15 Nisan 2013 Pazartesi

Size nasıl biteceğini söylemek için gelmedim. Nasıl başlayacağını söylemek için geldim. - 28. hafta bülteni


Merhaba; 28. hafta bülteni ile birlikteyiz. Bu bültenimizde konfor alanının dışına çıkmaktan bahsedeceğiz. Güvenli olan her zaman bizim için iyi olan mıdır, bunu tartışmak istiyorum sizlerle. Umarım keyifle okur ve üzerinde düşünürsünüz.

Hayatını Seç kitabımla ilgili olarak çok sayıda yazı yayımlandı, bunlardan bir tanesi özellikle hoşuma gitmişti. Ferhat Uludere’nin Radikal Kitap Eki’ndeki yazısı beni güvenli hayatını terk eden küçük burjuva olarak nitelendirmişti.


Hayatım boyunca özellikle de 40 yaşıma kadar hep güvenli olanın peşinden gittim. Ne istediğimi çok fazla sorgulamadan işletme eğitimi aldım, çünkü o dönemde işletme eğitimi alanlar iş bulma konusunda herhangi bir sıkıntı yaşamıyorlardı. Pazarlama masteri yapmaya başladım, çünkü işletme üzerine yapacağınız bir master sizi iş konusunda daha da güvenli bir alana taşırdı.

Üniversitede kalıp öğretim görevlisi olma şansım vardı, çok da istiyordum aslında, insanlara bir şeyler öğretmek hep ilgimi çekmişti, maaşı düşük diye yapmadım.

2 yıl bir denetim firmasında çalıştıktan sonra en güvenli iş yeri olarak gördüğüm İş Bankasında çalışmaya başladım. Bankacılığı sevip sevmemem üzerinde fazla durmadım. Güvenli olması önemli ve yeterliydi.

40 yaşıma geldiğinde ise bambaşka bir yola girerek sevdiğimin peşinden gitttim, yazarlık ve koçluk yapmaya başladım.

23 Mayıs’ta İzmit’te düzenlenecek olan Doğu Marmara İnsan Kaynakları ve İstihdam Fuarı’na davet edildim, konuşmamın konusu “İşini Seç, Hayatını Seç”. Üniversite öğrencilerine meslek seçimi konusunda bildiklerimi aktaracağım.


Konu biraz dağıldı farkındayım, evet ne diyorduk, güvenli olan her zaman en iyi seçenek olmayabilir. Bunu fark edip değiştirmek istediğinizde yapmanızı tavsiye edebileceğim şeylerden belkide ilki ise konfor alanınızı tasvir edip dışına çıkmak için minik de olsa bir adım atmak.

Konfor alanı, kendimiz ve hayat hakkındaki düşünce ve inançlarımızla oluşturduğumuz güvenli bölgemizdir. Diğer bir deyişle, kim olduğumuz ve dünyayı nasıl algıladığımızdır.

Mevcut düzenimizi bozmadan, minimum bir çaba ile ortalama bir performans göstererek yaşadığınız ve büyük riskler almadığınız güvenli alandır.

Her insanın her konuda farklı konfor alanları vardır. Aşk konusundaki konfor alanınız uzun zamandır birlikte olduğunuz ve artık herhangi bir şey hissetmediğiniz ancak alışkanlık nedeniyle devam ettiğiniz ilişkiniz olabilir. İş konusunda konfor alanınız kariyerinizde yükselemediğiniz ancak sizi asla işten çıkarmayacaklarını tahmin ettiğiniz maaşlı işiniz olabilir.

Bu alanın içinde kendimizi güvende hissederiz, çünkü karşımıza çıkabilecek olayların çoğu için bir karara sahibizdir. Bu zannedildiği kadar iyi bir şey değildir çünkü bir sonraki adım çoğu zaman insanlar ve olaylar için peşin hükümlü olmaya kadar gidebilir.

Bilinmeyen, insanları genellikle korkutur, bildiğimiz veya bildiğimizi sandığımız zaman kendimizi güvende hissederiz.

Yeni bir seçim yaparak konfor alanını terk etmek çoğumuzu korkutur, çünkü onun dışında ne olduğunu bilmeyiz. Bazen bu korkumuzun üstesinden gelip onun dışına çıktığımız, farklı davrandığımız durumlar olmuştur. Bir kez bunu yaptıktan sonra geriye dönüp baktığımızda neden o kadar beklediğimizi bir türlü anlayamayız.

Benim şu anda yaşadıklarım, deneyimlediklerim bunun en güzel örneği işte. Yazı yazıyorum, koçluk yapıyorum, insanlara faydalı oluyorum, keyif alıyorum ve bir şekilde geçimimi temin ediyorum.

Haftasonu sahilde bir danışanıma rastladım, çantasında benim kitabım duruyordu, ayak üstü biraz sohbet ettik, nasıl bir mutluluk anlatamam. Güvenli alanın dışına çıkmasaydım asla gerçek olmayacak bir hayal olarak kalabilirdi.

Sizinde peşinden gitmeyi ertelediğiniz bir hayaliniz var mı, güvenlik duvarlarının dışına çıkmayı düşünüyor musunuz, küçük bir adım atmaya hazır mısınız?

Koçlukta danışanın kendisini geliştirmek istediği bir konuda çok ufak, minicik bile olsa bir adım atması bu açıdan çok önemlidir.

Açık uçlu mucize sorularla (cevabı evet veya hayır olmayan) danışanı düşündürür ve sorundan ziyade çözüme odaklanmasını sağlarız, çoğu zaman onu gelecekte isteğinin gerçekleşmiş olduğu bir alana taşırız. Mucize sorularla danışanı mevcut kutusunun dışına çıkma konusunda cesaretlendiririz. Daha sonra da çok ufak bir eylem adımı planlamasını isteriz.

Bizler fiziksel bir dünyada yaşayan ruhani varlıklarız, eylem aslında gerçekleştirmek için değil keyif almak için var. Diğer yandan; bu bilgiyi tamamen unutmuş durumdayız ve en azından yeniden hatırlayana kadar eylem adımları gerçekleştirmenin küçük de olsa bir parçası olacak. Başlangıçta konfor alanının dışına çıkmak için, sonrasında hayali şekillendirmek için ve en sonunda keyfini çıkarmak için.

Peki bu adımı atmak için ihtiyacımız olan şey nedir?

Bir şeyi gerçekleştirmek konusunda kalbimizden gelen kuvvetli bir isteğin dışında tek ihtiyacınız olan güvenmek. İlginç değil mi? Güven alanının dışına çıkmak için tek ihtiyacınız olan yine güven. Ama biraz farklı bir güven. Kendinize, Tanrı’ya/Evren’e, ailenize, arkadaşlarınıza ve hiç tanımadığınız insanlara, geleceğe güvenin.

Kendinizi boşluğa bıraktığınızda aslında düşmeyeceğinizi, ya yeni bir yol belireceğini yada  mutlaka bir dala tutunacağınızı fark edeceksiniz. Matrix filminde anlatıldığı gibi.

“Orada olduğunuzu biliyorum. Sizi hissedebiliyorum. Korktuğunuzu biliyorum. Bizden korkuyorsunuz. Değişimden korkuyorsunuz. Gelecekte ne olacağını bilmiyorum. Size nasıl biteceğini söylemek için gelmedim. Nasıl başlayacağını söylemek için geldim. Telefonu kapatacağım. Ve sonra bu insanlara, sizin, onların görmesini istemediğiniz şeyi göstereceğim. Onlara bir dünya göstereceğim sizin olmadığınız bir dünya. Kuralların, kontrolün, sınırların ve sınırlamaların olmadığı bir dünya. Her şeyin olabileceği bir dünya. Buradan nereye gideceğinizi size bırakıyorum.” (Neo)

 

11 Nisan 2013 Perşembe

havuz problemine farklı bir yaklaşım - 27,5. hafta bulteni


Merhaba; 27,5. Hafta bülteni ile birlikteyiz. Bu yazımda havuz problemi olarak bilinen fenomene farklı bir açıdan yaklaşmayı denedim. Eğitim hayatımızda bu konu üzerinde özellikle durulmasının nedenini çözdüm sanırımJ. Bakalım siz de bana hak verecek misiniz?

Havuz problemlerini bilirsiniz, hacmi veya hacmi hesaplamaya olanak veren ölçüleri tanımlanmış olan bir havuz vardır ve bazı problemlerde her ne hikmetse bu havuza hem su dolmakta hem de aynı anda suyu boşaltılmaktadır. İkisinden birinin daha fazla gerçekleştiği durumda havuzun ne kadar sürede dolacağını veya boşalacağını hesaplarız bizde.

Peki, konunun hayatımızı etkilemek anlamında bir önemi olabilir mi, gözden kaçırdığımız bir noktaya işaret ediyor olma olasılığı nedir? Bence gayet yüksek ve nedenini bulduğumu düşünüyorum açıkçasıJ.

Bizler enerjisel varlıklarız, enerji seviyemiz değişiyor, yaydığımız enerji yüksek olduğunda daha çok güzel ve keyifli olaylar ve insanlarla karşılaşırken düşük enerjili zamanlarımızda genellikle keyifsiz insanları ve olayları hayatımıza adeta davet ediyoruz.

İnsanları ve olayları davet eden enerjimiz bir havuzda toplanıyor, hepimizin içinde bir enerji havuzu var. Bu havuzu dolduran musluklarımız ve suyun boşalmasına neden olan çatlaklarımız var. Enerjimizi artıran şeyler havuzu dolduran musluklar, enerjimizi düşüren şeyler ise havuzdaki çatlaklar. Ayrıca buharlaşma nedeniyle de havuzdaki su miktarı yani enerji azalabiliyor.

Her insanın enerji havuzunu dolduran muslukları farklı olacaktır. Size keyif ve neşe veren, ögürlük hissi yaşatan olaylar ve insanlar sizin musluklarınızdır.

Sevdiğiniz işi yapmak, sevdiğiniz insanla birlikte uyanmak, çocuklarınızla oyun oynamaktan tutun da keyifli bir kahvaltı, güzel bir kahve, dostlarla sohbet, sahilyolunda bir yürüyüş her şey olabilir.

Günde en az bir saatimizi bilinçli olarak bize keyif veren aktivitelere ayırarak başlangıç için güzel bir adım atabiliriz.

Herkes için geçerli formüller yaratmanın zorluğunu biliyorum ama yine de deneyelim. 15 dakika spor, egzersiz veya yürüyüş, siz her neyi yapmayı seviyorsanız. 15 dakika size keyif veren bir şeyleri okuma; kitap, dergi, gazete, mümkünse resmi az yazısı bol ve size güzel hayaller kurduran metinler olsun. 15 dakika boyunca sadece ona odaklanarak müzik dinlemek, şarkı söylemek veya dans etmek. 15 dakika ise bize keyif veren veya bizi güldüren bir şeyler izlemek. Cem Yılmaz kesinlikle favorim.

Sonra sıra çatlakları olabildiğince kapatarak enerji sızıntısını önlemekte. Enerjinizi çalan olaylar ve insanlar kimler? Enerji seviyeniz değişince belli bir süre sonra ortadan kaybolacaklar, ama başlangıçta biraz bilinçli çaba ile daha hızlı yol alabiliriz.

Dikilmemiş bir düğme, gidilmek istenmeyen bir davet, süresi geçmiş araç muayenesi, ödenmemiş vergi, en azından bunların bir listesini çıkarıp sizi zorlamayacak bir tarih planına bağladığınızda işlerin hepsini yapmasanız bile kendinizi daha iyi hissedeceksiniz.

Enerji buharlaşması olayı var bir de. Özellikle sıcak havalarda yani benim tercümemle kızgın olduğunuzda enerjiniz buharlaşır.

Peki genel olarak niye kızarız? İnsanların çoğu zaman bizi kızdırmak gibi bir amaçları yoktur, bir şeyler olur, biz kurban rolü oynamayı seçeriz ve önce insanlara/olaylara, sonra da kendimize kızarız.

Kızdığımız olayları kendi gelişimimiz için fırsat olarak görmeye başlayın bakalım, özellikle de sık tekrarlanan senaryoları. Bakış açınız değiştiğinde illüzyonu fark edeceksiniz ve fark edilen her illüzyon bir süre sonra mutlaka çözülür.

Havuz enerjisini bilmek bize başka neleri kazandırır?

Büyük bir havuz hemen dolmaz ve hemen boşalmaz. Enerji seviyeniz (havuzun su seviyesi) düşükse ve biran önce enerjinizi yükseltmek istiyorsanız bu çoğu zaman mümkün olmaz, adım adım ilerlemeli ve sabırlı olmalısınız.

Kendisini bitki gibi depresyonda hisseden bir insanın bir saat sonra içten gelerek kahkahalar atmaya başlaması ve kendisini harika hissetmesi çok doğal bir durum değildir.

Belki önce kızgınlık, sonra kabullenmek, ümitlenmek ve keyiflenmek gelebilir ama biraz zamanla ve sırayla.

Benzer şekilde kendisini çok keyifli hisseden bir insanın bazı olağanüstü haller dışında bir an içinde kendini kötü hissetmeye başlaması da normal değildir.

Enerjinin düştüğüne dair sinyaller gelir, ciddiye almayız, havuz yavaşça boşalır, önlem almayız ve bir bakmışız su iyice azalmış ve artık yüzmek mümkün değil.

Tabii ki tankerle su getirip havuza boşaltabilirsiniz ama bu geçici bir çözüm olur.

Kalıcı bir çözüm istiyorsak enerji çatlaklarımızı gözden geçirmeli ve her gün en az 1 saat havuzumuza temiz su pompalamalıyız.

Herkesin enerji havuzunun dolu olduğu güzel bir hafta dilerim. Sevgiler.


P.S.: Bültenlere ve koçluk hizmetlerine ilişkin soru ve önerilerinizi mert.cuhadaroglu@gmail.com adresine iletebilirsiniz.

8 Nisan 2013 Pazartesi

Keyifsizlik üzerine keyifli bir yazı; 27. Hafta bülteni


Merhaba; yine bir Pazartesi akşamında keyifsizlik üzerine kısa bir bülten ile birlikteyiz. Ne yani siz benim hep keyifli olduğumu mu sanıyordunuz? Okuyunca belki şaşıracaksınız ama benimde keyifsiz olduğum dönemler olabiliyorJ.

Cumartesi günü harika bir hava vardı; bol güneş, masmavi gökyüzü, yaprak kıpırdamıyor, sıcak. Bizde öğleden sonra arkadaşlarımızla birlikte Caddebostan Sahili’nde piknik yaparak güzel havanın tadını çıkardık.

Pazar günü ise tam aksine kapadı hava, rüzgarlı ve nispeten soğuktu. Nereden çıktığı belli olmayan delicesine bir rüzgar tüm güne damgasını vurarak özelikle açık hava faaliyetlerini zorlaştırdı.

Keyifsizlik çoğu zaman aniden çıkan bir rüzgar gibi girer hayatımıza, her zaman belirli ve büyük bir nedene dayanmak zorunda değildir, davetsiz misafir gibi kapıda belirir ve izin istemeden içeri dalar.

Peki bu durumda ne yapmalıyız, hemen keyfimizi artırmaya çalışmak her zaman doğru yöntem midir?

Rüzgar çıktığında ne yaparsınız? Onunla mücadele etmeniz bir işe yarar mı? Bir keresinde 47 kg. olan rahmetli Teyzem rüzgarın şemsiyesini ters çevirmesi ile birlikte havalanıp yere düşmüştü.

Keyifsizliği kabaca ikiye ayırıyorum, bu yazının konusu olan nispeten kısa süreli ve belli bir olaya dayanmak zorunda olmayan keyifsizlik ile daha uzun süren ve/veya arkasındaki olayı net olarak tespit edebildiğiniz keyifsizlik.

Kişisel gelişim konularına merak duyanlar ve özellikle de yeni başlamış olanlar keyifsizlikle mücadele etmeye ve sürekli bir keyif alma haline ulaşmaya çalışıp bu süreç istedikleri gibi gitmediğinde şaşırıp pes edebiliyorlar.

Sürekli keyifli, neşeli olup bulutların üzerinde dolaşmak ve gülücükler dağıtmak çok güzel olurdu, belki de olmazdı, bilemiyorum. Ama bir insanın sürekli olarak keyifli olmasının çok da mümkün olmadığını düşünüyorum. İniş ve çıkışlar olacaktır.

Bu nedenle kendinizi keyifsiz hissettiğinizde bunu olumsuz bir durum olarak algılayıp değiştirmek için sabırsızca ve çok fazla çaba sarf etmek bir tür direnç oluşturarak sizi daha da aşağılara çekebilir.

Peki yapılması gereken ne veya benzer durumlarda ben ne yapıyorum?

Öncelikle keyifsizlik durumunu içten bir şekilde kabul edip ona sarılın ve rahatlayın. Kendinize, her gün keyifli olma zorunluluğunuz olmadığını hatırlatın. Daha sonra bu durumun geçici olduğunu aklınıza getirin. Daha öncede keyifsiz günler geçirmiş ancak bir şekilde daha sonra neşeli günlere ilerlemiştiniz.

Nasılki rüzgar sonsuza dek esmez ve birden sanki hiçbir şey olmamışcasına kesilirse sizin keyifsizliğinizde hiçbir şey yapmadığınızda bile kısa bir süre sonra sona erecek. Süreyi oluşturacağınız direnç ile kendiniz belirleyeceksiniz. Ne kadar az direnç o kadar kısa süren keyifsizlik durumu diyebiliriz.

Aslında özetle şunu söylemek istiyorum; kendinizi keyifsiz hissettiğinizde bunun son derece normal ve geçici olduğunu bilin. Hemen bir cem Yılmaz DVD’si izleyeyim, bir iki kişisel gelişim kitabı karıştırayım o da olmazsa kendimi dışarı atayım moduna girmenize gerek yok.

Canınız ne istiyorsa onu yapın, kalın eşofmanlarınızı giyip battaniyenin altında uyumak istiyorsanız kendinize engel olmayın, keyifsizliğin keyfini çıkarın :).

Perşembe günü çocukluğumuzun eğitim sembollerinden havuz problemine farklı bir bakış açısı ile yaklaşacağım, görüşmek üzere sevgiler.
P.S.: Bültenlere ilişkin sorularınızı ve koçluk / seminer hakkında merak ettiklerinizi mert.cuhadaroglu@gmail.com adresine yönlendirebilirsiniz.
 

 

4 Nisan 2013 Perşembe

Sihirli cevaplar ve hayal kurmak - 26,5. hafta bülteni


Merhaba; yine bir perşembe akşamında bu kez 26,5. hafta bülteni ile birlikteyiz. Bugün iki ayrı yazı var, “sihirli cevaplar” isimli yazıyı kendi deneyimlerinden yola çıkan arkadaşım Begüm yazdı. “Hayal kurmak” isimli diğerini ise, “adama bak, artık kendisi yazmıyor, yok artık” demesinler diye ben yazdım. Şaka, şaka; yazmadan duramıyorum zatenJ. Umarım keyifle okursunuz.

BEGÜM

SİHİRLİ CEVAPLAR

Anlaşılamamak....kendini ifade edememek....konuşurken karşısındakine ulaşamadığını hissetmek....

Yataklara düştüm, hasta oldum, bitkinleştim bu yüzden son hafta ben....niye kimse beni anlamıyo dedim, niye bana sormadan benimle ilgili kararlar alınıyo dedim...benim ne istediğimi niye kimse ciddiye almıyo dedim....

Çırpındım çırpındım ısrar ettim direndim anlatmaya çalıştım, kibarca tüüümm iyi niyetimle uğraştım....

Ama öyle buz gibi bi sonuç oldu ki...yıkıldım sonunda ,inanamadım...hayır !! Bu bi şaka olmalıydı ?

Deneniyor olmalıydım, birazdan telefonum çalacak ve "şaka şaka" diyeceklerdi bana, ben de derinden bi ohhhhh çekecek , rahatlayacaktım...

Ve sonra da muhtemelen,mutlu mesut hayatıma devam edecektim,kendimden hoşnut etraftan hoşnut....büyük ihtimalle başka bi krize kadar da her şey güzel olacaktı....

Ama....öyle olmadı,çalmadı o beklediğim şaka olduğunu söyleyecekleri telefon....gerçekti bu,evet kimse beni dinlemeden anlamadan hem de ne istediklerimi bildiği halde üzerime gelmeye karar vermişlerdi....haklı olduğum için,hakkımı savunduğum için cezalandırılıyodum !!!!! ( Evet hislerim bunlardı ,şu an bunları olayın sonrasında yazmış olsam da hislerim o kadar güçlü ki hala o an'mış gibi yaşayabiliyorum....)

Çok ağladım,çok üzüldüm...kimseye zarar vermek değildi niyetim sadece rahatsız edilmemekti ama cevap en istemediğimi bana vermek oldu....bunu uygun görmüşlerdi demek....ben bunları hak edecek ne yapmıştım  ?

O kadar üzüldüm ağladım ki evet hasta ettim kendimi...karda kışta hasta olmayan ben olanları hazmedemeyince yataklara düşmüştüm....

Üstüne üstlük bi de tanıdık bi histi bu...geçmişteki acılarımı da dürtmüş,üzerlerine kapadığım örtülerin açılmasına sebep olmuştu....offfff...her şey üzerime mi geliyodu ne ? Herkes bana karşı mıydı yoksa ?

....Eyvah eyvah..... Nası yani ? Ne olacaktı peki ? Ne yapacaktım ? Nası çözecektim ? nası halledecektim.....

Aha !!!! Bi dakka dedim,ne güzel sorular bunlar...hep böyle sordum kendime : ne yapacaktım ? Nası çözecektim ? Nası halledecektim ? ....

Acaba isin sırrı burada olabilir miydi ?

Kendim çözmeye çalışırken iyice içinden çıkılmaz hale getirmiş olabilir miydim olayları ?

Kendim bu hale getirip sonra da etrafı mı suçluyordum yoksa ???

Olabilir miydi ?....

Bilemedim..gururum bağırıyordu içerden : saçmalama !! sen nası da uğraştın,didindin iyi niyetinle hakkınla çözmeye çalıştın,ama onlar göremediler bunu, kötüler pis insanlar vb.....

Belki doğruydu bu söylenenler ama içime sinmeyen bişe vardı bu cümlelerde....sanki bişeleri gizlemek istiyordum,hıncımla öfkemle,haksızlığa uğraşmış olduğumu düşünmek .....

Düşün düşün düşün....

Yok olmadı çıkamadım içinden....

Sonra baya bi sonra artık üzülmekten bitkinleşince : bi dakka dedim !!!!

Hani su hep söylenen şey var ya : KABUL ETMEK !!! AKISTA KALMAK !!!

Al iste sana fırsat ? Denemeli miydim bunu acaba ? Çünkü kendimi o kadar çaresiz hissediyodum ki gerçekten labirentte kaybolmuş gibiydim ve yanlış yola nerde girdiğimi bulamıodum....peynirin kokusunu alıodum ama iyice panik yapıp karmakarışık kalakalmıştım ortada …

Deriiiinn bi nefes aldım....kafamdaki tüm düşünceleri,kızgınlıkları,kırgınlıkları,öfkeyi,intikamı,hıncı....hepsini susturdum o saniye için...STOP dedim !!! Tamam bi dakka dedimm...durun dedim !!! Sizin sayenizde elime gecen kazandığım bişe olmadı bak hırpalanmış durumdayım dedim ,susun dedim !!!!

Aklımdan gelen hiç bi fikri dinlememe kararı aldım...

Peki dedim : ne yapayım şimdi ? Yol göster bana ? Kendi düşüncelerimle yaptıklarım olmadı çok kötü hissediorm su an kendimi,hadi bakalım akış mısın kabul musun gel bana yol göster dedim :)) gerçekten dedim ama,tüm kalbimle dedim,hissederek dedim,gerçekten yardım isteyerek dedim.....dua gibi,sığınma gibi,güç istemek destek istemek gibi.....

O dakikada geldi cevap içime :)))

Gözlerimin ıslaklığı daha silinmeden yüzümde kocamaaaann gülücükler oluşmaya başladı :))

Cevabin zihnimden değil de asıl istediğim yerden çoook daha içerden geldiğini nerden anladım : hiiçççç  planımda olmayan,hatta mantığıma ters düşen,kağıt üzerinde tuhaf duran amaaaaaaa beni çoooookk heyecanlandıran ,kendimi bildim bileli yapmak istediğim biseyi yapmamı öneren çözümdü bu !!!!

Her şeye ters ama içime sinen :)) hımmmmm o zamana kadar ki yaptıklarım genelde kuralına uygun mantıklı şeylerdi ve sonucunda geldiğim yer ortadaydı !!!!

Bu demek değil ki şimdiye kadar hep yanlış yapmışım,mantıklı yaptığım her şey yanlıştır vb...hayır tabii ki değil ama asil önemli kısmı çoğu zaman unuttuğumu fark ettim....


Her seferinde bu kadar zorlanarak acı çekerek mi öğreneceğim yolumu, yoooo bence hayır, zihnimi mantığımı dinleyerek çözmeye çalışmayı bırakıp, bir dakikalığına da olsa düşüncelerimi durdurup o soruyu sorarsam,içten gelen gücümü dinlemeyi seçersem kulak verirsem o çözümü o zaman duyabilirim ;) yani ille de acı çekip zorlanmama gerek yok sanki ;))

Hımmmm :) böyle düşündükçe enerjimin yükseldiğini fark ettim ayni zamanda :) waauuaawww !!!! Demek bişeler işaret ediodu sanki güzellikleri :) peynirin kokusu daha da yakından gelmeye başlamıştı ;))

Saptığım yolda durup dövünmeyi bırakırsam eğer, beynimdeki dırdırları susturup içerdeki asıl sesi duymaya çalışırsam, çözümü kendi zihnimdeki öğretilmiş bilgilerde aramak yerine, bi bilene sorsaydım içimdeki bilene :)) o adini koyamadığım güce bi sorsaydım ....ahanda cevap oradaydı işte !!!! Bi adım ötemde ;)

Anladım ki, an’da kalmak dedikleri bu olmalıydı ? Olayı yargılamamak,kendi değerlerime göre olayları ve kişileri etiketlememek,yorumlar yapmak,gereğinden fazla çılgın aşırı tepkiler verip bünyeme zarar vermeden.......sadece bi saniyecik durup,sadece çok içten şekilde sormak o güçlü sese....

evett....bunu alışkanlık haline getirmek istiyorum!!!!

Hep böyle canımı yakan olaylarda sanki mecburen bu deneyimi yaşamışım gibi oluo, belki de pratik oluodur bu bilemedim ;)


Keyifli olduğum zamanlarda da o sese kulak verirsem daha çabuk alışırım galiba ! ;)

Böylece her şeyle uğraşarak elde edebileceğime dair düşüncelerim azalmış olur,hayati daha keyifli ve kolay hale getirebilirim,daha rahat yasayabilirim die düşünuorm ;) ne de olsa direnç bünyeye de enerjiye de zarar veren bi deneyim,zorlayıcı deneyim, bundan vazgeçmeyi öğrenmem gerek..

Kendim öğretilmiş bilgilerimle halletmeye çalışmak yerine, akışı kabul etmek bu olmalıydı.....

Kuşlar gibi hafiflemiştim :))

Hem içinde olduğum sıkıntıdan kurtulduğum için rahatlamıştım hem de bu büyük farkına varışım için rahatlamıştım :)

Kendimi daha güçlü hissediodum :)

Ve o içimdeki anlaşılamamışlık duygusu,kendini ifade edememiş olma hissi, yerini : hımmm demek bu durumu fark edebilmek için bütün bu olanlar yaşanmış duygusuna bırakmıştı

Daha az önce öfkeden kudurup çıldırdığım insanlara , bu keşfimi sağladıkları için teşekkürler ediyordum :))

Kişisel algılamak yerine,demek akış buymuş dedim :))

Yaşasın dedim !!!!

Olley dedim !!!

Ps : canımız sıkıldığında,içinden çıkamadığımızda,mantığımızla çözemediğimizi gördüğümüzde öfkeye kapılıp kendimizi kaybetmektense bi dakika durmak..ve sormak,yardım istemek  ……..

işte o sihirli cevaplar  o zaman gelio ;)))

MERT

Bir şeyleri gerçekleştirmek için herkesin izlediği farklı yöntemler vardır ama her şey önce zihinde bir hayal ile başlar. Gerek kişisel gelişim gerekse koçluk kişinin geleceğe dair hayaller kurmasını önemser ve desteklerler.

Hayatta elde edebileceklerinizin sınırını, hayal gücünüzün sınırları belirler.

Zihnimizden her gün binlerce düşünce geçer. İsteklerimizi ve hayallerimizi bulduğumuzda ve yazdığımızda, bu düşüncelerin geri kalan binlerce düşünceden daha önemli olduğunu belirtmiş oluruz. Bunun üzerine zihnimiz fırsatları araştırmaya başlar.

Hayallerinizi şu anki gerçekliğinizle sınırlamaya kalkmayın. Şu anki gerçekliğinizden bağımsız olarak sizi ne mutlu edecekse onu isteyin, hayal edin ve yazın.

Hayalini seç, hayatını seç.

Kişisel gelişim anlamında iyi bir hayal demek, pozitif odaklı ve detaylı bir resimdir. Bu resmin içinde 5 duyumuzla algıladıklarımızı hayal etmelisiniz.

Hayaliniz olabildiğince canlı olsun; hangi mevsim, gündüz mü gece mi, evin içinde misiniz dışarıda mısınız, yalnız mısınız yoksa yanınızda başka insanlar var mı?

5 duyu organımız ile algıladığınız çevresel özelliklerin dışında resimdeki kendinize iyice odaklanın. Kendinize dışarıdan bakmaya çalışın. Bir kamera kaydını izler gibi düşünebilirsiniz. Hayalinizdeki kişi olarak neler yapıyorsunuz ve neler hissediyorsunuz, bunları gözünüzün önüne getirmeye çalışın.

Örnek olması açısından bende bu yaza dair hayallerimden bir tanesini yazdım ve sizlerle paylaşıyorum. Pazartesi görüşmek üzere, sevgiler.

BODRUM BODRUM

Sabah erken uyanmayı seviyorum. Ayaklarımın ucuna basarak alt kata indim, herkes uykuda sanırım. Bahçeye çıktım, çıplak ayaklarla yürüdüm çimenlerin üzerinde, yüzümü güneşe döndüm ve kalbimi ısıtmasına izin verdim. Kuşlarla birbirimize alıştık, selamlaştık. Satsuma ağaçlarından birisinin altına oturdum, kokusunu içime çektim ve sessizliği dinledim.

Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum ama denizin beni çağırdığını hissettim, deniz kokusu geldi burnuma, bir dejavu hissi gibiydi, tanıdık ve güzel. Şortumu giydim, havlumu aldım, arabaya atladım, motor ısınmadan deniz kıyısına park ettim.

Önce kısa bir yürüyüş yapmaya karar verdim. Oldum olası çıplak ayakla kumsalda yürümeyi severim, minik dalgalar ayaklarımı ıslattı, minik taşlar biraz canımı acıttı ama durmadım ve yürüdüm hedeflediğim iskeleye kadar, sonra da aynı yoldan geri döndüm ama yol farklıydı sanki, her adımda yeni güzellikler vardı.

Havlumu kırık bir şezlongun üzerine bırakarak koşarak sulara attım kendimi. Soğuk suya inat uzun süre yüzdüm ve yüzdükçe berraklaştı zihnim. Kıyıya yakın yerlerde kendimce oynadım biraz çocukluğumdaki gibi, bazen yunus oldum bazen minik bir gümüş balığı.

Dışarı çıktım, havluma sarındım, biraz kurulandıktan sonra köşedeki çay bahçesinde güneş alan bir masaya oturdum, açık bir çay söyledim, bardağın ellerimi ısıtmasına izin verdim.

Biraz keyif yaptıktan sonra bakkala uğradım, ekmek ve gazete aldım. Dayanamadım ucundan kopardım taze ekmeğin, tadı hoşuma gitti, çocukluğumu hatırlattı yine bana.

Eve döndüm, herkes uyanmış artık, Özge çayı demlemiş, verandada keyif yapıyor, kızlar bahçede frizbi oynuyorlar. Birazdan kahvaltı ederiz acıkmaya başladım.

Yediğimiz yine peynir, zeytin, domates ve yumurta ama nedense burada her şey daha lezzetli. Sonra da sofrayı toplar türk kahvesi içeriz, fallar da hep güzel çıkar Bodrum’da.

Canımız çekerse denize gideriz, belki de havuz başında kitap okuyup tembellik yaparız, kızlar da büyüdü nasılsa.

1 Nisan 2013 Pazartesi

6 ayın özeti – 26. Hafta bülteni


Merhaba; 26. Hafta bülteni ile birlikteyiz. Hayatımı seçeli tam 6 ay olmuş. Bugünün ayrı bir özelliği daha var, 3 yaşındaki küçük kızım Ada yuvaya başladı. Zamanın ne kadar hızlı aktığının bir göstergesi, eşimin doğum yapmasını ve iş arkadaşlarımın öğle tatilinde bizi hastanede ziyarete gelmesini daha dün gibi hatırlıyorum. Bugünkü bültende geçen 6 aydan kendimce çıkardığım sonuçları kızlarıma bir mektup şeklinde paylaşmaya karar verdim. Umarım sizlerde keyifle okursunuz.

Sevgili Duru ve Ada;

Sizleri çok sevdiğimi söylemekten vazgeçmeyeceğim, bunu biliyor olmanızın bir önemi yok, paylaşıldıkça artar sevgiler. Gece yattıktan sonra sizi odalarınızda ziyaret etmeyi ve sizi seyretmeyi de çok seviyorum.

Babanız bundan 6 ay önce radikal bir karar alarak son derece güvenli ve iyi getirili işini bırakıp hayallerinin peşinden koşmayı seçti. Artık çok daha farklı bir işim ve yaşamım var. Benim kitaplarımı gördüğünüz yerde çok sevinmeniz beni de sevindiriyor, diğer yandan henüz koçluk yapmanın ne demek olduğunu tam olarak anlamadığınızı biliyorum.

Sizlerin doğal olarak içinde bulunduğu ruh halini büyüyünce unutabiliyoruz, bunu yeniden yakalamaya ve diğer insanların da hatırlamasına yardımcı olmaya çalışıyoruz diyelim.

İnsanın en doğal hali sizin de çok iyi bildiğiniz gibi neşeli olmak ve benim en iyi öğretmenlerim tabii ki sizlersiniz. Özellikle de güne başlama enerjinize bayılıyorum. Dünyanın neresine giderseniz gidin, eğlenen insanlar müzik dinler, şarkı söyler ve dans eder. Ben de bunu yapmaya çalışıyorum sabahları, bazen sizle keyifli bir oyun haline getirdiğimiz de oluyor. Bu halinizi kaybetmeyin, en önemli şeyin neşe olduğunu ve dans etmenin harika olduğunu unutmayın.

Çocukluk hayallerinizi önemseyin ve biz ne dersek diyelim peşinden gitmek için çekinmeyin. Her insanın farklı bir öğrenme süreci vardır, bazen hata yaparak öğreniriz, hata yapmaktan korkmayın. Önemli olan hatalardan ders çıkarmak ve hızlı bir şekilde ayağa kalkıp yola devam etmektir.

Geçtiğimiz 6 aya baktığımda ben de bazı hatalar yapmış olabilirim, bunu art niyetle yapmadım kuşkusuz, bazen sabırsız yapım bazen bakış açımın farklı olması bunları yaratmış olabilir. Ama hepsinden derslerimi aldım, yinelememeye çalıştım ve daha iyisini yapmak için bana ilham vermelerini diledim.

Hata yapma korkusu ile farklı şeyler yapmaktan çekinmeyin.

Şu an olduğu gibi Evrene ve insanlara güvenmeye devam edin. Akşam eve geldiğimde sizin çok sevdiğiniz ve bütün gün hayalini kurmuş olduğunuz gazoz veya sürpriz yumurta ile eve geldiğimdeki sevincinizi hatırlayın. Evren’in işleyiş şekli tam olarak da bu şekildedir, temiz bir kalple dilediğiniz şeylerin size gelmemesi mümkün değil, bazen sabırlı olmanız gerekebilir ama inancınızı asla yitirmeyin.

Oyun oynamanın önemini ve keyfini unutmayın. Hayat siz ona nasıl bakarsanız size öyle karşılık verecektir. Savaş olarak bakarsanız göreceğiniz savaş olur. Oyun olarak bakarsanız her zaman daha güzel ve keyifli olacağı kesindir.

Arkadaşlarınıza ve paylaşmaya önem verin. Paylaşım çoğu zaman keyfi artıran bir unsur olarak karşımıza çıkar. Elinizden geldiğince sizde arkadaşlarınıza yardım edin ve içinizdeki iyiliği dışarı yansıtın, ben hep öyle yaptım.

Dürüst olmaya devam edin, en kötü gerçek en iyi yalandan iyidir. Korktuğunuz için yalan söylediğinizde sizi anlayabilirim ama emin olun korkmanız için bir neden yok. Burası güvenilir bir gezegen ve genel olarak insanlara güvenebilirsiniz.

Son 6 aya baktığımda bunu daha rahat görebiliyorum. Kendime inşa ettiğim ve bir müddet sonra beni sıkan güvenlik duvarlarının dışına çıktığımda hayata daha yakından bakma fırsatım oldu. Çok güzel insanlarla ve onların getirdiği harika güzellikler ile tanıştım.

Arabamı ücretsiz tamir eden kişilerden tutun da kitabımı ve koçluk hizmetlerimi benden daha çok tanıtan insanlara kadar çok güzel olaylar yaşadım.

Siz dünyaya güvenerek baktığınızda ve yaklaştığınızda onun daha farklı bir karşılık vermesi mümkün değildir. Her şey bakış açınızda gizli olacak. Çocukluğunuzdaki iyimser bakış açısını korumaya çalışın.

Çok istediğiniz ipad’i kumbaranızda biriken paralarınızla da alabilirsiniz,  size hediye olarak da gelebilir. Yaşamın sırrı buradadır, sizin yapmanız gereken dilemek ve gerçekleşmesini beklemekten ibaret. İstediklerinizi elde etmek için çok çaba göstermeniz gerektiğini söyleyenlere itibar etmeyin, sadece çok çaba sarf ederseniz değerli ve kıymetli olacağı şeklindeki masallara da inanmayın.

Diğerlerinin ne dediğine çok takılmayın zaten genel olarak.
 
Sizin için önemliyse önemlidir ve peşinden gitmeye değer.

Haftaya görüşmek üzere, sevgiler.

28 Mart 2013 Perşembe

Little little into the middle – 25,5. hafta bülteni


Merhaba; 25,5. hafta kısa ara bülteni ile karşınızdayım. Bu bültendeki konumuz “Evrene nasıl sipariş verilir”. Benim kendi sipariş listem üzerinden örneklerle anlatmaya çalışacağım. Umarım keyifle okur ve kendi listenizi hazırlarsınızJ.

Cem Yılmaz’ın kendi şovundan parçalarla yarattığı son sinema filmini izlemiştim. O filmden aklımda kalan çok güzel bir anekdot var.

Olay bir lokantada geçiyor. Cem Yılmaz arkadaşlarıyla lokantaya giriyor ve bir masaya yerleşiyorlar. Biraz sonra siparişleri almak üzere garson geliyor ve sonsuza dek sürecek olan bir muhabbet başlıyor.

Bizde menü kültürü olmadığı için garson Cem Yılmaz’a (ilk defa o lokantaya gitmiş olmasına rağmen) “ne vereyim ağbime?” diye soruyor, Cem Yılmaz’da “ne vereceksin ağbine” diye fitili ateşliyor. Ondan sonra yaklaşık bir dakika boyunca defalarca tekrarlanıyor bu diyalog: “Ne vereyim ağbime?”, ne vereceksin ağbine?”. En sonunda Cem Yılmaz “little little into the middle” yani sadece Türk Kültürümüzde olan “azar azar ortaya getir” esprisi ile konuyu bağlıyor.

Şimdi bence bizim Evren ile siparişlerimiz konusunda yaşadıklarımız da buna çok benziyor. Gerçekleşeceğine inandığımız isteklerimizi net bir şekilde ortaya koyup bize keyif verdiği sürece detaylı bir şekilde kafamızda canlandırmamız daha doğru olabilecekken çoğu zaman bunu yapmıyoruz.

Ne istiyorsun sorusuna “valla işte biraz para, biraz aşk, biraz kariyer” diye cevap verdiğinizde sizi doyurmayan ve içinde ne olduğunu tam anlayamadığınız bir meze tabağı ile karşılaşabilirsiniz.

Bunun yerine detaylı bir sipariş listesi hazırlamak, yol haritası çıkarmaya benzer, bunu yazılı olarak yaptığınızda zihninize fırsatları araştırması için komut verir ve ilahi tesadüflerle karşılaşmaya hazır hale gelirsiniz.

Oturdum 3 aylık bir sipariş listesi hazırladım kendime bende.

1.      Katılmak istediğim eğitimler var; özellikle 2 tanesi çok ilgimi çekti, birisi İstanbul’da 3-5 Mayıs arasında; diğeri ise Antalya Kemer'de 11-14 Mayıs tarihlerinde, aklımda hep tatil köyü ortamında bir eğitime katılmak vardı, Mayıs ayındaki ikinci eğitim tam hayallerime göre; Özge’nin Mayıs ayında nefes koçluğu son aşama eğitimi var, öncelik onun, eğitim tarihlerinin çakışmamasını sipariş ediyorum. Ayrıca bu eğitimlerin maliyetini karşılayacak kadar ilave sürpriz bir getiri temenni ediyorum.

2.      Nisan ayında İzmir Kitap Fuarı’na katılacağım, fuar öncesinde kitabımın ikinci baskısının yapılması harika olur; fuarda kitabımın ikinci baskısını imzalamak çok ama çok güzel olur. Her ihtimalde okurlarımla buluşacak olmak beni heyecanlandırıyor. İmza gününden sonra da arkadaşlarla Kordon’da rakı balık keyfi yaparız.

3.      Mayıs ayının sonunda arkadaşlarımla Bodrum’a gideceğim; bu gezinin güzel geçmesini istiyorum. Plan konusunda ufak tefek anlaşmazlıklar var, gitmeden halledebilirsek süper olur.

4.      Haziran sonunda bir ara Özge ile kısa bir tatil yapalım, Bozburun Karia Bel olabilir, çok memnun kalmıştık, 2-3 gün yeter, çocuklar olmadan, baş başa.

5.      Haziran sonu Temmuz başı gibi bir ara kızları da alıp Çeşme’ye gidelim, Duru Çeşme’yi çok seviyor, Kum Beach'te denize girelim, 3-4 gün yeter herhalde.

6.      Koçluk yapmayı çok seviyorum, danışanlarımın da fayda sağladıklarını görüyorum. Düzenli koçluk müşterilerimin sayısı artsın, hala daha bir miktar boş vaktim var, özellikle de hafta içi günlerde.

7.      Hayatını Seç Modunu Seç isimli facebook sayfamız ve web sitemiz daha da güzel olsun, ilgi çeksin, beğeneni ve takip edeni bol olsun, güzel içerikler yazayım. Okuyanlar faydalansın, hayatlarında uygulasınlar.

Bakın bunları yazdığım gün ve takip eden gün neler oldu, sadece 2 günde olanları anlatacağım size, ben bile biraz şaşırdım açıkçasıJ.

Madde 3: Bodrum’a tatile gideceğim arkadaşlarımla tamamen tesadüfen gündüz vakti bir araya geldik ve karşılaşmışken kısa bir öğle yemeği yedik. Yemekte tabii ki tatilden de bahsettik; kiralanacak arabanın cinsinden tutunda hangi gün nerede ne yapılacağına dair tüm konularda ön mutabakat sağlandıJ.

Madde 6: Düzenli koçluk müşterilerimin sayısı bir kişi daha arttı, hemde hafta içi olacak şekildeJ.

Madde 1: İşte esas bomba bu, 3-5 Mayıs ve 11-14 Mayıs tarihlerinde katılmak istediğim eğitimler Özge’nin eğitimi ile çakışmasın arzusunda iken Özge’nin eğitim tarihinin 6-10 Mayıs arasında olduğunu öğrendim, ilahi tesadüfün de bu kadarı dedim kendi kendimeJ.

Ama durun bitmedi; Bankam, çalışmış olduğum döneme ilişkin sonradan belirlenen zamdan beni de yararlandırdı ve bana ilave bir ödeme yaptı ayrıldıktan 6 ay sonraJ. Ne kadar mı, evet, tam da eğitimlerin maliyeti kadar.

Şimdi peki bu kadar bolluk ve bereket böyle kendi kendine mi geldi, valla orasını bilemem, siparişleri hazırlayan ve teslim eden tarafta değilim ben, mutfağı görmüyorum yaniJ. Temiz bir kalple isterseniz ve gerçekleşeceğine inanırsanız sizin isteklerinizin olmaması içinde hiçbir neden yok.

Ben ilaveten neler yaptım peki. Listemi hazırladıktan sonra bana keyif verdiği sürece bunlarla ilgili güzel ve detaylı hayaller kurup araştırmalar yaptım.

Örnek olsun diye söylüyorum; katılıp katılamayacağım belli olmamasına rağmen eğitime dair bütün detayları öğrendim, kalacağımız otelin internet sitesindeki resimlere baktım, kendimi çıplak ayakla kumlarda dolaşırken ve denize girerken hayal ettim. Eğitime katılabileceğini düşündüğüm bir arkadaşıma mail atıp onunla aynı odada kalabileceğimizi söyledim, vb.

Ayrıca minicik şeyler için özellikle de onlar için hayranlık duymaya ve şükretmeye devam ettim, anda kalma deneyimlerimin süresini uzattım. Bütün bunları bana öğreten Esra&Aykut Oğut, Eckhart Tolle ve Erickson Koçluk Okulu’na da bu vesile ile ayrıca şükranlarımı sunmak istiyorum.

Akşam büyük kız okuldan gelince “Bu yaz Çeşme’ye gidelim mi?” diye (Madde 5J) girdi kapıdan içeri, nasıl bir iletişim var bilemiyorum aramızda ama bazı şeylerin de mantıkla ve matematikle izahı olmadığı kesinJ.

Siparişlerinizin tamamının gerçekleşeceği muhteşem günler diliyorum, sevgi ile kalın.

25 Mart 2013 Pazartesi

Hayatla dans etmek – 25. Hafta bülteni


Merhaba; 25. Hafta bülteni ile birlikteyiz. Bu haftaki konumuz hayatla dans etmek. Anda kalmanızı kolaylaştırabilecek bir benzetme ve farkındalığınızı artırabilecek çok sayıda soru hazırladım sizler için. Umarım keyifle okur ve arzu ederseniz soruların bir kısmına kendi içinizde cevaplar verirsiniz.

Yaklaşık olarak beş yıldır kişisel gelişimle ilgileniyorum. Çok sayıda kitap okudum, videolar izledim, bazı seminerlere katıldım. Bir yıldır da koçluk yapıyorum, 20-25 kişi ile çalıştım bu süre içinde. Genel olarak da iyi bir gözlemci olduğumu düşünürüm. Bilgi ve tecrübelerimin ışığında geldiğim nokta şu: İşin sırrı kesinlikle anda kalmakta, kendi üzerimde de çalıştığım bir konu, bu nedenle yazılarımda sık sık bu konuya yer veriyorum. Kişiye özel tam günlük seminerlerimde de bir tür “short cut” ile anda kalmamızı kolaylaştırabilecek yöntemleri anlatıyorum.

Bu bültende de sizin için anda kalma deneyimini kolaylaştıracak bir benzetme hazırladım. Bakalım beğenecek misiniz?

Çok sevdiğiniz birisini düşünün; eşiniz/sevgiliniz, çocuğunuz, bir dostunuz veya herhangi başka birisi olabilir, yeterki onu çok sevdiğinize emin olun (Ben kimseyi çok sevmiyorum diyenler için yapabileceğim bir şey yok, en az bir kişiyi çok sevmiyorsanız başlamanız gereken nokta orası olabilir).

Örnek:

Ben kızlarımı çok seviyorum. Kızlarıma her zaman güvenebilirim. Ve aynı zamanda kızlarımın değişmesine de bayılıyorum. Ama şu anki haliyle de kızlarımı çok seviyorum.

Şimdi aynı cümleyi sevdiğiniz kişinin yerine “içinde olduğum an” ifadesini yerleştirerek tekrarlayın lütfen.

Ben içinde olduğum anı çok seviyorum. İçinde olduğum ana her zaman güvenebilirim. Ve aynı zamanda içinde olduğum anın değişmesine de bayılıyorum. Ama şu anki haliyle de içinde olduğum anı çok seviyorum.

Sevdiğiniz bir kişi ile içinde olduğunuz an arasında bu şekilde bir bağlantı kurabilirseniz anda kalmanız için çok daha fazla neden olduğunu göreceksiniz.

Zaman zaman yaşadığımız sıkıntıların neredeyse tamamı içinde olduğumuz anı sevmemekten ve yeterince takdir etmemekten kaynaklanıyor.

Pazartesi geldiğinde Cuma akşamı başlayacak olan haftasonunu hayal etmeye başlıyorsanız ne demek istediğimi iki kez düşününJ.

Gerçek gerçektir ve tek gerçek içinde olduğumuz andır. Gerçekle kavga ederseniz asla kazanamazsınız, o yüzden yol yakınken onunla iyi geçinmeye başlayın.

İnsan çoğu zaman “gerçek” olarak tanımladığı geçmiş hikayelerinden ve bunlara bağlı gelecek projeksiyonlarından kolayca vazgeçemez, çünkü ilk başta o hikeyeyi yaratan kendisi olmamıştır. Özellikle 12 yaşına kadar olan dönemde başkalarının düşünce ve inançlarını kopyalayarak bir tür hikaye yaratır ve dikkat etmezsek hayatımızı buna göre yaşarız.

Bu nedenle bazı konulardaki hikayemizi değiştirmek istiyorsak insanın kendi kendine sürekli olarak sorular sorması ve cevaplarını araması çok önemlidir. En azından başlangıç için tek bir soru: Bu hikayeden vazgeçmek için nasıl nedenlerim var?

Hayatla dans etmenin ustaları tabii ki henüz kendilerini sınırlandıracak inançları oluşturmamış olan küçük çocuklardır. Sürekli anda olmalarının yanı sıra bitmek bilmeyen bir merak ile bütün gün sorular sorarak dolaşırlar ve çoğu zaman bir cevap alana kadar aynı soruyu defalarca tekrar ederler.

Nereden mi biliyorum? 3 yaşındaki kızım Ada’nın neredeyse tek yaptığı bu. Sabah yataktan kalkar kalkmaz sorularına başlıyor ve gece yatana kadar yüzlerce soru sormuş oluyor. Meraklı olması onu canlı, mutlu ve keyifli yapan özelliklerinden birisi. Büyüdükçe bu merak kayboluyor, soru sormak ve cevap aramak yerine başkalarının cevaplarını doğru olarak kabul edip hayatımızda uygulamaya başlıyoruz.

Bu nedenle anda kalma sanatını uygulamak istiyorsanız daha meraklı olmak kesinlikle önemli bir katkı yapacaktır, meraklı olun, sorular sorun kendinize.

Koçluk sanatı güçlü sorular sorma sanatıdır aynı zamanda, iyi bir koç güven ve uyum içerisinde çalıştığı danışanına doğru zamanda doğru soruları yöneltmelidir.

Bende sizin için bir soru seti hazırladım. Unutmayın soru varsa her zaman cevap da vardır.

Kendinizi en son ne zaman ve ne yaparken bir çocuk kadar masum ve neşeli hissettiniz?

İçinizde uyanan özgürlük hissi daha çok neleri düşünürken veya yaparken ortaya çıkıyor?

Başı bir şekilde dertte olup kapınızı çalan insanlar daha çok hangi konularda bilginize ve yardımınıza başvuruyor?

Bir toplantıya davet edildiniz ve 15 dakikalık bir konuşma yapacaksınız, konuyu siz seçeceksiniz, ne hakkında konuşursunuz?

En çok hangi düşüncenizin yanlış olduğunu anlamak isterdiniz?

İnandığınızın tam tersinin doğru olduğunu fark ettiğiniz en son deneyiminiz hangisiydi?

Sabah kalkıp da kendi kendinize bari en azından bugün bunu düşünmeyeyim dediğiniz konu nedir?

Rüyanıza hükmetme gücünüz olsa nasıl bir rüya görmek istersiniz, o rüyada kim veya kimler var, nasıl bir ortamdasınız, ortama hakim olan duygular neler?

Sizin cevaplarınız olmadan soruların hiçbir anlamı olmayacaktır, ama dürüst cevaplarınız doğru olmayan her şeyi yok ederek sizi gerçeğe ulaştırır.

Soru sormak ve cevapları aramak önemlidir. Her gün sadece 10 dakikanızı ayırarak tek bir sorunun cevabını düşünmeniz bile hayatınızda önemli bir fark yaratabilir.

Bu nedenle bundan sonra düzenli olarak sizlere her gün güçlü bir koçluk sorusu yöneltmeye karar verdim. Yeni web sitemiz istediğimiz şekliyle faaliyete geçene kadar günün sorusuna facebooktaki “Modunu Seç Hayatını Seç” isimli sayfamızdan ulaşabileceksiniz.


Size bir soru ile veda ediyorum bu hafta:

Kendinize cevabını çok merak ettiğiniz bir soru soracak olsanız bu soru ne olurdu?
 

P.S: Bültenler, koçluk hizmetleri ve web sitemiz hakkındaki görüş, öneri ve sorularınızı mert.cuhadaroglu@gmail.com adresinden bana iletirseniz çok sevinirim.