hayal kurmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayal kurmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Ocak 2016 Pazartesi

KEŞKE OKULDA ÖĞRENSEYDİK


Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşım bana güzel bir yazı gönderdi, yazının linkini en altta paylaştım. Yazının ana fikri kişisel gelişimle veya koçluk ile ilgili konuları maalesef geç sayılabilecek yaşlarda öğreniyor olmamız. Bazı konuları eğitim sistemimizin içine dahil edebilmek gerçekten yararlı olurdu. Diğer yandan eğer hayatta isek her zaman yeni bilgiler öğrenmek ve öğrendiklerimizi hayatımıza almak mümkündür. Bugünkü yazım keşke okulda öğrenseydim dediğim ama sonrasında geç de olsa kavrayıp hayatıma yerleştirdiğim konular ile ilgili.

İlk aklıma gelen konu para yönetimi konusu, yani kendi paramızın idare edilmesi. Ana kural kazancından önce tasarruf miktarını ayır, sonra kalan kısmı ile mecburi harcamalarını yap, eğer artarsa gezip tozarsın.

İkinci konu zaman yönetimi. Zamanı çok hoyratça tüketiyoruz. Fiziksel olarak hayatta kalmak için yapmamız gereken uyku, beslenme gibi şeylerden sonra iş hayatı zamanımızın önemli bir kısmını alıyor. Geriye kalan zamanı gerçekten çok iyi kullanmak gerekiyor. Mutlaka stratejiye zaman ayırmak lazım. Bir insanın hayatında strateji nedir? Ben kimim, nasıl mutlu oluyorum, hayallerim neler, onlara nasıl ulaşabilirim, kendime neler katabilirim gibi soruların cevaplarını aramak ve bu alanlarda bir şeyler yapmak.

Üçüncü konu dengeye önem vermek olurdu. Dengeye yaklaştıkça mutluluk artıyor çünkü. O kadar çok denge var ki, almak ve vermek arasındaki denge, gerçekçi beklenti ile hayal kurmak arasındaki denge, kendim ve diğer insanlar arasındaki denge, söylediklerim ve yaptıklarım arasındaki denge gibi.

Dördüncü konu, hatalardan ders çıkarma konusu olabilirdi, nerede düştüğüne değil nerede sendelediğine bak ve dersi öyle çıkar, keşke daha önce öğrenseydim dediğim sözlerden birisidir.

Beşinci konu sağlığın önemi olabilir, doğru beslenme nedir, doğru spor nasıl yapılır, bir insan sağlığına nasıl yatırım yapabilir, bu konuları da okulda öğrenmiş olmayı dilerdim.

Altıncı konu biraz spiritüel veya manevi bir konu, var olana odaklanmak, bu konuda ayrı bir kitap yazmayı bile düşünüyorum, neyin eksik olduğuna değil nelerin var olduğuna odaklanmak ve sahip olduklarımız için her zaman şükretmek.

Yedinci konu, korkunun kendisinden başka korkacak bir şey olmadığı olabilir. Korkularımıza doğru minik adımlar atarak ilerlemenin ne olduğu, nasıl yapılabileceği daha geç yaşlarda ulaştığım bir bilgi oldu kendi adıma.

Benim aklıma gelenler bunlar oldu, eminin sizin de aklınıza gelen ve paylaşmak istedikleriniz olacaktır, isterseniz yorum olarak paylaşabilirsiniz.

Sevgi ile kalın.

Not: Yazının linki şu şekildedir: http://www.egitimpedia.com/keske-okulda-ogretselerdi-dedigim-16-sey/

27 Ekim 2015 Salı

OLDUĞUN YERİ SEV


“Olduğun yeri sevmeden olmak istediğin yere gidemezsin” dedi Bilge. “Olduğum yeri seviyor olsam, olmak istediğim tek yer burası olurdu zaten” diye yanıtladım. Anlayışla gülümsedi ve en baştan kısaca tekrar anlattı.

“Olduğun yeri sevmelisin çünkü orası olabileceğin en iyi yer ve bunu anlamadan ileri gidemezsin. Geçmişinde söylediğin veya yaptığın şeyler seni buraya getirdi, bundan daha iyi bir başlangıç noktası olamaz, çünkü buradasın.”

“Ben öyle düşünmüyorum, daha farklı davransaydım daha ileri bir noktada olabilirdim. 5 yıl önce bugünkü aklım olsaydı varmak istediğim yere belki de çoktan varmış olurdum.”

“Bugünkü aklım dediğin şeyin önemli bir kısmı son beş yılda şekillendi, son beş yılda öğrendiklerini senden geri alsam ve seni zamanda beş yıl öncesine geri göndersem muhtemelen yine aynı şeyleri yapar ve üç aşağı beş yukarı aynı yolu izlerdin.”

Düşündüm, Bilge haklıydı, ama yenilgiyi bu kadar çabuk kabul etmek istemiyordum.

“Ya benim sahip olmak istediklerime doğuştan sahip olanlar ya da çok genç yaşta kavuşmuş olanlar?” diye sordum.

“Herkesin yolculuğu farklı, seninki de öyle, bu bir yarış değil. Hayal ettiğin her şeye zamanla kavuşacaksın, sabırlı ol ve keyfini çıkar. Unutma, zamanı gelince meyveler olgunlaşır, dallar eğilir, senin olan sana gelir. İyi ki her istediğin henüz gerçekleşmemiş yoksa gerçekten çok sıkıcı bir hayatın olurdu. Hayatta tek bir gerçek başarı vardır, o da öğrenmek ve kendimizi geliştirmektir, buna son verdiğimizde yaşamaya da son veririz aslında farkında olmadan”

“Başarılı olmak için dua ediyorum ve sahip olduklarıma şükrediyorum.”

“Dua ettiğin şeyler gerçekleşmiş gibi şükretmelisin, bunu unutma”

“Yapmak istediği çok şey var ve zaman çok kısa” diye son bir serzenişte bulundum.

“Zaman izafi bir kavram, bazen az bazen çok, olduğun yeri seversen olmak istediğin yere daha hızlı gidersin” dedi ve geldiği gibi aniden ortadan kayboldu.

Bilge’nin ziyaretlerini seviyorum, belki bir gün onları kitaplaştırırım, kim bilir?

Sevgi ile kalın.

Not: Yazılarımı beğeniyorsanız Hayatını Seç, Hayatını Değiştir ve Yarına Notlar isimli kitaplarımı da okumanızı öneririm.

4 Nisan 2013 Perşembe

Sihirli cevaplar ve hayal kurmak - 26,5. hafta bülteni


Merhaba; yine bir perşembe akşamında bu kez 26,5. hafta bülteni ile birlikteyiz. Bugün iki ayrı yazı var, “sihirli cevaplar” isimli yazıyı kendi deneyimlerinden yola çıkan arkadaşım Begüm yazdı. “Hayal kurmak” isimli diğerini ise, “adama bak, artık kendisi yazmıyor, yok artık” demesinler diye ben yazdım. Şaka, şaka; yazmadan duramıyorum zatenJ. Umarım keyifle okursunuz.

BEGÜM

SİHİRLİ CEVAPLAR

Anlaşılamamak....kendini ifade edememek....konuşurken karşısındakine ulaşamadığını hissetmek....

Yataklara düştüm, hasta oldum, bitkinleştim bu yüzden son hafta ben....niye kimse beni anlamıyo dedim, niye bana sormadan benimle ilgili kararlar alınıyo dedim...benim ne istediğimi niye kimse ciddiye almıyo dedim....

Çırpındım çırpındım ısrar ettim direndim anlatmaya çalıştım, kibarca tüüümm iyi niyetimle uğraştım....

Ama öyle buz gibi bi sonuç oldu ki...yıkıldım sonunda ,inanamadım...hayır !! Bu bi şaka olmalıydı ?

Deneniyor olmalıydım, birazdan telefonum çalacak ve "şaka şaka" diyeceklerdi bana, ben de derinden bi ohhhhh çekecek , rahatlayacaktım...

Ve sonra da muhtemelen,mutlu mesut hayatıma devam edecektim,kendimden hoşnut etraftan hoşnut....büyük ihtimalle başka bi krize kadar da her şey güzel olacaktı....

Ama....öyle olmadı,çalmadı o beklediğim şaka olduğunu söyleyecekleri telefon....gerçekti bu,evet kimse beni dinlemeden anlamadan hem de ne istediklerimi bildiği halde üzerime gelmeye karar vermişlerdi....haklı olduğum için,hakkımı savunduğum için cezalandırılıyodum !!!!! ( Evet hislerim bunlardı ,şu an bunları olayın sonrasında yazmış olsam da hislerim o kadar güçlü ki hala o an'mış gibi yaşayabiliyorum....)

Çok ağladım,çok üzüldüm...kimseye zarar vermek değildi niyetim sadece rahatsız edilmemekti ama cevap en istemediğimi bana vermek oldu....bunu uygun görmüşlerdi demek....ben bunları hak edecek ne yapmıştım  ?

O kadar üzüldüm ağladım ki evet hasta ettim kendimi...karda kışta hasta olmayan ben olanları hazmedemeyince yataklara düşmüştüm....

Üstüne üstlük bi de tanıdık bi histi bu...geçmişteki acılarımı da dürtmüş,üzerlerine kapadığım örtülerin açılmasına sebep olmuştu....offfff...her şey üzerime mi geliyodu ne ? Herkes bana karşı mıydı yoksa ?

....Eyvah eyvah..... Nası yani ? Ne olacaktı peki ? Ne yapacaktım ? Nası çözecektim ? nası halledecektim.....

Aha !!!! Bi dakka dedim,ne güzel sorular bunlar...hep böyle sordum kendime : ne yapacaktım ? Nası çözecektim ? Nası halledecektim ? ....

Acaba isin sırrı burada olabilir miydi ?

Kendim çözmeye çalışırken iyice içinden çıkılmaz hale getirmiş olabilir miydim olayları ?

Kendim bu hale getirip sonra da etrafı mı suçluyordum yoksa ???

Olabilir miydi ?....

Bilemedim..gururum bağırıyordu içerden : saçmalama !! sen nası da uğraştın,didindin iyi niyetinle hakkınla çözmeye çalıştın,ama onlar göremediler bunu, kötüler pis insanlar vb.....

Belki doğruydu bu söylenenler ama içime sinmeyen bişe vardı bu cümlelerde....sanki bişeleri gizlemek istiyordum,hıncımla öfkemle,haksızlığa uğraşmış olduğumu düşünmek .....

Düşün düşün düşün....

Yok olmadı çıkamadım içinden....

Sonra baya bi sonra artık üzülmekten bitkinleşince : bi dakka dedim !!!!

Hani su hep söylenen şey var ya : KABUL ETMEK !!! AKISTA KALMAK !!!

Al iste sana fırsat ? Denemeli miydim bunu acaba ? Çünkü kendimi o kadar çaresiz hissediyodum ki gerçekten labirentte kaybolmuş gibiydim ve yanlış yola nerde girdiğimi bulamıodum....peynirin kokusunu alıodum ama iyice panik yapıp karmakarışık kalakalmıştım ortada …

Deriiiinn bi nefes aldım....kafamdaki tüm düşünceleri,kızgınlıkları,kırgınlıkları,öfkeyi,intikamı,hıncı....hepsini susturdum o saniye için...STOP dedim !!! Tamam bi dakka dedimm...durun dedim !!! Sizin sayenizde elime gecen kazandığım bişe olmadı bak hırpalanmış durumdayım dedim ,susun dedim !!!!

Aklımdan gelen hiç bi fikri dinlememe kararı aldım...

Peki dedim : ne yapayım şimdi ? Yol göster bana ? Kendi düşüncelerimle yaptıklarım olmadı çok kötü hissediorm su an kendimi,hadi bakalım akış mısın kabul musun gel bana yol göster dedim :)) gerçekten dedim ama,tüm kalbimle dedim,hissederek dedim,gerçekten yardım isteyerek dedim.....dua gibi,sığınma gibi,güç istemek destek istemek gibi.....

O dakikada geldi cevap içime :)))

Gözlerimin ıslaklığı daha silinmeden yüzümde kocamaaaann gülücükler oluşmaya başladı :))

Cevabin zihnimden değil de asıl istediğim yerden çoook daha içerden geldiğini nerden anladım : hiiçççç  planımda olmayan,hatta mantığıma ters düşen,kağıt üzerinde tuhaf duran amaaaaaaa beni çoooookk heyecanlandıran ,kendimi bildim bileli yapmak istediğim biseyi yapmamı öneren çözümdü bu !!!!

Her şeye ters ama içime sinen :)) hımmmmm o zamana kadar ki yaptıklarım genelde kuralına uygun mantıklı şeylerdi ve sonucunda geldiğim yer ortadaydı !!!!

Bu demek değil ki şimdiye kadar hep yanlış yapmışım,mantıklı yaptığım her şey yanlıştır vb...hayır tabii ki değil ama asil önemli kısmı çoğu zaman unuttuğumu fark ettim....


Her seferinde bu kadar zorlanarak acı çekerek mi öğreneceğim yolumu, yoooo bence hayır, zihnimi mantığımı dinleyerek çözmeye çalışmayı bırakıp, bir dakikalığına da olsa düşüncelerimi durdurup o soruyu sorarsam,içten gelen gücümü dinlemeyi seçersem kulak verirsem o çözümü o zaman duyabilirim ;) yani ille de acı çekip zorlanmama gerek yok sanki ;))

Hımmmm :) böyle düşündükçe enerjimin yükseldiğini fark ettim ayni zamanda :) waauuaawww !!!! Demek bişeler işaret ediodu sanki güzellikleri :) peynirin kokusu daha da yakından gelmeye başlamıştı ;))

Saptığım yolda durup dövünmeyi bırakırsam eğer, beynimdeki dırdırları susturup içerdeki asıl sesi duymaya çalışırsam, çözümü kendi zihnimdeki öğretilmiş bilgilerde aramak yerine, bi bilene sorsaydım içimdeki bilene :)) o adini koyamadığım güce bi sorsaydım ....ahanda cevap oradaydı işte !!!! Bi adım ötemde ;)

Anladım ki, an’da kalmak dedikleri bu olmalıydı ? Olayı yargılamamak,kendi değerlerime göre olayları ve kişileri etiketlememek,yorumlar yapmak,gereğinden fazla çılgın aşırı tepkiler verip bünyeme zarar vermeden.......sadece bi saniyecik durup,sadece çok içten şekilde sormak o güçlü sese....

evett....bunu alışkanlık haline getirmek istiyorum!!!!

Hep böyle canımı yakan olaylarda sanki mecburen bu deneyimi yaşamışım gibi oluo, belki de pratik oluodur bu bilemedim ;)


Keyifli olduğum zamanlarda da o sese kulak verirsem daha çabuk alışırım galiba ! ;)

Böylece her şeyle uğraşarak elde edebileceğime dair düşüncelerim azalmış olur,hayati daha keyifli ve kolay hale getirebilirim,daha rahat yasayabilirim die düşünuorm ;) ne de olsa direnç bünyeye de enerjiye de zarar veren bi deneyim,zorlayıcı deneyim, bundan vazgeçmeyi öğrenmem gerek..

Kendim öğretilmiş bilgilerimle halletmeye çalışmak yerine, akışı kabul etmek bu olmalıydı.....

Kuşlar gibi hafiflemiştim :))

Hem içinde olduğum sıkıntıdan kurtulduğum için rahatlamıştım hem de bu büyük farkına varışım için rahatlamıştım :)

Kendimi daha güçlü hissediodum :)

Ve o içimdeki anlaşılamamışlık duygusu,kendini ifade edememiş olma hissi, yerini : hımmm demek bu durumu fark edebilmek için bütün bu olanlar yaşanmış duygusuna bırakmıştı

Daha az önce öfkeden kudurup çıldırdığım insanlara , bu keşfimi sağladıkları için teşekkürler ediyordum :))

Kişisel algılamak yerine,demek akış buymuş dedim :))

Yaşasın dedim !!!!

Olley dedim !!!

Ps : canımız sıkıldığında,içinden çıkamadığımızda,mantığımızla çözemediğimizi gördüğümüzde öfkeye kapılıp kendimizi kaybetmektense bi dakika durmak..ve sormak,yardım istemek  ……..

işte o sihirli cevaplar  o zaman gelio ;)))

MERT

Bir şeyleri gerçekleştirmek için herkesin izlediği farklı yöntemler vardır ama her şey önce zihinde bir hayal ile başlar. Gerek kişisel gelişim gerekse koçluk kişinin geleceğe dair hayaller kurmasını önemser ve desteklerler.

Hayatta elde edebileceklerinizin sınırını, hayal gücünüzün sınırları belirler.

Zihnimizden her gün binlerce düşünce geçer. İsteklerimizi ve hayallerimizi bulduğumuzda ve yazdığımızda, bu düşüncelerin geri kalan binlerce düşünceden daha önemli olduğunu belirtmiş oluruz. Bunun üzerine zihnimiz fırsatları araştırmaya başlar.

Hayallerinizi şu anki gerçekliğinizle sınırlamaya kalkmayın. Şu anki gerçekliğinizden bağımsız olarak sizi ne mutlu edecekse onu isteyin, hayal edin ve yazın.

Hayalini seç, hayatını seç.

Kişisel gelişim anlamında iyi bir hayal demek, pozitif odaklı ve detaylı bir resimdir. Bu resmin içinde 5 duyumuzla algıladıklarımızı hayal etmelisiniz.

Hayaliniz olabildiğince canlı olsun; hangi mevsim, gündüz mü gece mi, evin içinde misiniz dışarıda mısınız, yalnız mısınız yoksa yanınızda başka insanlar var mı?

5 duyu organımız ile algıladığınız çevresel özelliklerin dışında resimdeki kendinize iyice odaklanın. Kendinize dışarıdan bakmaya çalışın. Bir kamera kaydını izler gibi düşünebilirsiniz. Hayalinizdeki kişi olarak neler yapıyorsunuz ve neler hissediyorsunuz, bunları gözünüzün önüne getirmeye çalışın.

Örnek olması açısından bende bu yaza dair hayallerimden bir tanesini yazdım ve sizlerle paylaşıyorum. Pazartesi görüşmek üzere, sevgiler.

BODRUM BODRUM

Sabah erken uyanmayı seviyorum. Ayaklarımın ucuna basarak alt kata indim, herkes uykuda sanırım. Bahçeye çıktım, çıplak ayaklarla yürüdüm çimenlerin üzerinde, yüzümü güneşe döndüm ve kalbimi ısıtmasına izin verdim. Kuşlarla birbirimize alıştık, selamlaştık. Satsuma ağaçlarından birisinin altına oturdum, kokusunu içime çektim ve sessizliği dinledim.

Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum ama denizin beni çağırdığını hissettim, deniz kokusu geldi burnuma, bir dejavu hissi gibiydi, tanıdık ve güzel. Şortumu giydim, havlumu aldım, arabaya atladım, motor ısınmadan deniz kıyısına park ettim.

Önce kısa bir yürüyüş yapmaya karar verdim. Oldum olası çıplak ayakla kumsalda yürümeyi severim, minik dalgalar ayaklarımı ıslattı, minik taşlar biraz canımı acıttı ama durmadım ve yürüdüm hedeflediğim iskeleye kadar, sonra da aynı yoldan geri döndüm ama yol farklıydı sanki, her adımda yeni güzellikler vardı.

Havlumu kırık bir şezlongun üzerine bırakarak koşarak sulara attım kendimi. Soğuk suya inat uzun süre yüzdüm ve yüzdükçe berraklaştı zihnim. Kıyıya yakın yerlerde kendimce oynadım biraz çocukluğumdaki gibi, bazen yunus oldum bazen minik bir gümüş balığı.

Dışarı çıktım, havluma sarındım, biraz kurulandıktan sonra köşedeki çay bahçesinde güneş alan bir masaya oturdum, açık bir çay söyledim, bardağın ellerimi ısıtmasına izin verdim.

Biraz keyif yaptıktan sonra bakkala uğradım, ekmek ve gazete aldım. Dayanamadım ucundan kopardım taze ekmeğin, tadı hoşuma gitti, çocukluğumu hatırlattı yine bana.

Eve döndüm, herkes uyanmış artık, Özge çayı demlemiş, verandada keyif yapıyor, kızlar bahçede frizbi oynuyorlar. Birazdan kahvaltı ederiz acıkmaya başladım.

Yediğimiz yine peynir, zeytin, domates ve yumurta ama nedense burada her şey daha lezzetli. Sonra da sofrayı toplar türk kahvesi içeriz, fallar da hep güzel çıkar Bodrum’da.

Canımız çekerse denize gideriz, belki de havuz başında kitap okuyup tembellik yaparız, kızlar da büyüdü nasılsa.

28 Mart 2013 Perşembe

Little little into the middle – 25,5. hafta bülteni


Merhaba; 25,5. hafta kısa ara bülteni ile karşınızdayım. Bu bültendeki konumuz “Evrene nasıl sipariş verilir”. Benim kendi sipariş listem üzerinden örneklerle anlatmaya çalışacağım. Umarım keyifle okur ve kendi listenizi hazırlarsınızJ.

Cem Yılmaz’ın kendi şovundan parçalarla yarattığı son sinema filmini izlemiştim. O filmden aklımda kalan çok güzel bir anekdot var.

Olay bir lokantada geçiyor. Cem Yılmaz arkadaşlarıyla lokantaya giriyor ve bir masaya yerleşiyorlar. Biraz sonra siparişleri almak üzere garson geliyor ve sonsuza dek sürecek olan bir muhabbet başlıyor.

Bizde menü kültürü olmadığı için garson Cem Yılmaz’a (ilk defa o lokantaya gitmiş olmasına rağmen) “ne vereyim ağbime?” diye soruyor, Cem Yılmaz’da “ne vereceksin ağbine” diye fitili ateşliyor. Ondan sonra yaklaşık bir dakika boyunca defalarca tekrarlanıyor bu diyalog: “Ne vereyim ağbime?”, ne vereceksin ağbine?”. En sonunda Cem Yılmaz “little little into the middle” yani sadece Türk Kültürümüzde olan “azar azar ortaya getir” esprisi ile konuyu bağlıyor.

Şimdi bence bizim Evren ile siparişlerimiz konusunda yaşadıklarımız da buna çok benziyor. Gerçekleşeceğine inandığımız isteklerimizi net bir şekilde ortaya koyup bize keyif verdiği sürece detaylı bir şekilde kafamızda canlandırmamız daha doğru olabilecekken çoğu zaman bunu yapmıyoruz.

Ne istiyorsun sorusuna “valla işte biraz para, biraz aşk, biraz kariyer” diye cevap verdiğinizde sizi doyurmayan ve içinde ne olduğunu tam anlayamadığınız bir meze tabağı ile karşılaşabilirsiniz.

Bunun yerine detaylı bir sipariş listesi hazırlamak, yol haritası çıkarmaya benzer, bunu yazılı olarak yaptığınızda zihninize fırsatları araştırması için komut verir ve ilahi tesadüflerle karşılaşmaya hazır hale gelirsiniz.

Oturdum 3 aylık bir sipariş listesi hazırladım kendime bende.

1.      Katılmak istediğim eğitimler var; özellikle 2 tanesi çok ilgimi çekti, birisi İstanbul’da 3-5 Mayıs arasında; diğeri ise Antalya Kemer'de 11-14 Mayıs tarihlerinde, aklımda hep tatil köyü ortamında bir eğitime katılmak vardı, Mayıs ayındaki ikinci eğitim tam hayallerime göre; Özge’nin Mayıs ayında nefes koçluğu son aşama eğitimi var, öncelik onun, eğitim tarihlerinin çakışmamasını sipariş ediyorum. Ayrıca bu eğitimlerin maliyetini karşılayacak kadar ilave sürpriz bir getiri temenni ediyorum.

2.      Nisan ayında İzmir Kitap Fuarı’na katılacağım, fuar öncesinde kitabımın ikinci baskısının yapılması harika olur; fuarda kitabımın ikinci baskısını imzalamak çok ama çok güzel olur. Her ihtimalde okurlarımla buluşacak olmak beni heyecanlandırıyor. İmza gününden sonra da arkadaşlarla Kordon’da rakı balık keyfi yaparız.

3.      Mayıs ayının sonunda arkadaşlarımla Bodrum’a gideceğim; bu gezinin güzel geçmesini istiyorum. Plan konusunda ufak tefek anlaşmazlıklar var, gitmeden halledebilirsek süper olur.

4.      Haziran sonunda bir ara Özge ile kısa bir tatil yapalım, Bozburun Karia Bel olabilir, çok memnun kalmıştık, 2-3 gün yeter, çocuklar olmadan, baş başa.

5.      Haziran sonu Temmuz başı gibi bir ara kızları da alıp Çeşme’ye gidelim, Duru Çeşme’yi çok seviyor, Kum Beach'te denize girelim, 3-4 gün yeter herhalde.

6.      Koçluk yapmayı çok seviyorum, danışanlarımın da fayda sağladıklarını görüyorum. Düzenli koçluk müşterilerimin sayısı artsın, hala daha bir miktar boş vaktim var, özellikle de hafta içi günlerde.

7.      Hayatını Seç Modunu Seç isimli facebook sayfamız ve web sitemiz daha da güzel olsun, ilgi çeksin, beğeneni ve takip edeni bol olsun, güzel içerikler yazayım. Okuyanlar faydalansın, hayatlarında uygulasınlar.

Bakın bunları yazdığım gün ve takip eden gün neler oldu, sadece 2 günde olanları anlatacağım size, ben bile biraz şaşırdım açıkçasıJ.

Madde 3: Bodrum’a tatile gideceğim arkadaşlarımla tamamen tesadüfen gündüz vakti bir araya geldik ve karşılaşmışken kısa bir öğle yemeği yedik. Yemekte tabii ki tatilden de bahsettik; kiralanacak arabanın cinsinden tutunda hangi gün nerede ne yapılacağına dair tüm konularda ön mutabakat sağlandıJ.

Madde 6: Düzenli koçluk müşterilerimin sayısı bir kişi daha arttı, hemde hafta içi olacak şekildeJ.

Madde 1: İşte esas bomba bu, 3-5 Mayıs ve 11-14 Mayıs tarihlerinde katılmak istediğim eğitimler Özge’nin eğitimi ile çakışmasın arzusunda iken Özge’nin eğitim tarihinin 6-10 Mayıs arasında olduğunu öğrendim, ilahi tesadüfün de bu kadarı dedim kendi kendimeJ.

Ama durun bitmedi; Bankam, çalışmış olduğum döneme ilişkin sonradan belirlenen zamdan beni de yararlandırdı ve bana ilave bir ödeme yaptı ayrıldıktan 6 ay sonraJ. Ne kadar mı, evet, tam da eğitimlerin maliyeti kadar.

Şimdi peki bu kadar bolluk ve bereket böyle kendi kendine mi geldi, valla orasını bilemem, siparişleri hazırlayan ve teslim eden tarafta değilim ben, mutfağı görmüyorum yaniJ. Temiz bir kalple isterseniz ve gerçekleşeceğine inanırsanız sizin isteklerinizin olmaması içinde hiçbir neden yok.

Ben ilaveten neler yaptım peki. Listemi hazırladıktan sonra bana keyif verdiği sürece bunlarla ilgili güzel ve detaylı hayaller kurup araştırmalar yaptım.

Örnek olsun diye söylüyorum; katılıp katılamayacağım belli olmamasına rağmen eğitime dair bütün detayları öğrendim, kalacağımız otelin internet sitesindeki resimlere baktım, kendimi çıplak ayakla kumlarda dolaşırken ve denize girerken hayal ettim. Eğitime katılabileceğini düşündüğüm bir arkadaşıma mail atıp onunla aynı odada kalabileceğimizi söyledim, vb.

Ayrıca minicik şeyler için özellikle de onlar için hayranlık duymaya ve şükretmeye devam ettim, anda kalma deneyimlerimin süresini uzattım. Bütün bunları bana öğreten Esra&Aykut Oğut, Eckhart Tolle ve Erickson Koçluk Okulu’na da bu vesile ile ayrıca şükranlarımı sunmak istiyorum.

Akşam büyük kız okuldan gelince “Bu yaz Çeşme’ye gidelim mi?” diye (Madde 5J) girdi kapıdan içeri, nasıl bir iletişim var bilemiyorum aramızda ama bazı şeylerin de mantıkla ve matematikle izahı olmadığı kesinJ.

Siparişlerinizin tamamının gerçekleşeceği muhteşem günler diliyorum, sevgi ile kalın.

12 Mart 2013 Salı

Hayalini Seç; 23,5. Hafta bülteni


Merhaba; 23,5. hafta kısa ara bülteni ile karşınızdayım. Bu bültende hayal kurmaktan bahsedeceğiz, güzel hayallerden tabii ki. Bazen güzel hayaller kurmakta güçlük çeken insanlarla karşılaşıyorum, sizde onlardan birisiyseniz yazdıklarım ilginizi çekebilir. Yok ben zaten güzel hayal kurarım diyorsanız belki farklı bir bakış açısı iyi gelir. Keyifle okumanızı ve hayalinizi seçmenizi dilerim.

Benim için hayal kurmak; su içmek, nefes almak gibi bir şey, yani her şeyimi elimden alsalar hayallerim kalır yine, belki de iflah olmaz bir iyimser olmamı hayal gücüme borçluyum. Hayallerim bugüne kadar beni hiç yanıltmadılar, ne zaman onların peşine düşsem hep güzel şeyler oldu, hepsini gerçekleştirdim anlamında söylemiyorum bunu, sadece değişimler hep iyi yönde oldu, zaten geriye dönüp baktığınızda fark edersiniz değişim hep iyiye doğru olur ve hayaller bunun önemli bir parçasıdır.

Kendimi bildim bileli çok kitap okurum ben, kitaplar hayal gücümü geliştirmemde çok etkili oldular. Jules Verne’e bayılırdım mesela, kendimi dünyayı 80 günde gezerken ne kadar çok hayal ettiğimi bilseniz şaşarsınız.

Kitaplar ve kitap okumak hayal gücünü besler; çünkü kitaplarda karakterleri kendin kafanda şekillendirirsin; tipini, duruşunu, sesini, gülümsemesini, her şeyini.

Bazende kitaptaki karakterlerin yerine kendini veya senin için önemli olan insanları yerleştirip öyle okursun kitabı. Hadi itiraf edin bir detektif romanı okurken kendinizi onun yerine koymuş olmalısınızJ.

Şimdi şöyle yapacağız, ben birer paragraflık birkaç tane kısa hikaye yazacağım, sizde kendinizi bu hikayedeki kahramanlarla özdeşleştireceksiniz, sonra size bir iki soru soracağım, cevaplayıp cevaplamamak tamamen size kalmış.

HİKAYE 1

Marmaris ve Datça arasındaki henüz bozulmamış, deniz kıyısındaki köylerden birisindeydi otel. Yol kah deniz kıyısını takip ediyor, kah dağların içinden kıvrılıyordu. Dalaman havalimanından kiraladıkları arabanın camını açtı ve doğanın seslerinin içeri dolmasına izin verdi. Yanındaki sevgilisine gülümsedi, tek elini direksiyondan çekerek onun elini tuttu, tek el ile araba kullanabilirdi, trafik yok denecek kadar azdı. Sadece yol çalışmalarına dikkat etmesi gerekiyordu. Mayıs sonuydu, okulların kapanmasına ve tatil sezonunun tam olarak açılmasına biraz zaman vardı, bu nedenle yollardaki onarım çalışmalarına hız verilmişti.

Köye vardıklarında arabayı deniz kıyısına park etti, otele kara yolu ulaşımı yoktu. Deniz kıyısındaki cafelerden birisine oturdular ve türk kahvesi sipariş ettiler. Cep telefonunu çıkararak oteli aradı, tekneyle alınmak için hazır olduklarını söyledi.

Kahvelerini bitirip hesabı ödemeye hazırlanırken küçük bir tekne masmavi suları ortasından ikiye bölerek kıyıya yaklaştı, teknedeki adam onlara el salladı, karşılık verdiler. Aracın arkasından küçük bavullarını alarak tekneye bindiler. Tekne hareket etti, arka tarafta oturdular, birbirlerine sarıldılar, rüzgar yüzlerini okşarken kendilerini bekleyen güzel tatili düşündüler.

Soru 1: Hikayedeki kahraman sizsiniz, peki yanınızdaki sevgili/eş kim? Şu an onunla mı birliktesiniz, değilseniz neden?

HİKAYE 2

Hep bunu hayal etmişti, sonunda gerçekleştiği için çok sevinçliydi. İnsan gerçekten ne istediğine çok dikkat etmeli, gerçek olabiliyor diye düşündü ve gülümsedi.

Sabahın erken saatleriydi, elinde gazeteleri ile sahilde yürümeye başladı, bisikletle yanından geçen hiç tanımadığı birisine gülümsedi. Merdivenlerden inerek deniz kıyısındaki derme çatma balıkçı barakasına indi. Ahmet Kaptan’a selam verdi, buraya son zamanlarda sık geldiği için işletmecisi ile ahbap olmuştu artık. Demli bir çay ve çift kaşarlı tost siparişi verdi.

Gazetenin 7. Sayfasını açtı, ekonomi bölümünde kendisiyle işi hakkında yapılmış olan bir röportaj vardı. Keyifle okumaya başladı, bir sigara yaktı, evet başarmıştı, mutlu ve huzurluydu. En iyi yaptığı şeylerle, en çok keyif aldığı şeylerin kesişim kümesini bularak atıldığı yeni kariyerinde pek çok insana hayrı dokunmuştu. En önemlisi de buydu sanırım, yaratıcılığını kullanarak insanların hayatlarında olumlu bir fark yaratmıştı.

Soru 2: Hikayedeki kahraman sizsiniz, bu röportaj sizinle yapılmış, röportaj ne hakkında? Siz ne iş yapıyorsunuz?



HİKAYE 3

3 kişilik bir arkadaş grubuyla çıkacakları mavi yolculuk için hazırlıklar aylar öncesinden başlamıştı neredeyse. Şimdi tekneye çıkarken çok keyifliydi. Uzun uzun alışveriş yapmışlar, belki içki miktarını biraz abartmışlardı ama olsun.

Kaptan deneyimli bir denizciye benziyordu, dost canlısı ve konuşkandı, ilerlemiş yaşına rağmen hareketleri oldukça çevikti.

Kısa bir seyrin ardından bu geceyi geçirecekleri koya demirlediler. Kaptan onlara güneş batmadan yüzmelerini önerdi, kendisi de biraz balık tutmaya çalışacaktı.

Çocuklar gibi bağırarak kendilerini soğuk sulara fırlattılar, aylardan Haziran’dı, koyda çok uzakta demirlemiş olan bir yelkenli dışında başka tekne yoktu. Uzun süre denizde kaldılar, koyu baştan sona yüzdüler, tekneye çıkıp sıcak bir duş aldılar ve giyindiler. Hava hızlıca kararırken buzdolabından 3 tane soğuk bira alıp arka tarafa geçtiler. Ne iyi yapmışlardı bu tatile çıkarak, gerçi eşlerden izin almak biraz zor olmuştu ama sadece 3-4 gün kalacağız diyerek ikna etmişlerdi.

Biraz sonra Ahmet Kaptan yemeğin 5 dakika sonra hazır olacağını bildirdi, sofra kurulmuştu. Beyaz peynir, yeşil salata, mangalın üzerinden yeni alınmış dumanı tüten çipuralar ve çay bardaklarında rakı. İpod’unu açtı, en sevdiği şarkılardan birisini seçti, çay bardaklarını kaldırdılar ve dostluklarına içtiler. Yaşamak güzel şeydi doğrusu.

Soru 3: Hikayedeki kahraman sizsiniz, bu yolculukta yanınızda olan arkadaşlarınız kimler, en son ne zaman böyle bir yolculuk yaptınız, yakında yapmanıza engel olan bir şey var mı?

4. VE SON HİKAYE

Güzel bir bahar gününde evinizin bahçesindeki erik ağacının altında oturuyorsunuz, ağaç çiçek açmış, ayaklarınız çıplak olarak çimenlerde, elinizde bir kitap var.

Torunlarınız bahçede oynuyor, uzaktan sesleri geliyor, kediniz ayaklarınızın dibinde.

Kitap sizin hayatınızı anlatıyor, sizin izninizle bir yazar sizle yaptığı ve kaydettiği söyleşileri kitap yapmış. Kitabın ismi “Çok Geç Olmadan”.

Kitabın arka kapağında çok geç olmadan fark ettiğiniz, hayatınızda uyguladığınız ve insanlarla paylaşmak istediğiniz şey her ne ise ona dair bir paragraflık kısa bir yazı var.

Soru 4: Bu yazıda ne yazmasını istersiniz?

Başka hikayelerde anlatabilirim kuşkusuz ve ben yazdığım sürece hepsi birbirinden güzel günlere ait olur. Hikayeleri okurken kendinizi kahramanın yerine koyup hayal etmeyi başardınızsa sizin hayaliniz de gerçek olabilir.

Sevgiler.