul ettim, teslim oldum, akıntıya bıraktım kendimi ve hiç mücadele etmeden sakince sürüklenmeye başladım, eğer bir fırsat ortaya çıkarsa o zaman değerlendirecektim. Tanrı da beni yalnız bırakmayacaktı, arkadaşlarım yakınlarda bir yerlerde olmalıydı.

Etrafıma baktım, doğa çok güzel gözüküyordu, biraz keyif almaya çalıştım, korkumu yenmiştim, gerekirse ırmağın en sonuna kadar bu şekilde gidebilirdim.

Derken uzaktan bir bot gözüktü, giderek yaklaştı ve arkadaşım Özgür’ün uzattığı ele tutunarak beni kurtarmak için gelen bota çıktım. Hayat bana ikinci bir şans vermişti. Bir hafta sonra aynı parkurda maalesef bir kişi öldü ve parkur geçici olarak kapatıldı.

Şimdi aradan 20 yıl geçtikten sonra orada deneyimlemiş olduğum dersin aslında hayatımız üzerine uygulayabileceğimiz pratik yanını görebiliyorum.

Eğer durumu değiştirmek veya durumun dışına çıkmak için yapabileceğimiz bir şey yoksa en anlamlı tercih durumu önce kabul etmek. Durumu kabul edip içten bir şekilde teslim olduğunuzda yani anda kaldığınızda her şeye tekrar başlamak için harika bir pozisyon kazanıyorsunuz. Ondan sonra evrenin mucizeleri kendilerini gösteriyorlar, daha önce değil.

Hepiniz gibi bende hoşlanmadığım pek çok durumla karşılaşıyorum ve bu durumlarda artık kendime şu soruları sormayı alışkanlık haline getirdim.

Soru 1: Hoşlanmadığın bu durumun dışına çıkmak için bir şansın var mı veya durumun dışına çıkmayı gerçekten istiyor musun?

Soru 2: Hoşlanmadığın bu durumu değiştirmek için kısa vadede yapabileceğin bir şey var mı?

Eğer bu sorulara olumlu bir yanıt verip durumun dışına çıkamazsam o zaman en son ve en etkili soru geliyor.

Soru 3: Herhangi bir yargılama, suçlama yapmadan bu durumu olduğu gibi kabul edebilir misin?

Evet, yargılama yok, suçlama yok, her şey aslında olması gerektiği gibi, sadece şu anda göremiyorum, ileride bunu fark edeceğim ve aslında hoşlanmadığım bu durumun içinde güzel bir şeyler yaratmış olduğumu göreceğim.

Her zaman yapabiliyor muyum, hayır. Altı ay önce 10 olayın 6’sında yapabiliyordum, artık 8’inde uygulayabiliyorum.

İşinize yarayabileceğini düşündüğüm bir olumlama (afirmasyon) yazdım, eğer bunu söylemek sizde olumlu duygular yaratıyorsa gün içinde zaman zaman tekrarlayabilirsiniz. Bu durumları kabul etmenizde ve yaşanana teslim olmanızda katkı sağlayabilir.

“Durumu geçici olarak kabul ediyorum ve ona direnmiyorum, mutlaka bu durumun içinden çıkmam için gereken bilgi veya yardım en doğru zamanda bana gelecektir.”

Unutmayın, her şey geçicidir, sizi üzen durum her neyse çok uzun sürmeyecek aslında, eğer direnmeyi bırakırsanız geçiş süresini de kısaltırsınız. Ayrıca olayları yargılamadan oldukları şekliyle kabul etmek kendinize ve Tanrıya/Evrene güvenmeninde bir göstergesidir.

Her ne olursa olsun bir şekilde çözersiniz, nereden mi biliyorum, bugüne kadar hep öyle yaptınız çünkü, sizlere güveniyorum.

Sevgiler.
 

PS: Bültende yer verilen konular ile ilgili olarak mert.cuhadaroglu@gmail.com adresinden veya kitabımla aynı ismi taşıyan @hayatinisec twitter hesabından bana ulaşabilirsiniz. Kişiye özel tam günlük koçluk ve kişisel gelişim semineri ile ilgili detaylı bilgiye Burçin Titizel'in blog yazısından http://cekimyasam.blogspot.com/2013/03/hayatn-sec-kitabnn-yazar-mert.html ulaşabilirsiniz. Geçen hafta Skyturk kanalında katıldığım programın linkini beni sadece blogtan takip eden  kişiler için aşağıda tekrar paylaşıyorum.


 

14 Şubat 2013 Perşembe

Anda kalmanın sırrı ve önemi – 19,5. Hafta bülteni


Bugün sevgililer günü; bizde Özge ile birlikte 19. Sevgililer günümüzü kutluyoruz. Ama merak etmeyin size uzun süre sevgili olmanın sırrından filan bahsedecek değilim, en azından bugünJ. Anda kalmaktan ve anla kalmaktan yana yaptım bu bülten için seçimimi, ama zaten anda kalmanın en güzel yollarından birisi de sevdiğiniz kişi ile birlikte romantik zaman geçirmektir sanırım.

Kişisel gelişimin kalbi bence; anda kalmakta yatıyor. Benim tam olarak becerebildiğim bir alan değil kesinlikle, üzerinde çalışıyorum. Sizlere de bu çalışmalardan ve konunun bence öneminden bahsetmek istedim bu bültende.

 
Bu hafta hem benim hem de Annemin doğumgünü vardı, zamanın geçmesine engel olmak mümkün değil, zamanı uzun süreler olarak deneyimlemek de olanaksız. Kimse ben bir günü veya bir yılı yaşıyorum diyemez, hepimiz anları yaşarız ve anları topladığımızda zamanı deneyimleriz.

Elimizde olan tek şey an olduğuna göre, an’ı bize en fazla mutluluk verecek şekilde nasıl deneyimleyebiliriz?

Ben önceleri bunu keyif almakla bağdaştırırdım, sonraları anladım ki daha fazlası var. Evet, andan keyif almak çok önemli ama tek başına yeterli bir bakış açısı değil.

Anla ilgili en önemli ve bana en çok faydası dokunan bakış açısı açıkçası şu oldu: “İçinde bulunduğum ana en fazla katkıyı nasıl sağlayabilirim?”.

Bu birden fazla perspektifi olan bir konu elbette.

Eğer yalnızsam işim daha kolay, etrafımdaki güzelliklerin farkına varmaya ve tadını çıkarmaya odaklanmakla yetinebilirim.

Bu aynı zamanda bolluk bilincini destekler.

Bolluk dediğimiz zaman bunu sadece para veya maddi zenginlik anlamında kullanmıyorum. Başarı, mutluluk, keyif, sağlık, sizin için önemli olan bütün konular itibarıyla bir bolluktan söz ediyorum.

Bolluğun size akması için sizin bir bolluk bilinci içinde olmanız büyük önem taşır. Peki, bolluk bilinci basit olarak nedir?

Sahip olduklarımızın, çevremizde olanların kıymetini bilmek, en ufak şeylerin bile farkında olup bunlar için içten gelen bir şekilde şükretmek.

Aynı küçük bir çocukta olduğu gibi. Özellikle 3 yaşındaki kızım Ada bu anlamda tam bir örnek teşkil ediyor. Sabahları yataktan “yaşasın” diye fırlıyor, gördüğü en ufak şey bile onu hayranlık içerisinde bırakıyor, apartmandan çıkıp otoparka giderken bile merakını ve hayranlığını uyandıran pek çok şeyle karşılaşıp bunu ifade ediyor.

Örnek mi istiyorsunuz; “ne güzel bir rüzgar var”, “babamın arabası ile mi gideceğiz, harika!”, “teşekkürler asansör”, “koşmak ne harika bir şey” gibi.

Pleasure (keyif) ile joy (içten gelen neşe) arasındaki nüans çok önemli.

Peki biz bunların ne ölçüde farkındayız, çoğu zaman hiç. Şükrettiğimiz şeylere bakın, gerçekten kalpten gelerek şükrettiğimiz şeyler genellikle daha büyük olaylar, ne zamanki yaşadığımız için ve yaşadığımız basit güzellikler için içten gelerek şükretmeye başlayacağız, emin olun o zaman bolluk bilincini tam olarak deneyimleyeceğiz.

İçinizden dışarı verdiğiniz her şey size geri dönmek zorunda; eğer bolluk bilinci içinde hareket edip içinizden dışarı bunu yansıtırsanız alacağınız şey de bolluk olacaktır.

Peki, bir anı deneyimlerken o anın içinde başka insanlar da varsa anda kalmak adına faydalı bakış açılarından birisi ne olabilir?

“Bu ana nasıl katkıda bulunabilirim?” sorusunun cevabı bu kez benim için biraz daha farklı oluyor, çevremdeki güzellikleri fark edip takdir etmenin yanı sıra karşımdaki insana nasıl fayda sağlayabilirim ona bakıyorum.

Bu bazen dikkatlice dinlemek olabiliyor, bazen onun talebi olması halinde fikirlerimi paylaşmak, bazen bir bakış açısı değişikliği, bazen sadece sohbet etmek ve gülmek.

Hiçbir şekilde hiçbir olayda karşı taraftan bir beklenti içine girmemeye gayret ediyorum. Yani ben bunu yapıyorum, karşılığında o bana ne yapacak veya ben yaptığım şeyin karşılığında ne elde edeceğim enerjisinde olmuyorum.

İçten gelerek bu şekilde hareket edince de o yada bu şekilde hiç beklemediğim iyiliklerle karşılaşıyorum. Geçenlerde Hayatını Seç isimli kitabımdaki listeleri gönderdiği için ücretsiz koçluk yaptığım bir okurum hizmetimden o kadar memnun kaldı ki ısrarla ödeme yapmak istediğini belirtti, ben hesap numaramı bile göndermedim, bir arkadaşı bankada çalışıyormuş, onun aracılığı ile hesap numaramı öğrenip hesabıma para göndermişJ.

Anda kalmaya ilişkin olarak söylemek istediğim son bir şey var, o da anda kaldığınızda, yani geçmişi ve geleceği düşünmediğinizde, kendi gücünüzün de daha çok farkına vardığınız. Bu anda kalmanın çok faydalı bir etkisi.

Bir şeyi değiştirebileceğiniz tek an aslında içinde bulunduğunuz an ve siz “doğru” enerjilerle hareket ettiğinizde denklemdeki en büyük güç ve etken siz oluyorsunuz.

Geçmişe ilişkin kötü deneyimlerimiz ve geleceğe ilişkin korkularımız genellikle diğer insanları da içeren senaryolardır; ailem yardım etseydi, farklı olurdu; vallahi bir şeyler yapacağım ama arkadaşlarım ne der bilmiyorum, örnekleri çoğaltmak mümkün, ama biraz düşününce siz de fark edeceksiniz ki genellikle başka birileri de senaryonun içinde bizden rol çalmaya hazırlar.

Ama anda olmak daha farklı, özellikle de “ben bu ana nasıl katkıda bulunabilirim” sorusu ile hareket ettiğinizde, özne zaten benJ.

Pazartesi görüşmek üzere, sevgiler.