12 Şubat 2013 Salı

Kendime olan güvenimi nasıl artırabilirim? 19. Hafta Bülteni


Merhabalar; 11 Şubat 1972 günü İstanbul’da dünyaya gelmiştim, bundan tam 41 yıl önce. Hep meraklı bir çocuktum, çok okurdum, dünyadaki tüm ülkelerin başkentlerini ezberlemiştim, bulmaca çözerken işe yarıyorduJ. Büyüdükçe okumanın tek başına yeterli olmadığını keşfettim, deneyimlemek ve diğer insanların deneyimlerini dinlemek de önemliydi. Ama en önemlisi; hayatın terzi işi bir oyun olduğunu görebilmekti sanırım benim için. Tek bir doğru yok, herkesin kendi hikayesi, kendi çözümleri var. Bu haftaki bülteni bu gözle okumanızı isterim, evet ben bir şeyler anlatacağım, ama sizin çözümünüz farklı olabilir, umarım onu en kısa sürede bulursunuz.

Danışanlarımla muhtelif konularda yaptığımız çalışmaların önemli bir kısmı o veya bu şekilde bizi özgüvenimizi artırmak konusundaki çalışmalara götürüyor. Bu nedenle sizlere bu hafta bu konudan bahsetmek istedim.

Belli bir konudaki özgüvenimiz, belli bir konudaki düşünce ve inançlarımızdan oluşur. Konular itibarıyla düşünce ve inançlarımız farklı olduğu için yine konular itibarıyla kendimize ne kadar güvendiğimiz de önemli ölçüde değişebilir. Bu nedenle sıklıkla iş veya aşk hayatındaki başarı veya mutluluğu diğer alanlara yansıtamayan insanlarla karşılaşıp şaşırırız. Özgüven eksikliği aynı zamanda cesaret eksikliği ile de kardeş gibidir.

Özgüvenimizi artırmak konusundaki çalışmaların başlangıcında ben düşünce ve inançları sokratik yöntemle sorgulatıyorum.

Örneğin ilişkiler konusunda çalışıyor isek ve danışan kendisinin bazı özellikleri nedeniyle uzun ve mutlu bir ilişki yaşamayacağına inanıyorsa veya kariyer konusunda çalışırken danışan sadece torpilli olanların yükselebildiğini düşünüyorsa;

Kesin kanıtın var mı?

Bu her zaman için doğru mu?

Ve bunlara benzer sorularla inancını sorgulamaya başlamasını sağlayabiliyorum genellikle.

Özgüven konusundaki çalışmalarıma daha sonra uygun fırsatlar doğduğunda başka sorularla devam ediyorum.

Bir övgü/iltifat yapıldığında neler hissediyorsun (fiziksel özelliklerine ilişkin olan ve olmayan şeklinde ikiye ayırıyorum)?

Büyük sırların var mı, özellikle de ortaya çıkmasından korktuğun, hayatını alt üst edebileceğini düşündüklerin?

Eğer varsa, bunların ortaya çıkması seni niye bu kadar korkutuyor?

Bir şeyi ilk defa yapman gerektiğinde genel olarak nasıl davranıyorsun, cesur musun, temkinli misin, hangi duygu baskın geliyor ?

Cesur adımlar atmana engel olan, seninle ilgili şey nedir?

Yakın arkadaşlarından birisi sana gelse ve belli bir konuda cesaretlendirilmeye ihtiyacı olduğuna kanaat getirsen, özgüven eksikliği olduğunu ifade etse, ona nasıl yardımcı olursun?

Bu sorulara verilen cevaplar bizi çok farklı ve faydalı yerlere götürüyor. Bu kadar çok soruya cevap vermek yerine hap çözümler arayanlar için ise şimdi gelelim bu haftanın kalbini teşkil eden ıssız ada egzersizime.

Çevrenizde olan bir ölçüde tanıdığınız size göre özgüveni çok yüksek olan kişileri listeleyiniz (en az 5 kişi).

Bu kişilerden 3 tanesini seçiniz ve bu insanların öne çıkan özelliklerini (kendileri hakkında neye inandıklarını) sayınız (örneğin güzel, akıllı, yetenekli, her ne ise).

Siz bu özellikleri en son ne zaman deneyimlediniz (örneğin kendinizi güzel hissettiğiniz en son anınız hangisi, akıllı hareket ettiğinizi düşündüğünüz en son olay ne, en son ne zaman hangi olayda becerikli davrandınız?)

Bu 3 kişi ve siz ıssız bir adaya bırakıldınız, bir gün yetecek kadar yiyeceğiniz ve suyunuz var, bir haftayı orada geçirmek zorundasınız, neler olur, o bir haftada neler yaşanır, sizin bunlardaki rolünüz ne olur, oturun biraz düşünün bakalım, hatta en iyisi yazın, bu senaryo size neler söyleyecek.

Birisi başkan seçilecek olsa bu kim olur, siz seçilir misiniz, size oy veren çıkmaz mı, neden? Nasıl bir iş planı olur, siz hangi rolü üstlenirsiniz, diğer insanlar size nasıl davranır, siz onlara nasıl davranırsınız, hangi özellikleriniz işinize yarar, geçmiş tecrübelerinizden hangilerini ada hayatına taşıyabilirsiniz, vb.

Bir hafta sonra bir baktınız ki Ada’daki hayat herkesin tahmin ettiğinden daha fazla hoşuna gitmiş ve kimse dönmek istemiyor, ama sizi kurtarmaya gelenler de en az bir kişiyi götürmek konusunda ısrarcı, “en azından o diğer kişileri neden almadığımız konusunda bir şeyler anlatabilir” diyorlar. Peki bu durumda bir eleme yapsanız aranızda kim elenir, neden? Siz kime oy verirsiniz?

Ve kilit soru: Adada kalmayı başarırsanız bu hangi özellikleriniz sayesinde olacaktır?

Özgüveni zayıf olan insanlar genellikle olumsuza, özellikle de kendilerine dair olumsuzluklara odaklanırlar. Bu nedenle beğendiğiniz özelliklerinizi saymanız, bu konuda bir farkındalık yaratana kadar tekrarlamanız faydalı olacaktır.

Neleri başardığınıza odaklanın, başardığınız minicik şeylerin bile keyfini çıkarmak için mutlaka bir bahane bulun ve küçük de olsa bir kutlama yapın.

Haftaya görüşmek üzere, sevgiler.

8 Şubat 2013 Cuma

İstanbul'a yakın kısa tatil önerisi


Sapanca Güral Otel

Seyahat etmeyi oldum olası severim, seyahat yazısı kaleme alan kişileri de hep gıptayla izlerdim. Şükürler olsun ki bana da nasip oldu böyle bir yazı yazmak.

Çarşamba sabahı 10.45 gibi çıktık yola İstanbul Göztepe’den, 1 saat 15 dakikada Sapanca’da Güral Otel’in kapısındaydık. Bu açıdan bakıldığında gayet güzel, İstanbul’a bu kadar yakın mesafede olup aynı zamanda İstanbul’dan uzaklaşmış hissi veren çok yer yok sanırım. Evet, bu tarifi sevdim, hem yakın hemde uzaklaşmış hissi verecek kadar uzak.

Otel çok kalabalık olmadığı için 12.00 gibi hemen odalarımıza aldılar bizi, eşyaları yerleştirdikten sonra odada fazla oyalanmadan güzel bir türk kahvesi keyfi yaptık.

Biraz odadan bahsedeyim, standart bir odada kaldık, 4 katlı otelin 3. Katında idi odamız. Oldukça geniş odaları, çocuk için ilave yatak yerleştirilmesine rağmen rahat rahat dolaşabiliyorduk odanın içinde yine de. Güzel bir koru manzarası var aynı zamanda. Balkonlar ise fransız balkon tabir edilen ve ancak çiçek yetiştirmek için kullanılabilecek türdendi.

Kahve keyfinden sonra kısa bir yürüyüş ile oteli keşfe çıktık. Otelin dış alanları oldukça geniş, düzenli ve bakımlı. Çok geniş bir korusu ve yürüyüş alanları var. Eğer yürüyüş yapmayı seviyorsanız buraya bayılacaksınız, rotalar işaretlenmiş ve genel olarak kolay rotalar.

Dış alanlarda ayrıca basketbol sahası, mini futbol, mini golf alanları, 2 adet tenis kortu da var. Ben 4 tane de açık havuz saydım.

Bu arada Şubat ayı olmasına rağmen özellikle Perşembe günü 20 dereceyi bulan hava sıcaklığı sayesinde tatilin çoğunu dış mekanlarda geçirdik.

Çocuklar için yeterli sayılabilecek bir çocuk parkı da var.

Çocuk demişken bu otele çocuk alınıyor ve çocuklar için pek çok aktivite düşünülmüş. 3 kişinin görev yaptığı mini klübe Ada’yı 1,5 saat kadar bıraktık akşam yemeğinde ve gayet keyifli zaman geçirdi.

Daha büyük olan çocuklar için ise Play Station ve langırt benzeri oyunları oynayabilecekleri bir atari salonu var.

Çocukların alınmadığı tek yer SPA bölümü. Bu alanda kapalı havuz, sauna, fin hamamı, buhar banyoları, aromatik terapi gibi bir SPA’da bulunan bölümler yer alıyor, biz çoğunu denedik ve memnun kaldık.

Ayrıca iki adet yan yana yarım ay şeklinde kapalı havuz var, buraya çocuklar da girebildiği için biraz curcuna bir ortam var, ama onlarla zaman geçirmek adına çok güzel tabii ki.

Otelin yemeklerinden çok memnun kaldık, yarım pansiyon şeklinde çalışıyor otel. Akşam yemeklerinde minik kaplarda açık büfede sunulan tapaslar muhteşemdi. Sabah kahvaltısı da gayet çeşitli ve lezzetli idi. Yemeğe düşkün birisiyseniz burası yemek açısından sizi kesinlikle tatmin eder.

İki adet alakart restoran var, bir tanesi daha çok hamburger ve pizza tarzı yemekler sunuyor ve otelin -1. Katında.

Diğer alakart restoran ise dışarıda yürüyüş yolunun başlangıcında yer alıyor. Kebap, pide, lahmacun tarzı yiyecekler var daha çok. Biz ikisini de denedik ve memnun kaldık, fiyatlar da ortalama düzeyde, çok ucuz değil ama bu kadar da olmaz dedirtecek kadar pahalı da değil. 4 kişi içki içmeden basit bir öğle yemeğini 100 TL’ye yiyebilirsiniz.

Bu arada fiyat demişken diğer otellerin çoğunda olduğu gibi burada da hap kadar şişe sularının mini barda 3,5 TL fiyat etiketi taşıması beni şaşırtmadı. Bir otel bir gün buna dur diyecek ama dur bakalım hangisiJ

Bizim seyahatimiz çok güzel bir havaya denk geldi, ayrıca hafta arası olması nedeniyle otel tenha sayılırdı, bunlar da mutlaka bir tatili güzelleştiren etkenler.

Yine gider miyim, kesinlikle evet, özellikle de bahar aylarının sonu yazın başı gibi dönemlerde çok güzel olabilir. Kitap okumayı seviyorsanız, kitabınızı alıp çekilebileceğiniz çok güzel yerler var dışarıda. Bir yandan ağaçların hışırtısı, bir yandan kuş sesleri, oldukça dinlendirici olabilir.

Romantik bir tatile de uygun olabilir gibi geldi bana.

Buraya yakın Richmond Otel de var, orasının da çok güzel olduğunu duydum ama gidip görmedim. Richmond’a çocuk alınmadığı için başka bir zaman oraya da bir kaçamak yaparız belkiJ.

Güral Otel’in personeli genellikle eğitimli ve güler yüzlü. Bu açıdan bir sıkıntı yaşamadık.

Geceleri yapacak çok fazla bir şey yok açıkçası. Yemekten sonra bar veya lounge bölümünde bir şeyler içebilirsiniz veya biraz yürüyüş yapabilirsiniz. Bunu yazmak belki komik olacak ama maalesef ülke olarak bu duruma geldik, otelde içki servisi var her alanda.

Fiyatlar iki buçuk kişi yarım pansiyon gecelik 500 TL civarında, ucuz sayılmaz kesinlikle, ama sağladığı ortam ve güzel yemekleri düşünüldüğünde benzer otellerin fiyatları ile aynı düzeyde diyebiliriz. Daha uzun süreli konaklamalarda veya sömester dışında kesinlikle daha iyi fiyat alınabilir.

En çok aklımda kalanları saymam gerekirse; yemeklerin güzelliği, dış mekanların çekiciliği, özellikle de korudaki yürüyüş yolları ve kuş sesleri, SPA ve türk hamamı, odaların genişliği ve güzel koru manzarası, rahat ulaşımı diyebilirim.

Tavsiye ediyorumJ

Pazartesi günü kişisel gelişimle ilgili bir bültende buluşmak üzere hoşçakalın.

4 Şubat 2013 Pazartesi

terzi kendi söküğünü dikemezmiş - 18. hafta bülteni


31 Ocak Perşembe gününü 1 Şubat Cuma gününe bağlayan gece yakın bir dostum ziyarete geldi. Gerçek adını vermeyeceğim, ismi bende saklı kalsın, ama hikayedeki ismi Bilge olsun, zira kendisi benim gözümde bilge bir kişi.

“Durumuna üzülüyorum, seni dostça uyarmaya geldim” dedi hemen konuya girerek. “Seni dinliyorum” diyerek ona izin verdim.

“Seni tanımakta güçlük çekiyorum” dedi, “Hırsınla kendine ve çevrene zarar vermeye başladın” diye devam etti.

Hırslı olduğum konuları düşündüm ve saydım ona.

Kitabımın 2. Baskısı bir an önce yapılsın

Biran önce yeni koçluk müşterileri gelsin, özellikle de hafta içi çalışabilecek olanlar

Gelirim bir an önce artsın ve bankadaki seviyesine gelsin

Blogumun görüntülenme oranları (reytingi) artsın

“Seni uzun yıllardır tanıyorum, bankadaki dönemine yakından tanıklık ettim, özellikle de son 5 yılını çok iyi biliyorum, sen eskiden böyle hırslı değildin, ne oldu” diye sordu.

Bende düşünmeye başladım, eskiden hırslı değildim gerçekten bu kadar, son dönemde bazı konularda hırsım çok artmıştı, neyi kanıtlamaya ihtiyacım var?

Bankada çalışırken hiç hırslı değildim, çünkü yaptığım iş ile ilgili olarak (kitlesel müşteri temini) en iyi olduğumu düşünüyordum.

Şimdi ise en iyi olduğuma inanmıyordum, evet cevap burada bir yerlerde gizli olmalıydı, koçluk ile ilgili olarak yeterince iyi olduğuma inanmıyor olabilir miydim?

“İyi bir koçun özellikleri nedir sence?” diye sordu arkadaşım bana.

Kitap yazar,

Kitabı çok satar,

Çok müşterisi olur,

Bekleme listesi olur,

Web sitesi veya blogu olur,

Yazıları binlerce kişi tarafından takip edilir,

Çok iyi para kazanır

Diye bir çırpıda adeta nefes almadan saydım.

“Sen” dedi “söylediklerine aslında zerre kadar inanmıyorsun, sadece bilinçaltı seviyede kendini senin için önemli gördüğün bazı koçlarla kıyasladığın için bu özelliklere sahip olmayı bir takıntı haline getirmiş durumdasın”.

“Evet” dedim biraz düşündükten sonra, “Anthony Robbins’in özellikleri bunlar.”

“Kendimizi diğer insanlarla kıyaslamak bizi her zaman yanlış patikalara götürür ve bir süre sonra ormanda kayboluruz” dedi bilge dostum. “Kendini sadece kendinle kıyaslamalısın, bu konular özelinde kendini kendinle kıyasladığında neler görüyorsun” diye beni zorladı.

Bende basit bir tablo yaptım hemen yazarak çizerek.

4 ay önce
Şimdi
Kitabım yoktu
İlk baskısı tükenmek üzere olan bir kitabın yazarıyım
orta seviyede para kazanan ama sevmediği bir işi yapan Mert
Yıllarca hayal ettiği şeyi başararak sevdiği işi yapmaya başlayan ve bundan para kazanan Mert
Sadece facebook hesabı ve az sayıda takipçisiyle sosyal medyada haftada bir veya ayda bir özlü sözler paylaşan Mert
Blog yazan, sosyal medya iletişimi gayet iyi olan bir Mert

“Bütün bunlar niye önemli senin için” diye sordu bilge adam.

Hiç düşünmeden “reyting” diye cevap verdim.

“Peki” dedi “reyting niye bu kadar önemli.”

Bu kez de “show business” diye cevap verdim hemen.

Show business neyi çağrıştırıyor sana dedi.

Ölümüne bir rekabet dedim, reyting savaşı, reytingler düşerse kaybedersin.

"Sen" dedi "rekabeti seviyor musun?"

"Aslında sevmiyorum" diye yanıtladım, küçükken basketbol oynardım ve genellikle yedek kalırdım, ik 5e girmek için yaşanan rekabeti sevmezdim. Bu nedenle büyüdükten sonra takım sporlarından soğudum hatta, yürüyüş, koşu, yüzme, bisiklet gibi bireysel sporlar hep daha çok ilgimi çekti.

"Rekabeti sevmiyorsun ama kendini diğer insanlarla kıyaslayarak acımasız bir rekabet ortamının içine atıyorsun, kuralları da öyle bir belirlemişsin ki hem kendini hem de çevreni üzüyorsun" dedi.

"Sana son bir soru soracağım" dedi, "sence, tüm o örnek aldığını iddia ettiğin koçları bir tarafa bırakırsak (onların öyle olmadığını söylemiyorum) iyi bir koçun özellikleri nedir?"

Bambaşka özellikler çıktı ortaya.

Danışanlarından aldığı olumlu geri dönüşler onun en büyük ilham kaynaklarından birisidir. Danışanları ve hayatlarındaki değişiklikler onun için önemlidir.

İyi bir koç kendi yaşamıyla, sözleriyle ve hareketleriyle insanlara örnek olur.

İyi bir koç; samimi, açık, dürüst ve güvenilirdir. Kendisini danışanlarından ve diğer insanlardan daha yukarı bir yere yerleştirmez.

İyi bir koç hayatın içinde olur, hayattan kopuk değildir.

İyi bir koç kendini geliştirmeye önem verir; okur, gözlemler, deneyimler, bunları paylaşır, gelişir ve geliştirir.

Sende bu özelliklerin kaçı var dedi.

Hepsi diye gülerek cevapladım.

Bilgeye teşekkür ettim ve benim bunları yazmam lazım diyerek şu an okumakta olduğunuz diyalogu aklımda kaldığı kadarıyla yazdım.

İyi bir koçun özelliklerini ise ayrıca bir kağıda yazıp vizyon panoma yapıştırdım.

O gece uzun bir aradan sonra ilk defa huzurlu bir uyku uyudum ve uyandığımda zihnimde bir mesaj dans edip duruyordu.

“Geçmişinle barış”.


Haftaya görüşmek üzere, sevgiler.

31 Ocak 2013 Perşembe

Eylemin gücü ve anda kalmanın sırrı - 17,5. hafta bülteni


Merhabalar, perşembe günleri yayınladığım kısa (J) ara bülten ile karşınızdayım. Bültenimizin ismi “Eylemin gücü ve anda kalmanın sırrı”. Bugün sizlere eylemden ve anda kalmaktan bahsetmek istiyorum.

Büyük Usta Eckhart Tolle bu konuda şöyle demiş: Eylemlerinizin temeli şimdiki anla uyum içinde olduğunda, eylemleriniz yaşamın kendi zekasıyla güçlenir.

Benim inancıma göre; bizler Dünya üzerinde fiziksel bir deneyim yaşayan ruhsal varlıklarız; bu nedenle eylem/hareket aslında (özü itibarıyla) yaratımın değil zevk almanın bir unsuru.

Aynı zamanda; içimizde Tanrı’nın bir parçasının bulunduğuna da inanıyorum. Aynı okyanus ve damla ilişkisinde olduğu gibi, damla okyanus değildir ama okyanusun bütün özelliklerini taşır.

Tanrı’nın bir parçası olarak, yaratım için eyleme çok fazla ihtiyacımız yok. OL – YAP – SAHİP OL döngüsünde kast edilen husus bence biraz da budur.

Ama bir yandanda bu bilgilerden o kadar çok uzaklaştık ki; istediklerimizi elde etmenin bir parçası olarak çoğu zaman eylemlerden yararlanıyoruz. Bu içinde yaşadığımız gerçekliğin çoğu zaman yadsınamaz bir parçası haline gelmiş durumda.

Buna ben de çoğu zaman dahilim, biz bir şeyleri fiziksel aktivitelerle yaratmayı da seviyoruz. Örneğin kitaplarımın sergilenmesini ve kaç adet satıldığını görmek için habire kitapçılara gitmem buna güzel bir örnekJ. Aslında çok ama çok anlamsız, yani satış açısından, ben gitmesem muhtemelen daha fazla satılır (direnç/bağımlılık).

 

Fiziksel ve hareket bazlı bir dünyada yaşadığımız ve ruhsal bir varlık olduğumuzu zaman zaman unuttuğumuz için bu bir ölçüde anlaşılabilir bir davranış aslında.

Koçlukta da eylem adımları bu nedenle önemlidir. Seansın genellikle son bölümünde danışandan üzerinde çalışılan konu ile ilgili olarak kısa vadede yapmayı düşündüğü eylem adımlarını belirlemesini isteriz. Bu eylem adımlarını gerçekleştirmek konusundaki motivasyonunu da ölçmeye çalışırız. Eylemde önemli olan husus olabildiğince anda kalmaktır.

Ego’dan daha önce bahsetmiştim, bize fiziksel gerçeklik deneyimi yaşatan bir zihin mekanizması olarak tarif etmiştim. Bunu aldığımız kararlara, oluşturduğumuz inançlara bağlı kalmamız sağlayarak yapar. Değişikliği sevmediği için, bir değişiklik söz konusu olduğunda durumun aynı kalması için bizi korkutmaya çalışır genellikle.

Korku nedir, bir şeyin geçmişte belli bir şekilde olmasından hareketle gelecekte de aynı şekilde gerçekleşebileceği hissi. Ego ve korkular sadece geçmişte ve gelecekte bulunabilir; anda kaldığınızda ise egonun dinlenmekten başka yapabileceği bir şey yoktur aslında. Ve güzel haber, siz sadece egonuz değilsiniz, Tanrı’nın bir parçası, yani ruhani bir varlıksınız. Bunu daha iyi deneyimlemek için anda kaldığınız süreleri artırmalısınız.

Anda olup olmadığınızı anlamanın en güzel yöntemi de nasıl hissettiğinize bakmak. Anda kalmayı seçtiğimizde kendimizi hayatın akışıyla bütünleşmiş hissederiz. Her şey olması gerektiği gibi olmaktadır.

Anda kalmayı en güzel tarif edenlerden birisi de hiç kuşkusuz Einstein olmuştur: “Any man who can drive safely while kissing a pretty girl is simply not giving the kiss the attention it deserves:)”. Benim tercümemle; güvenli bir şekilde araba kullanmaya çalışırken aynı zamanda güzel bir kızı öpen adam, öpücüğe hak ettiği özeni göstermemektedir, yani anda değildirJ.

Bir isteğiniz olduğunda; diğer aşamaları tamamladıktan sonra eylem adımlarınızı da anda kalacak şekilde yani size keyif ve mutluluk verecek şekilde planlarsanız hem daha az eyleme ihtiyacınız olur hem de daha kolay başarırsınız.

Peki bunu nasıl yapabiliriz?

Öncelikle değerlerimizle uyumlu hareket etmeliyiz. Değerler, bizim için önemli olan, özümüzde yer alan, bir yada iki kelime ile ifade ettiğimiz pozitif hislerdir. Örnek vermek gerekirse; huzur, paylaşım, adalet, özgürlük, sevgi, güven, gibi. Değerler aynı zamanda motivasyon kaynağımızdır.

Bir veya iki seanslık bir koçluk çalışması neticesinde sizde değerlerinize ilişkin olarak bir farkındalık kazanabilirsiniz.

Peki burada bir seans yapmadığımıza göre size nasıl yardımcı olabilirim diye düşündüm ve basit birkaç soruyu yöneltmeye ve örnek olması açısından kendim de cevaplamaya karar verdim.

Bu soruya vereceğiniz cevaplar sizin özünüzde yer alan değerlerinizi keşfetmenize yardımcı olacak.

Hemcinslerinizden birisi ile tatile gideceksiniz.

Hangi arkadaşınızın sizinle gelmesini istersiniz? Çocukluk arkadaşlarınızdan birisi mi, iş arkadaşlarınızdan birisi, sosyal medya arkadaşlarınızdan birisi, hiç tanımadığınız bir insan, hangisi? Ve daha da önemlisi neden?

Yanınıza (daha önce okumuş da olabilirsiniz) sadece 3 kitap alabilecek olsanız bunlar hangileri olur, neden?

Yanınıza (daha önce seyretmiş de olabilirsiniz) 3 tane film DVD’si alacak olsanız bu filmler hangileri olur ve neden?

Bende yanıtladım.

İlk sorunun yanıtı diğer arkadaşlarımı küstürebilir ama ne yapayım, dürüst olmalıyımJ. 15 günde bir düzenli olarak buluştuğum bir arkadaş grubum var, 25 yıldır beraberiz, Onların içinden birisi ile gitmek isterim.

Niye?

Benim için beraber yaşanmışlıklar önemli.

Bu niye önemli?

Aidiyet, güven.

3 kitap hangileri?

Evrenden torpilim var / Aykut Oğut; Var Olmanın Gücü / Eckhart Tolle; Ermiş, Sörfçü ve Patron / Robin Sharma

Niye?

Geçmişte veye bugün bir şekilde bir ölçüde örnek aldığım kişilerin kitapları.

Bu niye önemli?

Onlar gibi olmak istiyorum.

Ortak özellikleri ne sence?

Lider olmaları.

Lider olmak niye önemli?

Ben kendi kaderimin efendisiyim.

Bunun senin için anlamı ne?

Kaderci değilim.

Yani?

Özgürüm, özgürlük.

Son olarak 3 film?

Matrix üçlemesi

Niye?

Hiçbir şey göründüğü gibi değildir.

Eee, bunun senin için anlamı ve önemi ne?

Araştırmak ve öğrenmek önemli.

Niye önemli?

Öğrenciyim ben.

Öğrenci olmanın senin için anlamı ne?

Keyif

Benim öne çıkan değerlerim özgürlük, güven, keyif.

Bir eylem planı yaptığımda veya bir eylemi hayata geçirdiğimde bu değerlerimle ne ölçüde örtüşüyorsa o ölçüde motivasyonum yüksek oluyor, anda kalıp deneyimin keyfini çıkarıyor ve eylemi başarı ile gerçekleştiriyorum. Sonunda da isteklerime sahip olmam kolaylaşıyor.

Koçluk seanslarımı ev ve ofis dışında ortamlarda yapmayı tercih ediyorum. Dışarıda olmak bana özgürlük duygusunu yaşatıyor. Diğer yandan; danışanımın özel bir tercihi yoksa genellikle daha önceden gitmiş olduğum, bildiğim yerleri tercih ediyorum, sahildeki Cafe Nero gibi. Güven ve aidiyet değerlerime hitap ediyor. Seansları keyif ve mutluluk duyabileceğim şekilde organize ediyorum, seans süresini ve diğer müşterimle o gün bir sonraki seans ile arasını uzun tutuyorum. Bu sayede sohbet etmeye, hal hatır sormaya da zaman kalıyor, bunu da seviyorumJ. Sonuç; anda kalmam kolaylaşıyor ve seanslarım istediğim şekilde geçiyor.

Değerlerinize uygun eylemler sizin anda kalmanızı kolaylaştıracak ve bu sayede istediklerinize daha kolay ulaşabileceksiniz.

Hepimizin değerlerimize uygun eylemler içinde olacağı ve anda kalacağımız sürelerin uzayacağı güzel günler dilerim.

Sevgiler.

30 Ocak 2013 Çarşamba

mutluluk gazetesi - sürpriz mini bülten


Blogseverler için yarına kadar beklerken sıkılmasınlar diye mini bir bülten hazırladım, keyifli okumalar:).

Zihnimize girmesine izin verdiğimiz bilgileri dikkatlice seçmeliyiz, bu bilgiler hayatımızın içeriği ve kalitesi üzerinde büyük bir etkiye sahiptir.

Çevremizde her gün maruz kaldığımız bilgi bombardımanından zihnimize alacaklarımızı ve tutacaklarımızı odağımız (belirli bir süre verdiğimiz dikkatimiz) ile belirleriz.

Sürekli olumsuz yönde düşünen ve/veya odakları nedeniyle olumsuzluğa dair bilgileri toplayan insanlar büyük bir kısırdöngü içerisine girebilirler.
 
Odakları neyin olmasını istemediklerindedir, enerji o yöne doğru akar ve istemedikleri şeyi güçlendirirler.
 
Bu nedenle olumsuzu olumluya çevirmek ve odağı buraya yöneltmek çok önemlidir.
 
Onu istemiyorsan, ne istiyorsun? Siz gerçekten ne istiyorsunuz?
 
Ben keyifli haberler okumak istediğime karar verdim ve kendime buna uygun bir gazete yaptım. Piyasada böyle bir gazete olsa en azından ben alırdım:).

30.1.2013 tarihli Hürriyet Gazetesi'nden topladığım keyifli haberlerle yaptığım gazeteye burada yer verdim.

Giyilebilen koltuk, Kaybedenler Klübü'nün Dünya listelerinde Trendtopic olması, Şubat ayında Assos'ta yapılacak olan Felsefe Konferansı, George Clooney'in yan masanın hesabını ödemesi, Jüpiter'in sonunda harekete geçmesi, bir adet bilimkurgu haberi, akşam gitmek için iki öneri, bir yere çıkmayayım evde oturayım diyenler için ise TV'de sinema önerisi:).



Gündemi kaçırabilirsiniz, ama bu tip haberler size keyif verecek, iyi okumalar:).

Yarın akşam "eylemin gücü ve anda kalmanın sırrı" isimli bültende görüşmek üzere, sevgiler.

28 Ocak 2013 Pazartesi

bir şeyi isterken nasıl olacağına takılmamak - 17. hafta bülteni


Merhabalar;

Bugün sizlere bir hikaye anlatmak istiyorum, yakın zamanda kendi başımdan geçmiş olan gerçek bir hikaye.

Ben bunu “isteklerimizin nasıl olacağına takılmamak” olarak adlandırdım, siz isterseniz farklı bir sonuca varıp farklı bir isim verebilirsiniz.

Herkesin bu hikayeden kendi adına farklı çıkarımlar yapabileceğini düşünüyorum.

2012 yılının ortalarında bankada çalışmaya devam ederken bir yandan da yıllık izinlerimde koçluk okuluna devam ediyordum. Okulda iken bir gün öğretmenlerimizden Zerrin Hanım bana kişisel gelişim konusunda en çok istediğim şeyin ne olduğunu sordu, bende “ne zaman nasıl olur bilmiyorum ama ileride bir gün mutlaka motivasyon konuşmacısı olmak istiyorum” diye cevapladım.

Zerrin Hanım bunu yapabileceğime inandığını ve ilk konuşmama kendisini de davet etmemi söyledi.

O gün buna ilişkin detaylı bir hayal kurdum, nasıl bir an olacağını düşündüm ve sınıfta anlattım, ne yalan söyleyeyim oldukça ilerki zamanda geçen bir hayaldi, yakın zamanda olabilirliği pek yokmuş gibi geliyordu, ama üzerinde fazla da durmadım açıkçası, sonra da kitabıma, koçluk yapmaya odaklandım ve bu hayalimi tamamen unuttum gitti.

Bu yıl Ocak ayının ilk haftasında aracımın kış lastiklerimi taktırmak için lastik bayiine gittim (evet, geç kaldım, biliyorumJ). 3 yıldır çalıştığım bir yer burası, belli bir ücret karşılığında lastiklerinizi saklayarak değişimini yapıyorlar.

Bayiinin sahibi Osman Amca ile muhabbetimiz iyidir, kendisi çok tatlı dilli, bilgili ve kültürlü bir insan olup sohbetinin tadına doyum olmaz. O günde çaylar söylendi, lastikler değiştirilirken biz de sohbete başladık.

Osman Amca kendi çapında iyi bir yatırımcı olup finansal gelişmeler hakkında konuşmayı çok sever. Bana “banka sektöründe işlerin genel olarak nasıl gittiğini, son ekonomik gelişmeleri nasıl yorumladığımı” sordu.

Bir an aklımdan geçti, Osman Amca’ya bankadan ayrıldığımı söylemesem mi acaba, şimdi kesin üzülür, kararımı eleştirebilir. O an bir seçim anı geldiğini hissettim, dedim ki Osman Amca’ya “ben bankadan 3 ay önce ayrıldım, yazarlık ve koçluk yapmaya başladım”.

Osman Amca beni şaşırtan bir tepki verdi açıkçası hiç beklemediğim, “iyi yapmışsın, aferin” dedi, “peki sen Kemal Beyi tanıyor musun” diye sordu.

Tanımadığımı ifade ettim, “yahu” dedi “nasıl tanımazsın, kendisi uzun yıllardır bu işi yapan çok başarılı bir koçtur.” Biraz da utandım açıkçası.

Hemen yanımda Kemal Beyi aradı cep telefonundan ama ulaşamadı, o beni sonra arar mutlaka diyerek telefonu kapadı.

İşim bitip eve döndüğümde çocuklarla oynamaya başladık, konu aklımdan çıkmıştı sanırım, sonra akşam saatlerinde telefonum çaldı, açtım, arayan Kemal Bey’di. Beni aramasına çok şaşırdım açıkçası, o kim ben kim, bir tarafta sektörün duayenlerinden birisi diğer tarafta yeni yetme bir koç.

“Ortak noktamız çokmuş seninle” diye başladı, evet ikimiz de Beykozluyuz ve ikimiz de gençliğimizde basketbol oynamışızJ. Keyifli bir konuşma oldu ve buluşmaya karar verdik.

Bir hafta sonra Kemal Ağabey ile buluştuk, koçluk ve yazarlık üzerine çok keyifli bir sohbet yaptık. Beni bir hafta sonra yapacağı küçük çaplı bir etkinliğe davet etti.

Aradan bir hafta geçti, Kemal Ağabey ile buluştuk ve beni Müge Hanım ile tanıştırdı. Müge Hanım da diğer konuların yanı sıra grup koçluğuna dair çalışmalar yapan çok hoşsohbet ve tatlı bir hanım. Ona hikayemi olabildiğince detaylı olarak anlattım ve kendisi de büyük bir dikkatle beni dinledi.

Etkinlik çok güzel geçti, elektriklerin kesilmesi bile neşemizi bozmadı.

Ertesi hafta tanımadığım bir hanımefendiden bir mail aldım. Neslihan Hanım, hikayemi Müge Hanımdan dinlediğini ve etkilendiğini, kendisinin bir koçlar derneğinde üye olduğunu ve Şubat veya Mart ayında yapacakları aylık toplantıda benim konuşmacı olarak yer almamı arzu ettiğini ifade etti.

Seve seve katılacağımı belirttim.

Olur olmaz orasını bilemem, olursa harika olur, olmazsa da başka bir fırsat ortaya çıkar. Bu kısmı çok önemli değil.

Şimdi nereden nereye, lastik değiştirirken yaptığımız bir sohbet beni en büyük hayallerimden birisinin ilk basamağına taşıyor.

Ben böyle bir planı 40 yıl düşünsem yapamazdım vallahi, sizi bilmiyorum.

Nasıl olacağına odaklanmaktan ziyade olabileceğine inanın ve fırsatları gözlemleyin.

Göreceksiniz imkansız sandığınız pek çok şey aslında imkansız değildir.

Hayata güvenin ve kendinizi ona teslim edin.

Çocuklar bir şey istediklerinde veya hayal ettiklerinde asla nasılına takılmazlar. Bizlerde bunu hatırlamalıyız, nasıl olacağı büyük ölçüde bizim işimiz değildir ve seçenekleri kısıtlamaktan başka bir işe yaramaz. Tanrı/Evren, teslimatı en doğru şekilde yapacaktır.

Büyüdükçe değişiriz, bizi sınırlandıran inançlarımız, korkularımız artar. Çocuklar gibi nasılına takılmadığınızda ve anda kalmayı seçtiğinizde istediğiniz bir şeyi yaratmak çok daha kolay olacaktır.

Bir isteğimizin olmasının, yani gerçekleşmesinin pek çok farklı yolu olabilir, biz bunlardan sadece bir ya da ikisine odaklanır ve diğer yöntemleri görmezden gelirsek istediğimiz şeye sahip olamayabiliriz veya sahip olma süremiz gereksiz yere uzar.

Genel olarak bir şeyin nasıl olacağına çok takılmayın, bu konuyu biraz da oluruna bırakın, siz sadece olma seçiminizi yapın ve fırsat ortaya çıkınca küçücük bir adım atın yeter.

Peki bunun sınırı nedir, isteğimizin nasıl gerçekleşeceğini hiç mi düşünmeyelim? Bu konuda size verebileceğim tek tavsiye şu, isteğinizin nasıl olacağını düşünürken kendinizi resmin içinde net olarak görebiliyor ve keyifli duygular yaşıyorsanız devam, ne zaman ki resmin içinde kendinizi göremiyorsunuz ve keyif durumunuz kötüye gidiyor, nasıl olacağını kurgulamayı bırakın.

Ben istesem, bütün tanıdıklarımı devreye soksam, bir yıl planlasam bunu ayarlayamayabilirdim.

Kalbinizi titreten, kuvvetli bir isteğiniz olduğunda bunu her gün düşünmek veya dile getirmek zorunda değilsiniz.

Tanrı/Evren siz nasıl adlandırıyorsanız siparişinizi bir seferde alır ve onu sizin için hazırlamaya başlar. Sizin tek yapmanız gereken isteklerinizin gerçekleşeceğine inanarak keyifli bir şekilde beklemekten ibarettir, yani güvenmektir.

Güvenin, kendinize güvenin, Tanrıya güvenin. Güvenin olmadığı yerde her zaman daha fazla direnç ve çaba olacak ve sonuçlar daha zor ve geç gelebilecektir.

Sevgiler.

25 Ocak 2013 Cuma

Benim ve kitabım hakkında bugüne kadar yapılmış olan yayınlar

Dream TV'de katılmış olduğum Genç İz programının bant kaydı 17.12.2012





Sky Turk Kanalında kitabımla ilgili yayımlanan reklam spotu 24.01.2013
http://tvarsivi.com/hayatini-sec-mert-cuhadaroglu-yitik-ulke-yayinlari-24-01-2013-izle-i_2013010732585.html

Radikal Kitap Ekinde Ferhat Uludere'nin yazmış olduğu yazı 14.01.2013
http://kitap.radikal.com.tr/Makale/bir-kitap-hayat-degistirir-mi-351016


Bloomberg Business Week'te Ayşe Kamacı'nın röportajı 09.12.2012
http://hayatinisec.blogspot.com/2012/12/10-hafta-bulteni.html


Kitap vitrini sitesinde Tunca Çaylant'ın röportajı
http://www.kitapvitrini.com/mert-cuhadaroglu-soylesisi-n157.html


TRT'de katıldığım iki radyo programının soundcloud'a yüklenmiş bant kayıtları
https://soundcloud.com/hayatinisec/01-z-01-1

https://soundcloud.com/hayatinisec/trt-fm


Blog yazarı Burçin Titizel'in benimle yapmış olduğu röportaj 25.11.2012
http://hayatinisec.blogspot.com/2012/11/ali-burcin-titizel-ile-yaplan-roportaj.html


Ekşi Sözlükteki yorumlar
http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=hayat%C4%B1n%C4%B1+se%C3%A7%2F%2330818369

Cansu Kargı'nın blogundaki yazı 18.12.2012
http://gulmeyiseven.blogspot.com/2012/12/okuduklarmdan-hayatn-sec.html

Mail adresim

mert.cuhadaroglu@gmail.com