18 Şubat 2013 Pazartesi

İlişkiler ve meta programlar-20. Hafta Bülteni


İlişkiler ve meta programlar üzerine, Hayatını Seç, 20. Hafta bültenine hoş geldiniz.

Kişiye özel koçluk ve kişisel gelişim seminerini tanıttığım yazıya hemen sağ üst köşedeki önceki yazı bölümünden ulaşabilirsiniz.

Son dönemde, karşı cinsle ilişkiler üzerine yaptığımız seanslarda gözle görülür bir artış oldu. Bu hafta bu konuyu işlemeye karar verdim bültende, bakalım siz kendinize dair bir şeyler bulabilecek misiniz yazımda. Keyifli okumalar.

Çoğu konuda olduğu gibi  ilişkiler konusunda da kendimize ve ilişkimize dışarıdan objektif bir gözle bakmakta zorlandığımız için bazen çözümü çok basit olabilecek problemleri gözümüzde büyütüp duruyoruz.

Yaşanan ufak tefek sıkıntıları büyütüp büyütüp sonra da bütün çözümü karşı taraftan beklemek akıllıca ve adil olmayabilir çoğu zaman.

Öncelikle sorulması gereken soru şu bence: Ben, şu an birtakım problemler yaşadığım bu insanı gerçekten seviyor muyum, onunla birlikte güzel bir ilişkimiz olması adına çaba göstermeye hazır mıyım?

Eğer bu soruya evet yanıtını verdiyseniz okumaya devam edebilirsinizJ.

Sizinle, sizinde bildiğiniz bir sırrı paylaşmak istiyorum: İnsanlar değişir, evet bu kadar kısa ve öz, insanlar değişir.

Biz Özge ile yaklaşık olarak 20 yıldır beraberiz, bunun 15 yılı aşan son kısmını evli olarak geçirdik, 2 tane de çocuğumuz var. Uzun süreli ilişkilerin dinamiklerini çok iyi bildiğimi iddia edebilirim sanırımJ.

Evlendiğimizde çocuk sayılırdık, bir sevgi ortamı içinde beraber büyüdük, geliştik ve değiştik. Ben 20 yıl önceki adam değilim, Özge de 20 yıl öncekinden çok farklı. Her gün, her hafta değişmeye devam ediyoruz ve bu çoğu zaman iyi yönde oluyor.

Uzun süreli ve mutlu bir ilişkiniz olsun istiyorsanız, insanların olumlu yönde değişebileceğine dair inancınızı korumanız çok önemli.

Ama bunu lütfen karşı tarafın değişmesine bağımlı olmakla karıştırmayın, değişim; kişinin kendi isteği doğrultusunda olacak ve belli bir süre alacaktır.

Çok sevdiğim bir söz var, “Bir bakmışsınız hayatta yapmam dediğiniz şeyin başrolündesiniz!”

Evet dönelim ilişkilere. Karşı tarafın değişmesine bağımlı olmayın, ama eğer kendisi değişeceğini ifade ediyorsa, ona alan tutun ve sabırlı olun.

Rol model olabilirsiniz, eşinizin size romantik davranmasını istiyorsanız sizde ona romantik davranın.

Şimdi bültenimize özel testimizi uygulayalım bakalım, ben tamamen hayali bir senaryoda olası bazı yanıtları örnek olması açısından verdim.

İlişkinizde size göre olumsuz olan 3 şeyi sıralayınız.

Eşim bana yeterince ilgi göstermiyor.
Arkadaşlarıyla beraber olmayı benle zaman geçirmeye tercih ediyor.
Ev işi yaparken söylenip duruyor.

Öncelikle sokratik sorgulama; yani bu bahsettikleriniz her durumda geçerli mi?

Aslında kafası işle çok meşgul olmadığı zamanlarda, özellikle haftasonları bana ilgi gösteriyor.
Maç varken onu evde tutmanın bir yolu yok, ama onun dışında beni de çağırıyor aslında her sefer, ben gitmiyorum.
Bazen ev işlerini keyifli şekilde yaptığı da oluyor ama çok nadir, özellikle son zamanlarda.

Sıraladığınız olumsuzluklardan sadece bir tanesini değiştirme şansınız olsaydı hangisini seçerdiniz?

Bana daha fazla ilgi göstermesini isterim.

Peki, eşiniz size daha fazla ilgi gösterdiğinde siz nasıl bir insan olacaksınız?

Mutlu, keyifli, huzurlu, anlayışlı ve sabırlı.

Kendinize bir soru soracak olsanız ve bu soruya vereceğiniz yanıt sizi mutlu, keyifli, huzurlu, anlayışlı ve sabırlı yapacak olsa bu ne olurdu?

Beni seviyor mu?
Evet.:)

Peki sizce eşiniz sizi gerçekten seviyor mu?

Evet, yani sanırım öyle. Ama ben sadece daha fazla söylemesini ve göstermesini istiyorum.

Bunu onunla konuştunuz mu?

Evet, aslında konuştuk.

Ne cevap verdi?

Bu aralar kafasının işle çok meşgul olduğunu, arkadaşlarıyla buluşup kafasını dağıttığını, bunun geçici bir dönem olduğunu söyledi.

Ona yardımcı olmayı teklif ettiniz mi?

Evet, ama istemedi, biraz yalnızlık iyi gelebilirmiş.

Bu dönemde eşinize karşı anlayışlı ve sabırlı olup kendinizi mutlu, huzurlu ve keyifli hissedebilir misiniz?

Evet, sanırım ne demek istediğinizi anladım. Ondan beklediğimi bir karşılık göz etmeden ben ona verirsem kendimi iyi hissedeceğimJ.

İnsanların içindeki iyiye inanın ve güvenin. Kimse özellikle sizi kırmak için bir şeyler yapmıyor. İletişiminizi kuvvetlendirin, oturun ve karşılıklı olarak konuşun. Bunu yaparken karşı tarafı suçlamayın ama.

Sen bunu yaptın, bunu söyledinle bir yere varamazsınız. Hislerinizden bahsedin, sen bunu yapınca veya söyleyince, senin niyetin bu değil biliyorum ama ben kendimi kötü hissediyorum deyin bakalım bu seferde ne olacak.

Hissettikleriniz ve yaşadıklarınız her şeyden önce sizinle ilgili, bunu unutmayın lütfen. Karşı taraf hiç farkında olmadan sizin içinizde bazı şeyleri tetikliyor olabilir, bunu ona açık yüreklilikle anlatmadan asla tam olarak bilemeyecek.

Koruma kalkanlarını kaldırın, kabuğu atın ve kalbinizi açın.

Size küçük bir örnek vermek istiyorum.

Hak ediyorsun, zorundasın, yapman gerekiyor, yapılmalı şeklinde sona eren cümleler beni genellikle demotive eder.

Yapabilirsin, istiyorsan yapabilirsin, seçim senin, istersen yapabilirsin şeklinde sona eren ifadeler ise motivasyonumu artırır.

Bunu ben oturup karşımdakine anlatmazsam nerden bilsin?

Sizde hassas olduğunuz konuları, kelimeleri, ifadeleri eşinizle paylaşın.

Hepimizin içinde yüklenmiş olan programlar var aynı bilgisayarlarda olduğu gibi ve çoğu zaman hiç düşünmeden tepkiler veriyor, bir şeyler söylüyoruz, içimizdeki programlar otomatik olarak yanıtlar veriyorlar sadece.

Hal böyle iken karşımızdaki insanın içinde ne tarz programlar çalıştığını bilmeden onları anlamamız da mümkün değil. Bunlara koçlukta meta programlar adını veriyoruz.

En temel meta programlara aşağıda yer verdim.

Prosedür-Seçenek

Prosedürel insanların adımları önceden bellidir, plan dışı gelişmelere canları çok sıkılır.

Seçenekci insanlar ise “şu anda en iyi seçenek ne” diye düşünürler, duyguları ile hareket ederler.

Proaktif-Yansıtan

Proaktif tipler her an harekete geçmeye hazırdırlar.

Yansıtan tipler ise önce yeterince düşünmek isterler.

Yaklaşan-Uzaklaşan

Yaklaşanlar hedef odaklıdır, engelleri görmeme eğilimindedirler.

Uzaklaşanın da hedefi vardır, ama daha çok yoldaki engelleri görür.

Partnerinize birde bu gözle bakın bakalım, meta programları farklı olan insanlar benzer olaylara çok farklı tepkiler verebilirler.

Bunu bilmek bize ne kazandırır?

Her şeyi değiştirebilecek bir bakış açısı kazandırır:

Karşınızdaki her nasıl davranıyor olursa olsun bunu sizi üzmek/kırmak/kızdırmak için yapmıyor, sadece şu an itibarıyla içinde çalışan programlar ona bunun en iyi seçenek olduğunu söylüyor.

İçinizde çalışan meta programların farkına varmak, bunun farkındalığı, diğer insanların da benzer şekilde farklı programlarda çalıştıklarını anlamak, eğer istiyorsanız harika bir başlangıç için yeterlidir.

Unutmayın, her şey değişir, buna meta programlarınız da dahildir.

Önümüzdeki hafta meta programlar ile ilgili daha geniş bilgiler vermeyi planlıyorum.

Perşembe günü oyun teorisi adlı kısa ara bülten ile birlikte olacağız.

Sevgiler.

 

 

16 Şubat 2013 Cumartesi

Kişiye özel koçluk ve kişisel gelişim semineri


Kişiye özel koçluk ve kişisel gelişim semineri

Motivasyon sorunları mı yaşıyorsunuz, yaratıcılığınızı artırmak mı istiyorsunuz, hayatınızda hep bir şeylerin yarım veya eksik olduğu duygusu mu hakim, günlük işlerin peşinden koşturmaktan kendiniz için bir şeyler yapamaz hale mi geldiniz?

O halde kişiye özel günlük seminerlerim tam size göre.

Ø  Ne istediğinizi bilmediğinizi düşünüyorsanız veya bildiğiniz halde uygulamaya geçmek konusunda korkularınız varsa, bu korkuları nasıl yönetebileceğinizi öğrenmek istiyorsanız,

Ø  Hayatınızı yeni bir bakış açısı ile yeniden kurgulayıp, potansiyelinizi iş ve özel hayatınızda sahaya daha fazla yansıtmak istiyorsanız,

Ø  Genel olarak veya belli bir konu itibarıyla denge arayışı içindeyseniz;

Ø  Bazı konularda sizi neyin engellediğini ve/veya rahatsız ettiğini ve çözüm yollarını bulmak istiyorsanız,

Ø  Eğer sizin için çok önemli bir konuda karar arifesindeyseniz (iş değişikliği, yeni bir alana yatırım, evlilik, çocuk yapmak, vb.) ve bu konuda gerçekten ne istediğinizi bulmak adına profesyonel bir bakış açısının faydalı olabileceğini düşünüyorsanız,

Ø  Kişisel gelişime ilgi duyuyor fakat kitaplarda okuduğunuz veya bir şekilde öğrendiğiniz bilgileri hayatınıza geçirmekte zorlanıyorsanız,

Ø  İnsanlarla olan iletişiminizde genel olarak daha farklı bakış açılarına ihtiyaç duyuyorsanız,

Kişiye özel tam günlük seminerlerim ile bir günde çok hızlı bir başlangıç yapıp, başlangıç için güzel bir farkındalık kazanabilir, koçluğun temelleri olan değerler, denge ve kişisel gelişimin temeli olan çekim yasası, ego, anda kalmak gibi konularda temel bilgileri öğrenebilir, ne istediğinizi bulmak konusunda bir başlangıç adımı atabilir ve harekete geçmeye zorlandığınız konularda yeni bir bakış açısı ile nasıl düşünüp davranabileceğinizi öğrenebilirsiniz.

Bir tür check up hizmeti olarak da görülebilecek olan seminerimde; koçluk, koçluk bakış açısı ile danışmanlık ve mentörlüğün sizin ihtiyacınıza uygun bir karışımını sunuyor olacağım.

Seminerlerimiz sizin arzu ettiğiniz bir günde hafta içi veya hafta sonu 10.30 – 17.30 saatleri arasında yapılacaktır. 40 dakika öğle arası ve iki adet 10 dakikalık kahve molası verilmektedir. Seminerin süresi brüt 7 saat, net 6 saattir.

Seminerin devamında da size bir ay boyunca mail ve telefon ile destek hizmeti veriyor olacağım. Ayrıca arzu etmeniz durumunda iki adet yarımşar saatlik yüz yüze görüşme gerçekleştirilecektir. Söz konusu hizmetler pakete dahil olup ayrıca ücretlendirilmeyecektir.

Seminerin özelliği kişiye özel olması ve özellikle günün ikinci yarısında tamamen kişinin ihtiyaçlarına özel bir akış izlemesidir. Bununla birlikte sadece genel bir fikir vermesi amacıyla örnek seminer akışına aşağıda yer verilmiştir.

10.30 Tanışma ve koçluk hizmeti hakkında genel bilgilerin verilmesi

10.45 Danışanın hayatının genel bir resminin çekilmesi, genel tablo üzerinde yapılacak değerlendirmeler.

11.00 Danışanın iş/kariyer ve ilişkiler alanında olası gelişim noktalarının belirlenmesi

11.20 Danışanın hayatındaki genel denge durumunun ölçümlenmesi, varsa dengesizliklerin hangi alanlarda olduğunun tespiti

11.50 Kısa bir ara

12.00 Kariyer / İş ve İlişkiler alanlarına ait değer çalışmaları ile bu alanlarda gerçekten bizi neyin en fazla mutlu edeceğinin tespiti. Örneğin nasıl bir çalışma ortamı, nasıl çalışanlar, özel hayata ilişkin ne tür kişiler ve ilişkiler gibi.

13.00 Öğle yemeği arası

13.40 Zaman yönetimi çalışması ile danışanın hangi alanlarda zaman tasarrufu sağlayıp hangi alanlara aktarmasının başarısını olumlu olarak etkileyeceğinin tespiti

14.10 Davranış modelleri çalışması ile danışanın her türlü ilişkide (çalışanları, özel hayat, çocukları, ebeveynleri, vb.) basit metodlar ile karşısındaki insanı analiz etmesinin sağlanması

14.50 Kahve molası

15.00 Eğer varsa belli bir kişi özelinde yaşanan sorunlara farklı bir koçluk tekniği ile çözüm getirilmesi

15.30 Belli bir konudaki hayallerin nasıl gerçekleştirilebileceğine dair metodların konuşulması

16.00 Anda kalmak konusunda bilgi aktarımı, günlük hayatımızı daha keyifli hale getirmek için uygulanabilecek basit egzersizlerin tanıtımı

16.45 Sorular

17.30 Kapanış

Hayallerinizi alıp gelin sadece.





Sevgi ve saygılarımla.

Profesyonel Erickson Koçu / Hayatını Seç isimli kişisel gelişim kitabının yazarı

Mert Çuhadaroğlu

mert.cuhadaroglu@gmail.com

 
Dream TV'de ve Skyturk kanalında katıldığım programların videolarına aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz.

Dream TV


 

Skyturk

http://tvarsivi.com/player.php?i=2013020917310
 


14 Şubat 2013 Perşembe

Anda kalmanın sırrı ve önemi – 19,5. Hafta bülteni


Bugün sevgililer günü; bizde Özge ile birlikte 19. Sevgililer günümüzü kutluyoruz. Ama merak etmeyin size uzun süre sevgili olmanın sırrından filan bahsedecek değilim, en azından bugünJ. Anda kalmaktan ve anla kalmaktan yana yaptım bu bülten için seçimimi, ama zaten anda kalmanın en güzel yollarından birisi de sevdiğiniz kişi ile birlikte romantik zaman geçirmektir sanırım.

Kişisel gelişimin kalbi bence; anda kalmakta yatıyor. Benim tam olarak becerebildiğim bir alan değil kesinlikle, üzerinde çalışıyorum. Sizlere de bu çalışmalardan ve konunun bence öneminden bahsetmek istedim bu bültende.

 
Bu hafta hem benim hem de Annemin doğumgünü vardı, zamanın geçmesine engel olmak mümkün değil, zamanı uzun süreler olarak deneyimlemek de olanaksız. Kimse ben bir günü veya bir yılı yaşıyorum diyemez, hepimiz anları yaşarız ve anları topladığımızda zamanı deneyimleriz.

Elimizde olan tek şey an olduğuna göre, an’ı bize en fazla mutluluk verecek şekilde nasıl deneyimleyebiliriz?

Ben önceleri bunu keyif almakla bağdaştırırdım, sonraları anladım ki daha fazlası var. Evet, andan keyif almak çok önemli ama tek başına yeterli bir bakış açısı değil.

Anla ilgili en önemli ve bana en çok faydası dokunan bakış açısı açıkçası şu oldu: “İçinde bulunduğum ana en fazla katkıyı nasıl sağlayabilirim?”.

Bu birden fazla perspektifi olan bir konu elbette.

Eğer yalnızsam işim daha kolay, etrafımdaki güzelliklerin farkına varmaya ve tadını çıkarmaya odaklanmakla yetinebilirim.

Bu aynı zamanda bolluk bilincini destekler.

Bolluk dediğimiz zaman bunu sadece para veya maddi zenginlik anlamında kullanmıyorum. Başarı, mutluluk, keyif, sağlık, sizin için önemli olan bütün konular itibarıyla bir bolluktan söz ediyorum.

Bolluğun size akması için sizin bir bolluk bilinci içinde olmanız büyük önem taşır. Peki, bolluk bilinci basit olarak nedir?

Sahip olduklarımızın, çevremizde olanların kıymetini bilmek, en ufak şeylerin bile farkında olup bunlar için içten gelen bir şekilde şükretmek.

Aynı küçük bir çocukta olduğu gibi. Özellikle 3 yaşındaki kızım Ada bu anlamda tam bir örnek teşkil ediyor. Sabahları yataktan “yaşasın” diye fırlıyor, gördüğü en ufak şey bile onu hayranlık içerisinde bırakıyor, apartmandan çıkıp otoparka giderken bile merakını ve hayranlığını uyandıran pek çok şeyle karşılaşıp bunu ifade ediyor.

Örnek mi istiyorsunuz; “ne güzel bir rüzgar var”, “babamın arabası ile mi gideceğiz, harika!”, “teşekkürler asansör”, “koşmak ne harika bir şey” gibi.

Pleasure (keyif) ile joy (içten gelen neşe) arasındaki nüans çok önemli.

Peki biz bunların ne ölçüde farkındayız, çoğu zaman hiç. Şükrettiğimiz şeylere bakın, gerçekten kalpten gelerek şükrettiğimiz şeyler genellikle daha büyük olaylar, ne zamanki yaşadığımız için ve yaşadığımız basit güzellikler için içten gelerek şükretmeye başlayacağız, emin olun o zaman bolluk bilincini tam olarak deneyimleyeceğiz.

İçinizden dışarı verdiğiniz her şey size geri dönmek zorunda; eğer bolluk bilinci içinde hareket edip içinizden dışarı bunu yansıtırsanız alacağınız şey de bolluk olacaktır.

Peki, bir anı deneyimlerken o anın içinde başka insanlar da varsa anda kalmak adına faydalı bakış açılarından birisi ne olabilir?

“Bu ana nasıl katkıda bulunabilirim?” sorusunun cevabı bu kez benim için biraz daha farklı oluyor, çevremdeki güzellikleri fark edip takdir etmenin yanı sıra karşımdaki insana nasıl fayda sağlayabilirim ona bakıyorum.

Bu bazen dikkatlice dinlemek olabiliyor, bazen onun talebi olması halinde fikirlerimi paylaşmak, bazen bir bakış açısı değişikliği, bazen sadece sohbet etmek ve gülmek.

Hiçbir şekilde hiçbir olayda karşı taraftan bir beklenti içine girmemeye gayret ediyorum. Yani ben bunu yapıyorum, karşılığında o bana ne yapacak veya ben yaptığım şeyin karşılığında ne elde edeceğim enerjisinde olmuyorum.

İçten gelerek bu şekilde hareket edince de o yada bu şekilde hiç beklemediğim iyiliklerle karşılaşıyorum. Geçenlerde Hayatını Seç isimli kitabımdaki listeleri gönderdiği için ücretsiz koçluk yaptığım bir okurum hizmetimden o kadar memnun kaldı ki ısrarla ödeme yapmak istediğini belirtti, ben hesap numaramı bile göndermedim, bir arkadaşı bankada çalışıyormuş, onun aracılığı ile hesap numaramı öğrenip hesabıma para göndermişJ.

Anda kalmaya ilişkin olarak söylemek istediğim son bir şey var, o da anda kaldığınızda, yani geçmişi ve geleceği düşünmediğinizde, kendi gücünüzün de daha çok farkına vardığınız. Bu anda kalmanın çok faydalı bir etkisi.

Bir şeyi değiştirebileceğiniz tek an aslında içinde bulunduğunuz an ve siz “doğru” enerjilerle hareket ettiğinizde denklemdeki en büyük güç ve etken siz oluyorsunuz.

Geçmişe ilişkin kötü deneyimlerimiz ve geleceğe ilişkin korkularımız genellikle diğer insanları da içeren senaryolardır; ailem yardım etseydi, farklı olurdu; vallahi bir şeyler yapacağım ama arkadaşlarım ne der bilmiyorum, örnekleri çoğaltmak mümkün, ama biraz düşününce siz de fark edeceksiniz ki genellikle başka birileri de senaryonun içinde bizden rol çalmaya hazırlar.

Ama anda olmak daha farklı, özellikle de “ben bu ana nasıl katkıda bulunabilirim” sorusu ile hareket ettiğinizde, özne zaten benJ.

Pazartesi görüşmek üzere, sevgiler.

12 Şubat 2013 Salı

Kendime olan güvenimi nasıl artırabilirim? 19. Hafta Bülteni


Merhabalar; 11 Şubat 1972 günü İstanbul’da dünyaya gelmiştim, bundan tam 41 yıl önce. Hep meraklı bir çocuktum, çok okurdum, dünyadaki tüm ülkelerin başkentlerini ezberlemiştim, bulmaca çözerken işe yarıyorduJ. Büyüdükçe okumanın tek başına yeterli olmadığını keşfettim, deneyimlemek ve diğer insanların deneyimlerini dinlemek de önemliydi. Ama en önemlisi; hayatın terzi işi bir oyun olduğunu görebilmekti sanırım benim için. Tek bir doğru yok, herkesin kendi hikayesi, kendi çözümleri var. Bu haftaki bülteni bu gözle okumanızı isterim, evet ben bir şeyler anlatacağım, ama sizin çözümünüz farklı olabilir, umarım onu en kısa sürede bulursunuz.

Danışanlarımla muhtelif konularda yaptığımız çalışmaların önemli bir kısmı o veya bu şekilde bizi özgüvenimizi artırmak konusundaki çalışmalara götürüyor. Bu nedenle sizlere bu hafta bu konudan bahsetmek istedim.

Belli bir konudaki özgüvenimiz, belli bir konudaki düşünce ve inançlarımızdan oluşur. Konular itibarıyla düşünce ve inançlarımız farklı olduğu için yine konular itibarıyla kendimize ne kadar güvendiğimiz de önemli ölçüde değişebilir. Bu nedenle sıklıkla iş veya aşk hayatındaki başarı veya mutluluğu diğer alanlara yansıtamayan insanlarla karşılaşıp şaşırırız. Özgüven eksikliği aynı zamanda cesaret eksikliği ile de kardeş gibidir.

Özgüvenimizi artırmak konusundaki çalışmaların başlangıcında ben düşünce ve inançları sokratik yöntemle sorgulatıyorum.

Örneğin ilişkiler konusunda çalışıyor isek ve danışan kendisinin bazı özellikleri nedeniyle uzun ve mutlu bir ilişki yaşamayacağına inanıyorsa veya kariyer konusunda çalışırken danışan sadece torpilli olanların yükselebildiğini düşünüyorsa;

Kesin kanıtın var mı?

Bu her zaman için doğru mu?

Ve bunlara benzer sorularla inancını sorgulamaya başlamasını sağlayabiliyorum genellikle.

Özgüven konusundaki çalışmalarıma daha sonra uygun fırsatlar doğduğunda başka sorularla devam ediyorum.

Bir övgü/iltifat yapıldığında neler hissediyorsun (fiziksel özelliklerine ilişkin olan ve olmayan şeklinde ikiye ayırıyorum)?

Büyük sırların var mı, özellikle de ortaya çıkmasından korktuğun, hayatını alt üst edebileceğini düşündüklerin?

Eğer varsa, bunların ortaya çıkması seni niye bu kadar korkutuyor?

Bir şeyi ilk defa yapman gerektiğinde genel olarak nasıl davranıyorsun, cesur musun, temkinli misin, hangi duygu baskın geliyor ?

Cesur adımlar atmana engel olan, seninle ilgili şey nedir?

Yakın arkadaşlarından birisi sana gelse ve belli bir konuda cesaretlendirilmeye ihtiyacı olduğuna kanaat getirsen, özgüven eksikliği olduğunu ifade etse, ona nasıl yardımcı olursun?

Bu sorulara verilen cevaplar bizi çok farklı ve faydalı yerlere götürüyor. Bu kadar çok soruya cevap vermek yerine hap çözümler arayanlar için ise şimdi gelelim bu haftanın kalbini teşkil eden ıssız ada egzersizime.

Çevrenizde olan bir ölçüde tanıdığınız size göre özgüveni çok yüksek olan kişileri listeleyiniz (en az 5 kişi).

Bu kişilerden 3 tanesini seçiniz ve bu insanların öne çıkan özelliklerini (kendileri hakkında neye inandıklarını) sayınız (örneğin güzel, akıllı, yetenekli, her ne ise).

Siz bu özellikleri en son ne zaman deneyimlediniz (örneğin kendinizi güzel hissettiğiniz en son anınız hangisi, akıllı hareket ettiğinizi düşündüğünüz en son olay ne, en son ne zaman hangi olayda becerikli davrandınız?)

Bu 3 kişi ve siz ıssız bir adaya bırakıldınız, bir gün yetecek kadar yiyeceğiniz ve suyunuz var, bir haftayı orada geçirmek zorundasınız, neler olur, o bir haftada neler yaşanır, sizin bunlardaki rolünüz ne olur, oturun biraz düşünün bakalım, hatta en iyisi yazın, bu senaryo size neler söyleyecek.

Birisi başkan seçilecek olsa bu kim olur, siz seçilir misiniz, size oy veren çıkmaz mı, neden? Nasıl bir iş planı olur, siz hangi rolü üstlenirsiniz, diğer insanlar size nasıl davranır, siz onlara nasıl davranırsınız, hangi özellikleriniz işinize yarar, geçmiş tecrübelerinizden hangilerini ada hayatına taşıyabilirsiniz, vb.

Bir hafta sonra bir baktınız ki Ada’daki hayat herkesin tahmin ettiğinden daha fazla hoşuna gitmiş ve kimse dönmek istemiyor, ama sizi kurtarmaya gelenler de en az bir kişiyi götürmek konusunda ısrarcı, “en azından o diğer kişileri neden almadığımız konusunda bir şeyler anlatabilir” diyorlar. Peki bu durumda bir eleme yapsanız aranızda kim elenir, neden? Siz kime oy verirsiniz?

Ve kilit soru: Adada kalmayı başarırsanız bu hangi özellikleriniz sayesinde olacaktır?

Özgüveni zayıf olan insanlar genellikle olumsuza, özellikle de kendilerine dair olumsuzluklara odaklanırlar. Bu nedenle beğendiğiniz özelliklerinizi saymanız, bu konuda bir farkındalık yaratana kadar tekrarlamanız faydalı olacaktır.

Neleri başardığınıza odaklanın, başardığınız minicik şeylerin bile keyfini çıkarmak için mutlaka bir bahane bulun ve küçük de olsa bir kutlama yapın.

Haftaya görüşmek üzere, sevgiler.

8 Şubat 2013 Cuma

İstanbul'a yakın kısa tatil önerisi


Sapanca Güral Otel

Seyahat etmeyi oldum olası severim, seyahat yazısı kaleme alan kişileri de hep gıptayla izlerdim. Şükürler olsun ki bana da nasip oldu böyle bir yazı yazmak.

Çarşamba sabahı 10.45 gibi çıktık yola İstanbul Göztepe’den, 1 saat 15 dakikada Sapanca’da Güral Otel’in kapısındaydık. Bu açıdan bakıldığında gayet güzel, İstanbul’a bu kadar yakın mesafede olup aynı zamanda İstanbul’dan uzaklaşmış hissi veren çok yer yok sanırım. Evet, bu tarifi sevdim, hem yakın hemde uzaklaşmış hissi verecek kadar uzak.

Otel çok kalabalık olmadığı için 12.00 gibi hemen odalarımıza aldılar bizi, eşyaları yerleştirdikten sonra odada fazla oyalanmadan güzel bir türk kahvesi keyfi yaptık.

Biraz odadan bahsedeyim, standart bir odada kaldık, 4 katlı otelin 3. Katında idi odamız. Oldukça geniş odaları, çocuk için ilave yatak yerleştirilmesine rağmen rahat rahat dolaşabiliyorduk odanın içinde yine de. Güzel bir koru manzarası var aynı zamanda. Balkonlar ise fransız balkon tabir edilen ve ancak çiçek yetiştirmek için kullanılabilecek türdendi.

Kahve keyfinden sonra kısa bir yürüyüş ile oteli keşfe çıktık. Otelin dış alanları oldukça geniş, düzenli ve bakımlı. Çok geniş bir korusu ve yürüyüş alanları var. Eğer yürüyüş yapmayı seviyorsanız buraya bayılacaksınız, rotalar işaretlenmiş ve genel olarak kolay rotalar.

Dış alanlarda ayrıca basketbol sahası, mini futbol, mini golf alanları, 2 adet tenis kortu da var. Ben 4 tane de açık havuz saydım.

Bu arada Şubat ayı olmasına rağmen özellikle Perşembe günü 20 dereceyi bulan hava sıcaklığı sayesinde tatilin çoğunu dış mekanlarda geçirdik.

Çocuklar için yeterli sayılabilecek bir çocuk parkı da var.

Çocuk demişken bu otele çocuk alınıyor ve çocuklar için pek çok aktivite düşünülmüş. 3 kişinin görev yaptığı mini klübe Ada’yı 1,5 saat kadar bıraktık akşam yemeğinde ve gayet keyifli zaman geçirdi.

Daha büyük olan çocuklar için ise Play Station ve langırt benzeri oyunları oynayabilecekleri bir atari salonu var.

Çocukların alınmadığı tek yer SPA bölümü. Bu alanda kapalı havuz, sauna, fin hamamı, buhar banyoları, aromatik terapi gibi bir SPA’da bulunan bölümler yer alıyor, biz çoğunu denedik ve memnun kaldık.

Ayrıca iki adet yan yana yarım ay şeklinde kapalı havuz var, buraya çocuklar da girebildiği için biraz curcuna bir ortam var, ama onlarla zaman geçirmek adına çok güzel tabii ki.

Otelin yemeklerinden çok memnun kaldık, yarım pansiyon şeklinde çalışıyor otel. Akşam yemeklerinde minik kaplarda açık büfede sunulan tapaslar muhteşemdi. Sabah kahvaltısı da gayet çeşitli ve lezzetli idi. Yemeğe düşkün birisiyseniz burası yemek açısından sizi kesinlikle tatmin eder.

İki adet alakart restoran var, bir tanesi daha çok hamburger ve pizza tarzı yemekler sunuyor ve otelin -1. Katında.

Diğer alakart restoran ise dışarıda yürüyüş yolunun başlangıcında yer alıyor. Kebap, pide, lahmacun tarzı yiyecekler var daha çok. Biz ikisini de denedik ve memnun kaldık, fiyatlar da ortalama düzeyde, çok ucuz değil ama bu kadar da olmaz dedirtecek kadar pahalı da değil. 4 kişi içki içmeden basit bir öğle yemeğini 100 TL’ye yiyebilirsiniz.

Bu arada fiyat demişken diğer otellerin çoğunda olduğu gibi burada da hap kadar şişe sularının mini barda 3,5 TL fiyat etiketi taşıması beni şaşırtmadı. Bir otel bir gün buna dur diyecek ama dur bakalım hangisiJ

Bizim seyahatimiz çok güzel bir havaya denk geldi, ayrıca hafta arası olması nedeniyle otel tenha sayılırdı, bunlar da mutlaka bir tatili güzelleştiren etkenler.

Yine gider miyim, kesinlikle evet, özellikle de bahar aylarının sonu yazın başı gibi dönemlerde çok güzel olabilir. Kitap okumayı seviyorsanız, kitabınızı alıp çekilebileceğiniz çok güzel yerler var dışarıda. Bir yandan ağaçların hışırtısı, bir yandan kuş sesleri, oldukça dinlendirici olabilir.

Romantik bir tatile de uygun olabilir gibi geldi bana.

Buraya yakın Richmond Otel de var, orasının da çok güzel olduğunu duydum ama gidip görmedim. Richmond’a çocuk alınmadığı için başka bir zaman oraya da bir kaçamak yaparız belkiJ.

Güral Otel’in personeli genellikle eğitimli ve güler yüzlü. Bu açıdan bir sıkıntı yaşamadık.

Geceleri yapacak çok fazla bir şey yok açıkçası. Yemekten sonra bar veya lounge bölümünde bir şeyler içebilirsiniz veya biraz yürüyüş yapabilirsiniz. Bunu yazmak belki komik olacak ama maalesef ülke olarak bu duruma geldik, otelde içki servisi var her alanda.

Fiyatlar iki buçuk kişi yarım pansiyon gecelik 500 TL civarında, ucuz sayılmaz kesinlikle, ama sağladığı ortam ve güzel yemekleri düşünüldüğünde benzer otellerin fiyatları ile aynı düzeyde diyebiliriz. Daha uzun süreli konaklamalarda veya sömester dışında kesinlikle daha iyi fiyat alınabilir.

En çok aklımda kalanları saymam gerekirse; yemeklerin güzelliği, dış mekanların çekiciliği, özellikle de korudaki yürüyüş yolları ve kuş sesleri, SPA ve türk hamamı, odaların genişliği ve güzel koru manzarası, rahat ulaşımı diyebilirim.

Tavsiye ediyorumJ

Pazartesi günü kişisel gelişimle ilgili bir bültende buluşmak üzere hoşçakalın.

4 Şubat 2013 Pazartesi

terzi kendi söküğünü dikemezmiş - 18. hafta bülteni


31 Ocak Perşembe gününü 1 Şubat Cuma gününe bağlayan gece yakın bir dostum ziyarete geldi. Gerçek adını vermeyeceğim, ismi bende saklı kalsın, ama hikayedeki ismi Bilge olsun, zira kendisi benim gözümde bilge bir kişi.

“Durumuna üzülüyorum, seni dostça uyarmaya geldim” dedi hemen konuya girerek. “Seni dinliyorum” diyerek ona izin verdim.

“Seni tanımakta güçlük çekiyorum” dedi, “Hırsınla kendine ve çevrene zarar vermeye başladın” diye devam etti.

Hırslı olduğum konuları düşündüm ve saydım ona.

Kitabımın 2. Baskısı bir an önce yapılsın

Biran önce yeni koçluk müşterileri gelsin, özellikle de hafta içi çalışabilecek olanlar

Gelirim bir an önce artsın ve bankadaki seviyesine gelsin

Blogumun görüntülenme oranları (reytingi) artsın

“Seni uzun yıllardır tanıyorum, bankadaki dönemine yakından tanıklık ettim, özellikle de son 5 yılını çok iyi biliyorum, sen eskiden böyle hırslı değildin, ne oldu” diye sordu.

Bende düşünmeye başladım, eskiden hırslı değildim gerçekten bu kadar, son dönemde bazı konularda hırsım çok artmıştı, neyi kanıtlamaya ihtiyacım var?

Bankada çalışırken hiç hırslı değildim, çünkü yaptığım iş ile ilgili olarak (kitlesel müşteri temini) en iyi olduğumu düşünüyordum.

Şimdi ise en iyi olduğuma inanmıyordum, evet cevap burada bir yerlerde gizli olmalıydı, koçluk ile ilgili olarak yeterince iyi olduğuma inanmıyor olabilir miydim?

“İyi bir koçun özellikleri nedir sence?” diye sordu arkadaşım bana.

Kitap yazar,

Kitabı çok satar,

Çok müşterisi olur,

Bekleme listesi olur,

Web sitesi veya blogu olur,

Yazıları binlerce kişi tarafından takip edilir,

Çok iyi para kazanır

Diye bir çırpıda adeta nefes almadan saydım.

“Sen” dedi “söylediklerine aslında zerre kadar inanmıyorsun, sadece bilinçaltı seviyede kendini senin için önemli gördüğün bazı koçlarla kıyasladığın için bu özelliklere sahip olmayı bir takıntı haline getirmiş durumdasın”.

“Evet” dedim biraz düşündükten sonra, “Anthony Robbins’in özellikleri bunlar.”

“Kendimizi diğer insanlarla kıyaslamak bizi her zaman yanlış patikalara götürür ve bir süre sonra ormanda kayboluruz” dedi bilge dostum. “Kendini sadece kendinle kıyaslamalısın, bu konular özelinde kendini kendinle kıyasladığında neler görüyorsun” diye beni zorladı.

Bende basit bir tablo yaptım hemen yazarak çizerek.

4 ay önce
Şimdi
Kitabım yoktu
İlk baskısı tükenmek üzere olan bir kitabın yazarıyım
orta seviyede para kazanan ama sevmediği bir işi yapan Mert
Yıllarca hayal ettiği şeyi başararak sevdiği işi yapmaya başlayan ve bundan para kazanan Mert
Sadece facebook hesabı ve az sayıda takipçisiyle sosyal medyada haftada bir veya ayda bir özlü sözler paylaşan Mert
Blog yazan, sosyal medya iletişimi gayet iyi olan bir Mert

“Bütün bunlar niye önemli senin için” diye sordu bilge adam.

Hiç düşünmeden “reyting” diye cevap verdim.

“Peki” dedi “reyting niye bu kadar önemli.”

Bu kez de “show business” diye cevap verdim hemen.

Show business neyi çağrıştırıyor sana dedi.

Ölümüne bir rekabet dedim, reyting savaşı, reytingler düşerse kaybedersin.

"Sen" dedi "rekabeti seviyor musun?"

"Aslında sevmiyorum" diye yanıtladım, küçükken basketbol oynardım ve genellikle yedek kalırdım, ik 5e girmek için yaşanan rekabeti sevmezdim. Bu nedenle büyüdükten sonra takım sporlarından soğudum hatta, yürüyüş, koşu, yüzme, bisiklet gibi bireysel sporlar hep daha çok ilgimi çekti.

"Rekabeti sevmiyorsun ama kendini diğer insanlarla kıyaslayarak acımasız bir rekabet ortamının içine atıyorsun, kuralları da öyle bir belirlemişsin ki hem kendini hem de çevreni üzüyorsun" dedi.

"Sana son bir soru soracağım" dedi, "sence, tüm o örnek aldığını iddia ettiğin koçları bir tarafa bırakırsak (onların öyle olmadığını söylemiyorum) iyi bir koçun özellikleri nedir?"

Bambaşka özellikler çıktı ortaya.

Danışanlarından aldığı olumlu geri dönüşler onun en büyük ilham kaynaklarından birisidir. Danışanları ve hayatlarındaki değişiklikler onun için önemlidir.

İyi bir koç kendi yaşamıyla, sözleriyle ve hareketleriyle insanlara örnek olur.

İyi bir koç; samimi, açık, dürüst ve güvenilirdir. Kendisini danışanlarından ve diğer insanlardan daha yukarı bir yere yerleştirmez.

İyi bir koç hayatın içinde olur, hayattan kopuk değildir.

İyi bir koç kendini geliştirmeye önem verir; okur, gözlemler, deneyimler, bunları paylaşır, gelişir ve geliştirir.

Sende bu özelliklerin kaçı var dedi.

Hepsi diye gülerek cevapladım.

Bilgeye teşekkür ettim ve benim bunları yazmam lazım diyerek şu an okumakta olduğunuz diyalogu aklımda kaldığı kadarıyla yazdım.

İyi bir koçun özelliklerini ise ayrıca bir kağıda yazıp vizyon panoma yapıştırdım.

O gece uzun bir aradan sonra ilk defa huzurlu bir uyku uyudum ve uyandığımda zihnimde bir mesaj dans edip duruyordu.

“Geçmişinle barış”.


Haftaya görüşmek üzere, sevgiler.

31 Ocak 2013 Perşembe

Eylemin gücü ve anda kalmanın sırrı - 17,5. hafta bülteni


Merhabalar, perşembe günleri yayınladığım kısa (J) ara bülten ile karşınızdayım. Bültenimizin ismi “Eylemin gücü ve anda kalmanın sırrı”. Bugün sizlere eylemden ve anda kalmaktan bahsetmek istiyorum.

Büyük Usta Eckhart Tolle bu konuda şöyle demiş: Eylemlerinizin temeli şimdiki anla uyum içinde olduğunda, eylemleriniz yaşamın kendi zekasıyla güçlenir.

Benim inancıma göre; bizler Dünya üzerinde fiziksel bir deneyim yaşayan ruhsal varlıklarız; bu nedenle eylem/hareket aslında (özü itibarıyla) yaratımın değil zevk almanın bir unsuru.

Aynı zamanda; içimizde Tanrı’nın bir parçasının bulunduğuna da inanıyorum. Aynı okyanus ve damla ilişkisinde olduğu gibi, damla okyanus değildir ama okyanusun bütün özelliklerini taşır.

Tanrı’nın bir parçası olarak, yaratım için eyleme çok fazla ihtiyacımız yok. OL – YAP – SAHİP OL döngüsünde kast edilen husus bence biraz da budur.

Ama bir yandanda bu bilgilerden o kadar çok uzaklaştık ki; istediklerimizi elde etmenin bir parçası olarak çoğu zaman eylemlerden yararlanıyoruz. Bu içinde yaşadığımız gerçekliğin çoğu zaman yadsınamaz bir parçası haline gelmiş durumda.

Buna ben de çoğu zaman dahilim, biz bir şeyleri fiziksel aktivitelerle yaratmayı da seviyoruz. Örneğin kitaplarımın sergilenmesini ve kaç adet satıldığını görmek için habire kitapçılara gitmem buna güzel bir örnekJ. Aslında çok ama çok anlamsız, yani satış açısından, ben gitmesem muhtemelen daha fazla satılır (direnç/bağımlılık).

 

Fiziksel ve hareket bazlı bir dünyada yaşadığımız ve ruhsal bir varlık olduğumuzu zaman zaman unuttuğumuz için bu bir ölçüde anlaşılabilir bir davranış aslında.

Koçlukta da eylem adımları bu nedenle önemlidir. Seansın genellikle son bölümünde danışandan üzerinde çalışılan konu ile ilgili olarak kısa vadede yapmayı düşündüğü eylem adımlarını belirlemesini isteriz. Bu eylem adımlarını gerçekleştirmek konusundaki motivasyonunu da ölçmeye çalışırız. Eylemde önemli olan husus olabildiğince anda kalmaktır.

Ego’dan daha önce bahsetmiştim, bize fiziksel gerçeklik deneyimi yaşatan bir zihin mekanizması olarak tarif etmiştim. Bunu aldığımız kararlara, oluşturduğumuz inançlara bağlı kalmamız sağlayarak yapar. Değişikliği sevmediği için, bir değişiklik söz konusu olduğunda durumun aynı kalması için bizi korkutmaya çalışır genellikle.

Korku nedir, bir şeyin geçmişte belli bir şekilde olmasından hareketle gelecekte de aynı şekilde gerçekleşebileceği hissi. Ego ve korkular sadece geçmişte ve gelecekte bulunabilir; anda kaldığınızda ise egonun dinlenmekten başka yapabileceği bir şey yoktur aslında. Ve güzel haber, siz sadece egonuz değilsiniz, Tanrı’nın bir parçası, yani ruhani bir varlıksınız. Bunu daha iyi deneyimlemek için anda kaldığınız süreleri artırmalısınız.

Anda olup olmadığınızı anlamanın en güzel yöntemi de nasıl hissettiğinize bakmak. Anda kalmayı seçtiğimizde kendimizi hayatın akışıyla bütünleşmiş hissederiz. Her şey olması gerektiği gibi olmaktadır.

Anda kalmayı en güzel tarif edenlerden birisi de hiç kuşkusuz Einstein olmuştur: “Any man who can drive safely while kissing a pretty girl is simply not giving the kiss the attention it deserves:)”. Benim tercümemle; güvenli bir şekilde araba kullanmaya çalışırken aynı zamanda güzel bir kızı öpen adam, öpücüğe hak ettiği özeni göstermemektedir, yani anda değildirJ.

Bir isteğiniz olduğunda; diğer aşamaları tamamladıktan sonra eylem adımlarınızı da anda kalacak şekilde yani size keyif ve mutluluk verecek şekilde planlarsanız hem daha az eyleme ihtiyacınız olur hem de daha kolay başarırsınız.

Peki bunu nasıl yapabiliriz?

Öncelikle değerlerimizle uyumlu hareket etmeliyiz. Değerler, bizim için önemli olan, özümüzde yer alan, bir yada iki kelime ile ifade ettiğimiz pozitif hislerdir. Örnek vermek gerekirse; huzur, paylaşım, adalet, özgürlük, sevgi, güven, gibi. Değerler aynı zamanda motivasyon kaynağımızdır.

Bir veya iki seanslık bir koçluk çalışması neticesinde sizde değerlerinize ilişkin olarak bir farkındalık kazanabilirsiniz.

Peki burada bir seans yapmadığımıza göre size nasıl yardımcı olabilirim diye düşündüm ve basit birkaç soruyu yöneltmeye ve örnek olması açısından kendim de cevaplamaya karar verdim.

Bu soruya vereceğiniz cevaplar sizin özünüzde yer alan değerlerinizi keşfetmenize yardımcı olacak.

Hemcinslerinizden birisi ile tatile gideceksiniz.

Hangi arkadaşınızın sizinle gelmesini istersiniz? Çocukluk arkadaşlarınızdan birisi mi, iş arkadaşlarınızdan birisi, sosyal medya arkadaşlarınızdan birisi, hiç tanımadığınız bir insan, hangisi? Ve daha da önemlisi neden?

Yanınıza (daha önce okumuş da olabilirsiniz) sadece 3 kitap alabilecek olsanız bunlar hangileri olur, neden?

Yanınıza (daha önce seyretmiş de olabilirsiniz) 3 tane film DVD’si alacak olsanız bu filmler hangileri olur ve neden?

Bende yanıtladım.

İlk sorunun yanıtı diğer arkadaşlarımı küstürebilir ama ne yapayım, dürüst olmalıyımJ. 15 günde bir düzenli olarak buluştuğum bir arkadaş grubum var, 25 yıldır beraberiz, Onların içinden birisi ile gitmek isterim.

Niye?

Benim için beraber yaşanmışlıklar önemli.

Bu niye önemli?

Aidiyet, güven.

3 kitap hangileri?

Evrenden torpilim var / Aykut Oğut; Var Olmanın Gücü / Eckhart Tolle; Ermiş, Sörfçü ve Patron / Robin Sharma

Niye?

Geçmişte veye bugün bir şekilde bir ölçüde örnek aldığım kişilerin kitapları.

Bu niye önemli?

Onlar gibi olmak istiyorum.

Ortak özellikleri ne sence?

Lider olmaları.

Lider olmak niye önemli?

Ben kendi kaderimin efendisiyim.

Bunun senin için anlamı ne?

Kaderci değilim.

Yani?

Özgürüm, özgürlük.

Son olarak 3 film?

Matrix üçlemesi

Niye?

Hiçbir şey göründüğü gibi değildir.

Eee, bunun senin için anlamı ve önemi ne?

Araştırmak ve öğrenmek önemli.

Niye önemli?

Öğrenciyim ben.

Öğrenci olmanın senin için anlamı ne?

Keyif

Benim öne çıkan değerlerim özgürlük, güven, keyif.

Bir eylem planı yaptığımda veya bir eylemi hayata geçirdiğimde bu değerlerimle ne ölçüde örtüşüyorsa o ölçüde motivasyonum yüksek oluyor, anda kalıp deneyimin keyfini çıkarıyor ve eylemi başarı ile gerçekleştiriyorum. Sonunda da isteklerime sahip olmam kolaylaşıyor.

Koçluk seanslarımı ev ve ofis dışında ortamlarda yapmayı tercih ediyorum. Dışarıda olmak bana özgürlük duygusunu yaşatıyor. Diğer yandan; danışanımın özel bir tercihi yoksa genellikle daha önceden gitmiş olduğum, bildiğim yerleri tercih ediyorum, sahildeki Cafe Nero gibi. Güven ve aidiyet değerlerime hitap ediyor. Seansları keyif ve mutluluk duyabileceğim şekilde organize ediyorum, seans süresini ve diğer müşterimle o gün bir sonraki seans ile arasını uzun tutuyorum. Bu sayede sohbet etmeye, hal hatır sormaya da zaman kalıyor, bunu da seviyorumJ. Sonuç; anda kalmam kolaylaşıyor ve seanslarım istediğim şekilde geçiyor.

Değerlerinize uygun eylemler sizin anda kalmanızı kolaylaştıracak ve bu sayede istediklerinize daha kolay ulaşabileceksiniz.

Hepimizin değerlerimize uygun eylemler içinde olacağı ve anda kalacağımız sürelerin uzayacağı güzel günler dilerim.

Sevgiler.