25 Şubat 2013 Pazartesi

Patronumla, Kayınvalidemle, Sevgilimle bazen niye anlaşamıyorum? - 21. hafta bülteni


META PROGRAMLAR / DAVRANIŞ MODELLERİ
 

Kendimiz ve dünya hakkında oluşturmuş olduğumuz düşüncelerimiz, inançlarımız, tecrübelerimiz ve almış olduğumuz kararlar ile farklı meta programlar / davranış modelleri oluştururuz. Hepimiz davranış modellerinin bir kombinasyonuyuz. Meta programları bir tür filtre veya süzgeç gibi de düşünebilirsiniz.

Bu modeller nedeniyle bize ulaşan bilgiler ne olursa olsun modele uygun olmayan bilgileri çoğu zaman dikkate almayız, kendi modelimize uygun genellemeler yapmayı severiz ve hatta bazen objektif bir gerçekliği çarpıtmamız bile mümkündür. İçimizde çalışan programlar, belirli bir olasılıklar denizinde hangi yolu seçmeye meyilli olduğumuzu ortaya koyarlar.

Davranış modellerini öğrenerek bir tür kişilik testi uygulayabiliriz. Hiçbir davranış modeli doğru veya yanlış değildir, sadece birer modeldir ve kişi isterse belli bir süreç içinde bazı unsurları değiştirilebilir. İçimizde işleyen meta programları bize hizmet edenler ve bizi sınırlandıranlar olarak ikiye ayırarak değişim sürecine başlayabiliriz.

Belli başlı meta programlar içerisinden ben 6 tanesini seçtim, ilk 3 tanesinden geçen hafta kısaca bahsetmiştim, bu hafta biraz örneklerle destekleyerek daha geniş ele almaya çalıştım konuyu.

1)      PROSEDÜREL – SEÇENEKÇİ

Uç noktada prosedürel kişilerde bir şeyin yapılma şekli hep önceden tanımlanmıştır, adımlar bellidir, plan dışı gelişmeler çoğu zaman can sıkar.

Prosedürel insanlar daha çok belli bir sıra takip ederler, planlıdırlar, bir kitabı ellerine aldıklarında genellikle önce içindekiler bölümüne bakarlar. 

Yapmak zorunda oldukları şeylere dair bitmek tükenmek bilmeyen listeleri vardır. Ortada çok fazla seçenek yoktur, sadece yapılması gerekenler vardır.

Bu insanları sıklıkla “aşırı kuralcı” veya “sıkıcı” olarak etiketleyebiliriz.

Uç noktada seçenekçiler ise ağırlıkla “şu anda var olan en iyi seçenek ne?” şeklinde düşünür ve hareket ederler. Daha çok duygularıyla hareket ettiklerini söylemek yanlış olmaz. Yeni ve bilinmeyen şeyler onları motive eder.

Son anda karar değiştirip planları bozabilirler. Daha cazip bir teklif gelince onu yaparlar, yapmazlarsa rahatsız olma ihtimalleri çok yüksektir. Bu tip insanları genellikle “özgürlüğüne çok düşkün” veya “maymun iştahlı” olarak etiketleriz.
 
Basit birkaç test ile prosedürel ve seçenekçi yapıları birbirinden daha kolay ayırt edebiliriz.

Hiç kimsenin bakmadığına eminseniz elinizde sizi rahatsız eden küçük bir çöpü yakında çöp tenekesi olmadığı için sokağa atar mısınız?

Prosedürel kişiler genellikle çöpü ellerinde veya ceplerinde en yakın çöp tenekesine kadar hatta bazen eve kadar taşımayı tercih ederler.

Hiçbir yaya ve arabanın bulunmadığına emin olduğunuz kırmızı ışıkta çok acil bir yere yetişmeniz durumunda bile yeşil yanmasını bekler misiniz? Prosedürel kişiler bekler.

2)      PROAKTİF – YANSITAN

Proaktif insanlar hemen her durumda her anda harekete geçmeye hazırdırlar. Eylem adımlarını hızlıca ve çok sayıda belirleyebilirler.

Uç noktada proaktif insanları “tezcanlı veya aceleci” olarak etiketleyebiliriz.

Yansıtan kişiler ise eyleme geçmeden uzun uzadıya düşünmek isterler. Düşünmek onlar için çok önemli bir eylem adımıdır çoğu zaman.

Uç noktada yansıtan taraftaki insanları “yavaş” olarak etiketlemeyi severiz.

Kervan yolda düzülür diye bir özdeyişimiz var, sen önce harekete geç, yolda nasıl olursa bazı fırsatlarla karşılaşıp eksikliklerini tamamlarsın anlamında.

Proaktif kişiler genelde bu şekilde hareket ederler, kısa bir değerlendirmenin ardından eyleme geçer ve eylemler sırasında eksikliklerini fark edip düzeltme yoluna giderler. Bu bazen mümkün olur, bazen de olmaz.

Yansıtan kişiler ise bir konuda harekete geçmeden önce uzun uzadıya konuyu bütün boyutlarıyla ele almayı severler. Bazen bu safha o kadar uzun sürerki hiç harekete geçmeyeceklerini bile düşünebilirsiniz.

Takım oyunu söz konusu olduğunda meta programların birbirinden farklı olması takımın aldığı sonuçları olumlu yönde etkileyebilir.

3)      YAKLAŞAN – UZAKLAŞAN

Yaklaşan yapıdaki insanlar önlerindeki hedefe odaklanırlar, yolları bellidir. Uç noktada bir yaklaşımcı asla yoldaki engelleri görmez.

Onları aşırı iyimser veya “Polyannacı” olarak etiketleriz.

Bu tip insanlar daha çok neyi istediklerini, niye olacağını anlatırlar, motivasyonları hoşlandıkları, kendilerini bekleyen güzel şeylerdedir.

Uzaklaşan yapıdaki insanlar, hedeflerini düşündüklerinde potansiyel engelleri görmeye ve düşünmeye başlarlar.

Onları “olumsuza odaklı veya kötümser” şeklinde etiketleriz.

Onlarla sohbet ettiğinizde ağırlıklı olarak neyi istemediklerini, kimleri hayatlarından çıkarmak istediklerini anlatırlar, bir uzaklaşma programı içinde hareket ederler. Genellikle sahip oldukları şeyleri özellikle de statülerini kaybetmekten aşırı korkarlar.

İdeal bir otomobilin öne çıkan 3 özelliği nedir sizce?

Eğer güvenlikten bahsetmiyorsanız, yaklaşmacı bir kişiliğiniz olma ihtimali oldukça yüksektir.

Ben örneğin iflah olmaz bir iyimserim, diğer bir deyişle uç noktada bir yaklaşmacıyım…J
 
Arkadaşlarım bana bu konuda takılmaya bayılırlar. Ne yapayım bu meta programın bana olumlu anlamda hizmet ettiğini düşündüğüm için değiştirmek içinde bir şeyler yapmıyorum.

Ama beraber karar alınması gereken durumlarda diğer tarafın uzaklaşan yapıda olması durumunda benim bakış açım da bir nebze dengelenmiş oluyor.

4)      BENZERLİK – FARKLILIK

Benzerlik yapısındaki insanlar; genellikle bir şeyin benzerlerini yapmayı severler.

Ev değiştirmek istemezler, otomobil değiştirmek istemezler. Değişimi büyük bir tehdit olarak algılarlar. Kişisel gelişim ve koçluk gibi eğitimlerden genelde uzak dururlar. Risk almayı sevmezler, genellikle aynı zamanda uzaklaşmacı özellikler gösterirler.

Genellemeler yapmayı çok severler.

Farklılık yapısındaki insanlar; ağırlıklı olarak daha farklı ne yapsam diye düşünürler, farklı bir şeyler yapmalıyım düşüncesi ile hareket ederler.

İstisnalar üzerinde durmayı severler.
 
Uzun süre aynı işi yapmaktan bunalabilirler. Hiçbir şey yapmasalar sürekli olarak kıyafetlerini veya saç modellerini, rengini değiştirirler. Bu insanları da hemen “istikrarsız” olarak etiketleriz. Yaklaşmacı tarafları genellikle daha ağır basar.

5)      İÇ REFERANSLI – DIŞ REFERANSLI

İç referanslı kişiler; kendilerinden hareketle sonucu ortaya koyarlar, başka kaynaktan teyit ihtiyacı duymazlar. Bu programdaki insanları genellikle “Her şeyi o bilir” şeklinde etiketleriz.

Olayları ve gelişmeleri öncelikli olarak kendi pencerelerinden değerlendirirler.

Uç noktada iç referansçı bir kişi kendisine söylenen övgülerden bile rahatsız olabilir. Kendisi hakkında başkasının değerlendirme yapması onun açısından istenmeyen bir durumdur.

En uç noktada iç referanslı kişiler narsist özellikler gösterebilirler.

Uç noktada dış referanslı kişiler ise tam aksine neredeyse sürekli olarak takdir, kabul, onaylanmak ihtiyacı hissederler. Başkalarına sormak ve karşılaştırmak isterler.

Birden fazla dış referans noktası varsa sonuç almaları iyice güçleşir. Örneğin karar almada çok zorluk çekebilirler.

Bazı durumlarda kendi mutluluklarını bir kenara bırakıp sadece diğer insanları mutlu etmeye çalışabilirler.

6)      DETAYCI – GLOBAL

Detaycı insanlar çoğu zaman gereksiz detaylara yer verirler. Bazı durumlarda “Yeterince zeki değil” olarak etiketlenme ihtimalleri yüksektir.

Detayları hatırlamakta son derece iyidirler ama çoğu zaman büyük resmi gözden kaçırabilirler.

Global tipte insanlar ise 5 cümlede 5 senelik hikaye anlatır ve karşıdakinin anladığını varsayarlar.

“Bildiğini saklıyorsun” veya “Paylaşmıyorsun” iddialarıyla sık karşılaşırlar.

Globaller söylediklerinin tekrar edilmesinden de genellikle hoşlanmazlar.

Belirsizliklerden çok fazla rahatsız olmazlar.

Haftanın testi:

Kendiniz için basit bir meta program testi uygulayın bakalım; hangi tarafa daha yakınsanız onu işaretleyin.

PROSEDÜREL
 
SEÇENEKÇİ
 
PROAKTİF
 
YANSITAN
 
YAKLAŞAN
 
UZAKLAŞAN
 
BENZERLİK
 
FARKLILIK
 
İÇ REFERANSLI
 
DIŞ REFERANSLI
 
DETAYCI
 
GLOBAL
 
 
Şimdi aynı testi size göre ilişkide bulunduğunuz kişi ve/veya patronunuz/müdürünüz için uygulayın.

PROSEDÜREL
 
SEÇENEKÇİ
 
PROAKTİF
 
YANSITAN
 
YAKLAŞAN
 
UZAKLAŞAN
 
BENZERLİK
 
FARKLILIK
 
İÇ REFERANSLI
 
DIŞ REFERANSLI
 
DETAYCI
 
GLOBAL
 
 
Eğer 6 noktanın sadece bir yada ikisinde ortaksanız partnerizle veya patronunuzla sıkıntı yaşıyor olmanız son derece normal.

Diğer yandan; bir yada iki nokta dışında benzer özellikler sergiliyorsanız bu kez de ilişkinizi son derece verimli ve güzel olarak nitelendirebilirsiniz.

Ben kendime uyguladığımda aşağıdaki sonuçlara ulaştım (hangi tarafa biraz daha yakınsam onu işaretledim, yoksa uç nokta özellikler göstermeniz şart değil).

PROSEDÜREL
X
SEÇENEKÇİ
 
PROAKTİF
X
YANSITAN
 
YAKLAŞAN
X
UZAKLAŞAN
 
BENZERLİK
X
FARKLILIK
 
İÇ REFERANSLI
X
DIŞ REFERANSLI
 
DETAYCI
 
GLOBAL
X
 
Davranış modellerini bilmek ilişkide bulunduğumuz kişilere daha nötr olarak yaklaşmamızı kolaylaştırır.

İçlerinde çalışan bazı programlar nedeniyle yaptıkları bir davranışı ilişkide bulunduğumuz kişinin kimlik boyutuna taşımak aslında kavgaya davetiye çıkarmaktır.

Yani bu ve şu durumlarda genellikle böyle davranıyorsun demek yerine sen böylesin diye etiketi yapıştırdığımızda işimiz zor.

İlişkide bulunduğumuz insanlara biraz daha esnek davranabiliriz. Bu bir zayıflık değildir.
 
Meta programlar (davranış modelleri) belirli inançlardan kaynaklanır. Kişinin meta programlarını fark etmesi ve bazılarını değiştirmeye karar vermesi durumunda programın altında yatan inançlar tespit edilerek bir kısmının değiştirilmesi ile davranış modelleri de zaman içinde değişebilir.

Bu hafta ilişkide bulunduğunuz insanları, meta programlar açısından gözlemleyin bakalım, neler fark edeceksiniz.

Perşembe günü sizlere bambaşka bir konuda çok önemli bir sır vereceğim.
 
Şimdilik hoşçakalın, sevgiler.
 

P.S.: Gerek bültende yer verilen konularla ilgili olarak gerekse koçluk hizmetlerim hakkında bilgi almak için mert.cuhadaroglu@gmail.com adresinden bana ulaşabilirsiniz.

21 Şubat 2013 Perşembe

Jokerleri niye sevmiyorum? 20,5. Hafta Ara Bülteni


Merhabalar; perşembe günlerine özel kısa ara bülten ile karşınızdayım. Bu hafta oyun teorisinden bahsettim ama bildiğiniz oyun teorisi değil, daha farklı bir açıdan yaklaşmaya çalıştım konuya. Keyifle okumanızı dilerim.
Oyun modelleri başlıca iki varsayıma dayanmaktadır. Bunlardan bir tanesi sıfır toplamlı oyun modelidir. Buna göre; taraflardan birisinin kazancı diğerinin kaybı anlamına gelmektedir.
Farkında olarak veya olmadan sıfır toplamlı oyun modelini benimseyip hayatımıza uyguladığımızda sıklıkla düştüğümüz hatalardan birisi; istemekle başkalarının bir şeyi istemesine ve elde etmesine engel olduğumuzu düşünmektir. Çok fazla şeye sahip olduğunu düşünen ve bu konuda her gün şükreden bir insan bile yeni şeyler isteyebilir.
Evrenin kaynakları sınırlı değil, bizim isteklerimizin gerçekleşmesi başka insanların isteklerinin gerçekleşmesini kesinlikle engellemiyor.
Bu kısa girişten sonra gelelim konunun kalbine.
Oyunları nasıl oynadığımız ile hayata nasıl baktığımız ve hayat oyununu nasıl oynadığımız arasında büyük paralellikler var.
Buna zaten inanıyordum ama bu hafta yaşanan bir olay daha da iyi pekiştirdi konuyu kafamda.
Büyük kızım Duru ile Boggle Slam adında basit bir kart oyunu oynuyorduk, Özge de o sırada bir yandan bizi izleyip bir yandan Ada’ya yemek yediriyordu sanırım.
 
Boggle Slam hızlı tempolu, 4 harfli bir kelime oyunu. Oyunda iki kişi birbirine karşı yarışıyor, yerdeki kelimeyi değiştirmeye çalışarak elinizdeki kartları bitirmeye çalışıyorsunuz.
Oyunda bütün harflerin yerine geçebilen 2 şer tane joker kullanılması mümkün iken ben asla joker kullanarak oynamıyorum.
Özge bana neden joker kullanmadığımızı sorduğunda hiç düşünmeden “ben joker sevmem” diye cevap verdim. Sonra aklıma takıldı ve müsait bir zamanımda bu konu üzerinde derinlemesine düşünmeye çalıştım.
Diğer oyunları düşündüm, özellikle iskambil oyunlarının bir bölümünde joker kullanılabilir, ama ben bir desteği aldığımda ilk yaptığım şey jokerleri çıkarmak ve hatta mümkünse çöpe atmaktır.
Sahi ben neden joker sevmiyordum?
Sanırım ben cevabımı buldum. Ben bir şeyleri yardım almadan yapmayı seviyorum, çünkü diğer insanlardan yardım isterken zorlanıyorum (eskiden daha fazla idi, yeni hayatımda bu konuda gelişmeler sağladım ama henüz jokerlerle barışacak kadar değilJ).
Diğer insanlardan yardım istemenin hiçbir kötü yanı yok, hatta içlerinden gelerek yardım ettiklerinde onlar açısından da müthiş bir keyif ve mutluluk.
Ama bir şekilde öyle kurgulamışım işte küçükken. Çocukken en sık duyduğum cümlelerden birisi “valla kendi işini kendin yapacaksın, kimseden yardım istemeyeceksin” idi. Anneannem ve teyzemde kalırdım sık sık, Allah rahmet eylesin, çok güçlü kadınlardı, onlar beraber yaşarlar ve çoğu işlerini hakikaten kimseden yardım almadan kendileri hallederlerdi, yardım istemeyi çoğu zaman zayıflık olarak görürlerdi.
Joker benim gözümde işleri kolaylaştıran bir yardımcı idi, ama ben yardım sevmeyen ve her şeyi kendim yapmaya çalışan bir insan olarak onu çoktan düşman bellemiştim.
Biraz daha derine indiğimde başka bir şey daha fark ettim, yine bir kurgu tabii ki ve ilkiyle alakalı. “Alınteri, emek ve çaba olmadan elde edilen şey değersizdir”. Benim bundan çocuk aklımla yaptığım ve uzun yıllar sadık kaldığım çıkarım ise bir şey ne kadar zorsa o kadar değerli ve keyifli olur şeklinde idi. Hatta iki kurguyu birleştirdiğimde; hem kendin yapmalısın yardım almadan hem de zor olmalı ki daha keyifli olsun diye muhteşem bir oyun modeli geliştirmiştim anlaşılan.
Yeni hayatımda buna çok katılmıyorum açıkçası, bir şeyi illa zorlanarak ve tek başımıza yaratmak zorunda değiliz keyif almak için. Her şey çok kolay ve keyifli de olabilir, yardım almak da harika bir şey.
Daha da derine, en temele indiğimizde ise altta yatan “akıllı olduğumu ispatlamak” motivasyonu. Ulan akıllı olsan ne olacak, aptal olsan ne olacak. Başarının, mutluluğun, hayattan keyif almanın zeki olmakla bir alakası yok ki. Ayrıca akıllı isen bunu ispatlaman gerekmiyor ki her dakika.
Şimdi geriye dönüp hayatımı gözden geçirdiğimde hayatımı gereksiz yere ne kadar zorlaştırmış olduğumu görüyorum. Şu anda yaptığım iş yaratıcılık gerektiren bir alan ve ben yaratıcılığımı kullanmayı seviyorum. Bunu üniversiteden ilk mezun olduğumda da yapabilirdim, ne bileyim bir reklam ajansında çalışabilirdim, şiir kitabı çıkarabilirdim, vb. Ama oyunu zorlaştırmayı sevdiğim için önce 15 yıl denetim ve finans işinde çalışarak işleri iyice içinden çıkılmaz hale getirdim ve sonra oyunun ikinci yarısında muhteşem bir dönüşle skoru lehime çevirmeye çalışıyorum. Be adam madem bu kadar iyi oynuyordun, ilk yarıda neredeydin?
Duru ile yeni bir oyuna başlamak üzereydik tam o sırada, kağıtları dizdi ve ADAM yazdı, bu şekilde başlamamızı önerdi.
Hemen itiraz ettim, bu şekilde çok kolay olur dedim, daha zor bir şekilde sadece tek sesli harf içeren bir kelime ile örneğin SERT ile başlayalım dedim, tamam dedi hemen MERT yazdı, olmaz dedim, özel isimler olmasın. Oyunu zorlaştırıp durdum anlayacağınız, ta ki çocuk isyan edene kadarJ.
Hepinizin bildiği gibi 4 ay önce yeni bir hayata atıldım, ama buna rağmen bana hizmet etmeyen bütün kararlarımı çözmüş ve değiştirmiş falan değilim.
Her gün yeni bir şeyler keşfediyorum kendimle ilgili ve bu çoğu zaman bana keyif veriyor.
Bundan böyle jokerleri sevmeye karar verdimJ.
Joker diye güzel bir bar var zaten Beyoğlu’nda. Nuri Alço isimli kokteyli çok meşhur. Hemm tadı güzel hemde çabuk sarhoş eden süper bir kokteyl. Orada yaşadığım güzel sarhoşluğu hala yüzümde güzel bir gülümseme ile hatırlarım.
Siz de kendi hayatınıza bu bültende anlatılanlar özelinde değişik bir bakış açısı ile yeniden bakabilirsiniz, oyun oynarken nasıl davranıyorsunuz, oyunlarda ve gerçek hayatta işleri gerekmediği halde zorlaştırıyor olabilir misiniz?
Belki de ilişkinizi önce karşı tarafı tükenme noktasına kadar getirip sonra toparlamayı seçiyorsunuz, belki işyerinde her şeyi hiç yardım almadan kendiniz yapıp kendinizi tüketiyorsunuz. Düşünmeye değer bence.
Pazartesi akşamı meta programlar bültenim ile birlikte olacağız. İlişkide olduğunuz ve çatışma yaşadığınız tüm kişileri yeni bir gözle göreceksiniz. Şimdilik hoşçakalın.
P.S: Kişiye özel koçluk ve kişisel gelişim semineri konusunda mert.cuhadaroglu@gmail.com üzerinden bana ulaşıp daha detaylı bilgi alabilirsiniz.

18 Şubat 2013 Pazartesi

İlişkiler ve meta programlar-20. Hafta Bülteni


İlişkiler ve meta programlar üzerine, Hayatını Seç, 20. Hafta bültenine hoş geldiniz.

Kişiye özel koçluk ve kişisel gelişim seminerini tanıttığım yazıya hemen sağ üst köşedeki önceki yazı bölümünden ulaşabilirsiniz.

Son dönemde, karşı cinsle ilişkiler üzerine yaptığımız seanslarda gözle görülür bir artış oldu. Bu hafta bu konuyu işlemeye karar verdim bültende, bakalım siz kendinize dair bir şeyler bulabilecek misiniz yazımda. Keyifli okumalar.

Çoğu konuda olduğu gibi  ilişkiler konusunda da kendimize ve ilişkimize dışarıdan objektif bir gözle bakmakta zorlandığımız için bazen çözümü çok basit olabilecek problemleri gözümüzde büyütüp duruyoruz.

Yaşanan ufak tefek sıkıntıları büyütüp büyütüp sonra da bütün çözümü karşı taraftan beklemek akıllıca ve adil olmayabilir çoğu zaman.

Öncelikle sorulması gereken soru şu bence: Ben, şu an birtakım problemler yaşadığım bu insanı gerçekten seviyor muyum, onunla birlikte güzel bir ilişkimiz olması adına çaba göstermeye hazır mıyım?

Eğer bu soruya evet yanıtını verdiyseniz okumaya devam edebilirsinizJ.

Sizinle, sizinde bildiğiniz bir sırrı paylaşmak istiyorum: İnsanlar değişir, evet bu kadar kısa ve öz, insanlar değişir.

Biz Özge ile yaklaşık olarak 20 yıldır beraberiz, bunun 15 yılı aşan son kısmını evli olarak geçirdik, 2 tane de çocuğumuz var. Uzun süreli ilişkilerin dinamiklerini çok iyi bildiğimi iddia edebilirim sanırımJ.

Evlendiğimizde çocuk sayılırdık, bir sevgi ortamı içinde beraber büyüdük, geliştik ve değiştik. Ben 20 yıl önceki adam değilim, Özge de 20 yıl öncekinden çok farklı. Her gün, her hafta değişmeye devam ediyoruz ve bu çoğu zaman iyi yönde oluyor.

Uzun süreli ve mutlu bir ilişkiniz olsun istiyorsanız, insanların olumlu yönde değişebileceğine dair inancınızı korumanız çok önemli.

Ama bunu lütfen karşı tarafın değişmesine bağımlı olmakla karıştırmayın, değişim; kişinin kendi isteği doğrultusunda olacak ve belli bir süre alacaktır.

Çok sevdiğim bir söz var, “Bir bakmışsınız hayatta yapmam dediğiniz şeyin başrolündesiniz!”

Evet dönelim ilişkilere. Karşı tarafın değişmesine bağımlı olmayın, ama eğer kendisi değişeceğini ifade ediyorsa, ona alan tutun ve sabırlı olun.

Rol model olabilirsiniz, eşinizin size romantik davranmasını istiyorsanız sizde ona romantik davranın.

Şimdi bültenimize özel testimizi uygulayalım bakalım, ben tamamen hayali bir senaryoda olası bazı yanıtları örnek olması açısından verdim.

İlişkinizde size göre olumsuz olan 3 şeyi sıralayınız.

Eşim bana yeterince ilgi göstermiyor.
Arkadaşlarıyla beraber olmayı benle zaman geçirmeye tercih ediyor.
Ev işi yaparken söylenip duruyor.

Öncelikle sokratik sorgulama; yani bu bahsettikleriniz her durumda geçerli mi?

Aslında kafası işle çok meşgul olmadığı zamanlarda, özellikle haftasonları bana ilgi gösteriyor.
Maç varken onu evde tutmanın bir yolu yok, ama onun dışında beni de çağırıyor aslında her sefer, ben gitmiyorum.
Bazen ev işlerini keyifli şekilde yaptığı da oluyor ama çok nadir, özellikle son zamanlarda.

Sıraladığınız olumsuzluklardan sadece bir tanesini değiştirme şansınız olsaydı hangisini seçerdiniz?

Bana daha fazla ilgi göstermesini isterim.

Peki, eşiniz size daha fazla ilgi gösterdiğinde siz nasıl bir insan olacaksınız?

Mutlu, keyifli, huzurlu, anlayışlı ve sabırlı.

Kendinize bir soru soracak olsanız ve bu soruya vereceğiniz yanıt sizi mutlu, keyifli, huzurlu, anlayışlı ve sabırlı yapacak olsa bu ne olurdu?

Beni seviyor mu?
Evet.:)

Peki sizce eşiniz sizi gerçekten seviyor mu?

Evet, yani sanırım öyle. Ama ben sadece daha fazla söylemesini ve göstermesini istiyorum.

Bunu onunla konuştunuz mu?

Evet, aslında konuştuk.

Ne cevap verdi?

Bu aralar kafasının işle çok meşgul olduğunu, arkadaşlarıyla buluşup kafasını dağıttığını, bunun geçici bir dönem olduğunu söyledi.

Ona yardımcı olmayı teklif ettiniz mi?

Evet, ama istemedi, biraz yalnızlık iyi gelebilirmiş.

Bu dönemde eşinize karşı anlayışlı ve sabırlı olup kendinizi mutlu, huzurlu ve keyifli hissedebilir misiniz?

Evet, sanırım ne demek istediğinizi anladım. Ondan beklediğimi bir karşılık göz etmeden ben ona verirsem kendimi iyi hissedeceğimJ.

İnsanların içindeki iyiye inanın ve güvenin. Kimse özellikle sizi kırmak için bir şeyler yapmıyor. İletişiminizi kuvvetlendirin, oturun ve karşılıklı olarak konuşun. Bunu yaparken karşı tarafı suçlamayın ama.

Sen bunu yaptın, bunu söyledinle bir yere varamazsınız. Hislerinizden bahsedin, sen bunu yapınca veya söyleyince, senin niyetin bu değil biliyorum ama ben kendimi kötü hissediyorum deyin bakalım bu seferde ne olacak.

Hissettikleriniz ve yaşadıklarınız her şeyden önce sizinle ilgili, bunu unutmayın lütfen. Karşı taraf hiç farkında olmadan sizin içinizde bazı şeyleri tetikliyor olabilir, bunu ona açık yüreklilikle anlatmadan asla tam olarak bilemeyecek.

Koruma kalkanlarını kaldırın, kabuğu atın ve kalbinizi açın.

Size küçük bir örnek vermek istiyorum.

Hak ediyorsun, zorundasın, yapman gerekiyor, yapılmalı şeklinde sona eren cümleler beni genellikle demotive eder.

Yapabilirsin, istiyorsan yapabilirsin, seçim senin, istersen yapabilirsin şeklinde sona eren ifadeler ise motivasyonumu artırır.

Bunu ben oturup karşımdakine anlatmazsam nerden bilsin?

Sizde hassas olduğunuz konuları, kelimeleri, ifadeleri eşinizle paylaşın.

Hepimizin içinde yüklenmiş olan programlar var aynı bilgisayarlarda olduğu gibi ve çoğu zaman hiç düşünmeden tepkiler veriyor, bir şeyler söylüyoruz, içimizdeki programlar otomatik olarak yanıtlar veriyorlar sadece.

Hal böyle iken karşımızdaki insanın içinde ne tarz programlar çalıştığını bilmeden onları anlamamız da mümkün değil. Bunlara koçlukta meta programlar adını veriyoruz.

En temel meta programlara aşağıda yer verdim.

Prosedür-Seçenek

Prosedürel insanların adımları önceden bellidir, plan dışı gelişmelere canları çok sıkılır.

Seçenekci insanlar ise “şu anda en iyi seçenek ne” diye düşünürler, duyguları ile hareket ederler.

Proaktif-Yansıtan

Proaktif tipler her an harekete geçmeye hazırdırlar.

Yansıtan tipler ise önce yeterince düşünmek isterler.

Yaklaşan-Uzaklaşan

Yaklaşanlar hedef odaklıdır, engelleri görmeme eğilimindedirler.

Uzaklaşanın da hedefi vardır, ama daha çok yoldaki engelleri görür.

Partnerinize birde bu gözle bakın bakalım, meta programları farklı olan insanlar benzer olaylara çok farklı tepkiler verebilirler.

Bunu bilmek bize ne kazandırır?

Her şeyi değiştirebilecek bir bakış açısı kazandırır:

Karşınızdaki her nasıl davranıyor olursa olsun bunu sizi üzmek/kırmak/kızdırmak için yapmıyor, sadece şu an itibarıyla içinde çalışan programlar ona bunun en iyi seçenek olduğunu söylüyor.

İçinizde çalışan meta programların farkına varmak, bunun farkındalığı, diğer insanların da benzer şekilde farklı programlarda çalıştıklarını anlamak, eğer istiyorsanız harika bir başlangıç için yeterlidir.

Unutmayın, her şey değişir, buna meta programlarınız da dahildir.

Önümüzdeki hafta meta programlar ile ilgili daha geniş bilgiler vermeyi planlıyorum.

Perşembe günü oyun teorisi adlı kısa ara bülten ile birlikte olacağız.

Sevgiler.

 

 

16 Şubat 2013 Cumartesi

Kişiye özel koçluk ve kişisel gelişim semineri


Kişiye özel koçluk ve kişisel gelişim semineri

Motivasyon sorunları mı yaşıyorsunuz, yaratıcılığınızı artırmak mı istiyorsunuz, hayatınızda hep bir şeylerin yarım veya eksik olduğu duygusu mu hakim, günlük işlerin peşinden koşturmaktan kendiniz için bir şeyler yapamaz hale mi geldiniz?

O halde kişiye özel günlük seminerlerim tam size göre.

Ø  Ne istediğinizi bilmediğinizi düşünüyorsanız veya bildiğiniz halde uygulamaya geçmek konusunda korkularınız varsa, bu korkuları nasıl yönetebileceğinizi öğrenmek istiyorsanız,

Ø  Hayatınızı yeni bir bakış açısı ile yeniden kurgulayıp, potansiyelinizi iş ve özel hayatınızda sahaya daha fazla yansıtmak istiyorsanız,

Ø  Genel olarak veya belli bir konu itibarıyla denge arayışı içindeyseniz;

Ø  Bazı konularda sizi neyin engellediğini ve/veya rahatsız ettiğini ve çözüm yollarını bulmak istiyorsanız,

Ø  Eğer sizin için çok önemli bir konuda karar arifesindeyseniz (iş değişikliği, yeni bir alana yatırım, evlilik, çocuk yapmak, vb.) ve bu konuda gerçekten ne istediğinizi bulmak adına profesyonel bir bakış açısının faydalı olabileceğini düşünüyorsanız,

Ø  Kişisel gelişime ilgi duyuyor fakat kitaplarda okuduğunuz veya bir şekilde öğrendiğiniz bilgileri hayatınıza geçirmekte zorlanıyorsanız,

Ø  İnsanlarla olan iletişiminizde genel olarak daha farklı bakış açılarına ihtiyaç duyuyorsanız,

Kişiye özel tam günlük seminerlerim ile bir günde çok hızlı bir başlangıç yapıp, başlangıç için güzel bir farkındalık kazanabilir, koçluğun temelleri olan değerler, denge ve kişisel gelişimin temeli olan çekim yasası, ego, anda kalmak gibi konularda temel bilgileri öğrenebilir, ne istediğinizi bulmak konusunda bir başlangıç adımı atabilir ve harekete geçmeye zorlandığınız konularda yeni bir bakış açısı ile nasıl düşünüp davranabileceğinizi öğrenebilirsiniz.

Bir tür check up hizmeti olarak da görülebilecek olan seminerimde; koçluk, koçluk bakış açısı ile danışmanlık ve mentörlüğün sizin ihtiyacınıza uygun bir karışımını sunuyor olacağım.

Seminerlerimiz sizin arzu ettiğiniz bir günde hafta içi veya hafta sonu 10.30 – 17.30 saatleri arasında yapılacaktır. 40 dakika öğle arası ve iki adet 10 dakikalık kahve molası verilmektedir. Seminerin süresi brüt 7 saat, net 6 saattir.

Seminerin devamında da size bir ay boyunca mail ve telefon ile destek hizmeti veriyor olacağım. Ayrıca arzu etmeniz durumunda iki adet yarımşar saatlik yüz yüze görüşme gerçekleştirilecektir. Söz konusu hizmetler pakete dahil olup ayrıca ücretlendirilmeyecektir.

Seminerin özelliği kişiye özel olması ve özellikle günün ikinci yarısında tamamen kişinin ihtiyaçlarına özel bir akış izlemesidir. Bununla birlikte sadece genel bir fikir vermesi amacıyla örnek seminer akışına aşağıda yer verilmiştir.

10.30 Tanışma ve koçluk hizmeti hakkında genel bilgilerin verilmesi

10.45 Danışanın hayatının genel bir resminin çekilmesi, genel tablo üzerinde yapılacak değerlendirmeler.

11.00 Danışanın iş/kariyer ve ilişkiler alanında olası gelişim noktalarının belirlenmesi

11.20 Danışanın hayatındaki genel denge durumunun ölçümlenmesi, varsa dengesizliklerin hangi alanlarda olduğunun tespiti

11.50 Kısa bir ara

12.00 Kariyer / İş ve İlişkiler alanlarına ait değer çalışmaları ile bu alanlarda gerçekten bizi neyin en fazla mutlu edeceğinin tespiti. Örneğin nasıl bir çalışma ortamı, nasıl çalışanlar, özel hayata ilişkin ne tür kişiler ve ilişkiler gibi.

13.00 Öğle yemeği arası

13.40 Zaman yönetimi çalışması ile danışanın hangi alanlarda zaman tasarrufu sağlayıp hangi alanlara aktarmasının başarısını olumlu olarak etkileyeceğinin tespiti

14.10 Davranış modelleri çalışması ile danışanın her türlü ilişkide (çalışanları, özel hayat, çocukları, ebeveynleri, vb.) basit metodlar ile karşısındaki insanı analiz etmesinin sağlanması

14.50 Kahve molası

15.00 Eğer varsa belli bir kişi özelinde yaşanan sorunlara farklı bir koçluk tekniği ile çözüm getirilmesi

15.30 Belli bir konudaki hayallerin nasıl gerçekleştirilebileceğine dair metodların konuşulması

16.00 Anda kalmak konusunda bilgi aktarımı, günlük hayatımızı daha keyifli hale getirmek için uygulanabilecek basit egzersizlerin tanıtımı

16.45 Sorular

17.30 Kapanış

Hayallerinizi alıp gelin sadece.





Sevgi ve saygılarımla.

Profesyonel Erickson Koçu / Hayatını Seç isimli kişisel gelişim kitabının yazarı

Mert Çuhadaroğlu

mert.cuhadaroglu@gmail.com

 
Dream TV'de ve Skyturk kanalında katıldığım programların videolarına aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz.

Dream TV


 

Skyturk

http://tvarsivi.com/player.php?i=2013020917310
 


14 Şubat 2013 Perşembe

Anda kalmanın sırrı ve önemi – 19,5. Hafta bülteni


Bugün sevgililer günü; bizde Özge ile birlikte 19. Sevgililer günümüzü kutluyoruz. Ama merak etmeyin size uzun süre sevgili olmanın sırrından filan bahsedecek değilim, en azından bugünJ. Anda kalmaktan ve anla kalmaktan yana yaptım bu bülten için seçimimi, ama zaten anda kalmanın en güzel yollarından birisi de sevdiğiniz kişi ile birlikte romantik zaman geçirmektir sanırım.

Kişisel gelişimin kalbi bence; anda kalmakta yatıyor. Benim tam olarak becerebildiğim bir alan değil kesinlikle, üzerinde çalışıyorum. Sizlere de bu çalışmalardan ve konunun bence öneminden bahsetmek istedim bu bültende.

 
Bu hafta hem benim hem de Annemin doğumgünü vardı, zamanın geçmesine engel olmak mümkün değil, zamanı uzun süreler olarak deneyimlemek de olanaksız. Kimse ben bir günü veya bir yılı yaşıyorum diyemez, hepimiz anları yaşarız ve anları topladığımızda zamanı deneyimleriz.

Elimizde olan tek şey an olduğuna göre, an’ı bize en fazla mutluluk verecek şekilde nasıl deneyimleyebiliriz?

Ben önceleri bunu keyif almakla bağdaştırırdım, sonraları anladım ki daha fazlası var. Evet, andan keyif almak çok önemli ama tek başına yeterli bir bakış açısı değil.

Anla ilgili en önemli ve bana en çok faydası dokunan bakış açısı açıkçası şu oldu: “İçinde bulunduğum ana en fazla katkıyı nasıl sağlayabilirim?”.

Bu birden fazla perspektifi olan bir konu elbette.

Eğer yalnızsam işim daha kolay, etrafımdaki güzelliklerin farkına varmaya ve tadını çıkarmaya odaklanmakla yetinebilirim.

Bu aynı zamanda bolluk bilincini destekler.

Bolluk dediğimiz zaman bunu sadece para veya maddi zenginlik anlamında kullanmıyorum. Başarı, mutluluk, keyif, sağlık, sizin için önemli olan bütün konular itibarıyla bir bolluktan söz ediyorum.

Bolluğun size akması için sizin bir bolluk bilinci içinde olmanız büyük önem taşır. Peki, bolluk bilinci basit olarak nedir?

Sahip olduklarımızın, çevremizde olanların kıymetini bilmek, en ufak şeylerin bile farkında olup bunlar için içten gelen bir şekilde şükretmek.

Aynı küçük bir çocukta olduğu gibi. Özellikle 3 yaşındaki kızım Ada bu anlamda tam bir örnek teşkil ediyor. Sabahları yataktan “yaşasın” diye fırlıyor, gördüğü en ufak şey bile onu hayranlık içerisinde bırakıyor, apartmandan çıkıp otoparka giderken bile merakını ve hayranlığını uyandıran pek çok şeyle karşılaşıp bunu ifade ediyor.

Örnek mi istiyorsunuz; “ne güzel bir rüzgar var”, “babamın arabası ile mi gideceğiz, harika!”, “teşekkürler asansör”, “koşmak ne harika bir şey” gibi.

Pleasure (keyif) ile joy (içten gelen neşe) arasındaki nüans çok önemli.

Peki biz bunların ne ölçüde farkındayız, çoğu zaman hiç. Şükrettiğimiz şeylere bakın, gerçekten kalpten gelerek şükrettiğimiz şeyler genellikle daha büyük olaylar, ne zamanki yaşadığımız için ve yaşadığımız basit güzellikler için içten gelerek şükretmeye başlayacağız, emin olun o zaman bolluk bilincini tam olarak deneyimleyeceğiz.

İçinizden dışarı verdiğiniz her şey size geri dönmek zorunda; eğer bolluk bilinci içinde hareket edip içinizden dışarı bunu yansıtırsanız alacağınız şey de bolluk olacaktır.

Peki, bir anı deneyimlerken o anın içinde başka insanlar da varsa anda kalmak adına faydalı bakış açılarından birisi ne olabilir?

“Bu ana nasıl katkıda bulunabilirim?” sorusunun cevabı bu kez benim için biraz daha farklı oluyor, çevremdeki güzellikleri fark edip takdir etmenin yanı sıra karşımdaki insana nasıl fayda sağlayabilirim ona bakıyorum.

Bu bazen dikkatlice dinlemek olabiliyor, bazen onun talebi olması halinde fikirlerimi paylaşmak, bazen bir bakış açısı değişikliği, bazen sadece sohbet etmek ve gülmek.

Hiçbir şekilde hiçbir olayda karşı taraftan bir beklenti içine girmemeye gayret ediyorum. Yani ben bunu yapıyorum, karşılığında o bana ne yapacak veya ben yaptığım şeyin karşılığında ne elde edeceğim enerjisinde olmuyorum.

İçten gelerek bu şekilde hareket edince de o yada bu şekilde hiç beklemediğim iyiliklerle karşılaşıyorum. Geçenlerde Hayatını Seç isimli kitabımdaki listeleri gönderdiği için ücretsiz koçluk yaptığım bir okurum hizmetimden o kadar memnun kaldı ki ısrarla ödeme yapmak istediğini belirtti, ben hesap numaramı bile göndermedim, bir arkadaşı bankada çalışıyormuş, onun aracılığı ile hesap numaramı öğrenip hesabıma para göndermişJ.

Anda kalmaya ilişkin olarak söylemek istediğim son bir şey var, o da anda kaldığınızda, yani geçmişi ve geleceği düşünmediğinizde, kendi gücünüzün de daha çok farkına vardığınız. Bu anda kalmanın çok faydalı bir etkisi.

Bir şeyi değiştirebileceğiniz tek an aslında içinde bulunduğunuz an ve siz “doğru” enerjilerle hareket ettiğinizde denklemdeki en büyük güç ve etken siz oluyorsunuz.

Geçmişe ilişkin kötü deneyimlerimiz ve geleceğe ilişkin korkularımız genellikle diğer insanları da içeren senaryolardır; ailem yardım etseydi, farklı olurdu; vallahi bir şeyler yapacağım ama arkadaşlarım ne der bilmiyorum, örnekleri çoğaltmak mümkün, ama biraz düşününce siz de fark edeceksiniz ki genellikle başka birileri de senaryonun içinde bizden rol çalmaya hazırlar.

Ama anda olmak daha farklı, özellikle de “ben bu ana nasıl katkıda bulunabilirim” sorusu ile hareket ettiğinizde, özne zaten benJ.

Pazartesi görüşmek üzere, sevgiler.