24 Ocak 2013 Perşembe

"aşkı hayatıma nasıl çekerim, mış gibi yapsam olur mu"; 16.5 hafta bülten


Merhabalar; 16.5 hafta bülteni ile karşınızdayım.

Kısa ara bültenimizin konusu “aşkı hayatıma nasıl çekerim, mış gibi yapsam olur mu?”.

İlişkiler üzerinde çalıştığımız danışanlarım var, bir tanesi mevcut ilişkisini daha güzel bir boyuta taşımayı istiyor, diğeri ise güzel bir ilişkiyi hayatına katmak düşüncesinde.

Bugünkü konumuz daha çok ikincisi ile ilgili, yani yalnızız ve hayatımızın aşkını bulmak istiyoruz.

Öncelikle mevcut yalnız halimizi düşünerek bu durumun içinden mutlu olabileceğimiz bir şeyler çıkarmalı ve başlangıç aşamasında bunlara odaklanarak şükür içeren duygularda olmalıyız.

Aksi takdirde; hayatımızın aşkını bulmak bizim için bir bağımlılık haline gelir ve biliyoruz ki bağımlısı olduğumuz istekleri elde etmek her zaman daha zordur.

Bağımlılıklar ve hayallerimizin gerçekleşmesi üzerindeki etkileri için Hayatını Seç isimli kitabımın 4. Bölümünü okumanızı tavsiye ederim. Vazgeçmeyecek ama aynı zamanda özgür bırakabilecek kadar sevin (Can Yücel).

Konuyu bir örnekle biraz açmak istiyorum; tamam, birebir aynı değil ama özü itibarıyla yapmanız gereken tam olarak da bu aslında.

Bu hafta Özge bir koçluk kursuna katılmak için kent dışında idi. Biz özellikle geceleri sohbet etmeyi çok severiz. Kızlar yattıktan sonra biraz müzik açar, bazen çay demler, bazen içkimizi yudumlar ve sohbet ederiz. Bundan ikimiz de büyük keyif alırız. Bu hafta eşim olmadığı için bu deneyimi yaşayamadım, ama yalnızken yapacak ve keyif alabileceğim bir sürü başka güzel şey buldum.

Örneğin Friends dizisinin 5. Sezonunu yeniden seyrettim, bol bol kitap okudum, sık sık annemi ziyaret ettim, vb.

Sizde yalnızsanız ve hayatınızın aşkını bulmak istiyorsanız bence ilk önce mevcut durumunuzdan keyif almaya başlamalısınız bir şekilde. Kişisel gelişimde istekleri elde etmek konusunda esas olan bakış açısı şudur: Hayatım zaten güzel, istediğimi elde edersem çok daha güzel olacak.

Daha sonra bence yapmamız gereken nasıl bir insan ve nasıl bir ilişki istediğimiz üzerinde biraz düşünmek ve mümkünse yazmak.

Değerlerimizi ortaya çıkarmaya çalışacağız.

Nasıl bir insan veya nasıl bir ilişki bizi mutlu, keyifli, huzurlu, tutkulu yapar, sizin için paylaşım ve sevgi mi daha önemli yoksa özgürlük ve tutku mu, hepsi birlikte olsun mu diyorsunuz?

Hayalinizde bir tatil planlamanızı istiyorum hayatınızın aşkı ile yapmayı düşündüğünüz, kısa bir haftasonu kaçamağı bile olabilir, önemli değil, yeterki biraz hayal gücümüz çalışsın.

Nasıl bir ortam, deniz kıyısı mı yoksa kayak tatili mi, nasıl bir otel, butik otel mi yoksa beş yıldızlı bir otel mi, neler yapıyorsunuz genel olarak, aktivitelerle dolu mu geçiyor gününüz yoksa tembel tembel takılıyor musunuz. O tatildeki siz nasıl bir insansınız, bugünle kıyasladığınızda neleri farklı yapıyorsunuz, bunları yapıyor olmak sizin için neden önemli? Hayatının aşkı ile tatilde olan siz kimsiniz? Böyle bir tatilden döndükten sonra nasıl bir insan olacaksınız, kapıcınızla nasıl konuşacaksınız, işyerinde nasıl davranacaksınız, vb.

Bunu bir kere yapmanızı istiyorum sadece, yazarak yaparsanız daha da güzel olur, hatta gitmek istediğiniz belli bir yer varsa oranın resimlerinden harika bir kolaj da yapabilirsiniz.

Farkındalık yarattınız, ne istediğinizi ortaya koydunuz, bu isteğinizin bir yıl içinde gerçekleşme ihtimalini nasıl görüyorsunuz, eğer yüksek görüyorsanız zaten beklemek ve fırsat ortaya çıktığında harekete geçmek yeterli olacaktır.

Eğer ihtimali düşük olarak görüyorsanız olduğunuz kişide yani bu konudaki düşünce ve inançlarınızda bir değişiklik yapmanız kesinlikle yararlı olacaktır.

Bakalım aşk ve ilişkiler hakkında neler düşünüyorsunuz, gerçek aşk yoktur, ben aşık olamam, aşkın ömrü çok kısadır gibi hayalinize hizmet etmeyen inançlarınız varsa bunları değiştirmeniz kesinlikle büyük bir fark yaratır.

Daha önceki bültenlerde bahsetmiştim bu nedenle daha fazla detay vermiyorum bu konuda.

Şimdi gelelim bültenin konu başlığına, mış gibi yaparsam gelir mi?

Bu soru bir seans esnasında gerçekten bana soruldu ve bende aşağıdaki gibi yanıtladım.

Mış gibi yaptığında, yani henüz elde etmeden sanki elindeymişcesine duygular yaratabildiğinde, bunlar seni iyi hissettiriyor ve keyfini artırıyor ise olur.

Danışanımda  bunun diğer konularda belki uygulanabileceğini, ama hayatında birisi yokken birisi varmış gibi davrandığında enerjisinin yükselmek yerine düştüğünü belirtti.

Bu tip durumlarda, yani keyif almadığınızda ve enerjiniz düştüğünde başka bir yol seçmelisiniz. Demek ki bu konuda mış gibi yapmak size bir şey getirmeyecek.

Danışanıma çok basit bir şey sordum, “hayalindeki tatile çıktığında ve oradaki kendine odaklandığında neler hissediyorsun, nasıl duygular içindesin?”.

Kendimi çok özgür hissediyorum, inanılmaz mutluyum ve keyifliyim diye yanıt verdi.

“Peki” dedim, “şu anki hayatında, aşkı ve ilişkiyi bir kenara bırakacak olursak bu duyguların benzerini sana yaşatan neler var?” diye devam ettim.

Haftasonları motorumla dolaştığımda kendimi özgür hissediyorum aslında ama uzun zamandır ara verdim, ayrıca arkadaşlarımla bir şeyler yaptığımda inanılmaz keyif alırım genelde ama bir süredir ihmal ediyorum dedi.

Tamam işte dedim, önemli olan isteğimizin gerçekleştiği andaki frekansımız ne olacaksa henüz gerçekleşmeden o frekansa çıkmak, bunu illa mış gibi yaparak elde etmene gerek yok, sana benzer duygular ve titreşimler yaşatan her ne varsa biraz onlara odaklan ve hayatında onları artır.

Son bir şey daha var bu konuda söylemek istediğim, her olayda değil ama bazen isteklerimiz gerçekleşmediğinde mevcut durumun ayı kalmasından kaynaklanan bir ikincil kazancımız olabiliyor.

Buna da bir bakmanızı öneririm, örneğin bir aşk ilişkisinin kariyerinizde yükselmeye çalıştığınız şu dönemde sizi yavaşlatacağını düşünüyorsanız veya arkadaşlarınızla aranızı bozacağına inanıyorsanız öncelikle bu düşünce ve inançlarınız üzerinde çalışmanız da faydalı olacaktır.

Evet, bu haftalık da bu kadar. Pazartesi günü "nasıl olacağına takılmayın" konu başlığı ile karşınızda olmayı umuyorum. Şimdilik sevgi ile kalın.

21 Ocak 2013 Pazartesi

16. hafta bülteni - mutlu değilseniz başarılı da sayılmazsınız


Mutlu ve huzurlu olmadığınız sürece başarılı da sayılmazsınız. Bu aralar benimsediğim, içimde yaşattığım bir söz.

Kurumsal işimden ayrılıp yazarlık ve koçluk yapmaya başladığımdan beri en sık muhatap kaldığım soru “Sana inanamıyorum, nasıl oldu da hayalinin peşinden gidecek cesareti buldun, şimdi daha mutlu musun?”. Tercümesi hayatımı nasıl seçtim ve seçtimde ne oldu?

İşten ayrılalı 3,5 ay, kitabım piyasaya çıkalı 2,5 ay olmuş, bir ara dönem bilanço çıkarmanın zamanı gelmiş bana göre. Ne kadar mutlu ve huzurluyum, ne kadar başarılıyım? İşin içine biraz kişisel gelişim ve koçlukta kattım ister istemez, ortaya karışık bir bülten çıktı, bakalım beğenecek misiniz?

Evet, çok mutluyum ve çok daha huzurluyum kendimi eski halimle kıyasladığımda. Yapmak istediklerimin hepsini henüz gerçekleştirmedim, bazı şeyler benim istediğim süratle ilerlemiyor, ama biraz sabır gösterip elimdekilere ve yaptıklarıma odaklandığımda kendimi başarılı görüyorum ve yeni fırsatlar çıkarıyor hayat karşıma.

“Hayatımı nasıl seçtim” sorusunun benim için cevabı aslında çok basit, “gelecekte nasıl bir yaşam sürmek istiyorum?” sorusunu yönelttim kendime ve cevabını bulmak için kendime zaman tanıdım, insanların hayatlarına dokunarak yaşamak istediğimi keşfettim önce, sonra da bunu iyi yapabileceğimi düşündüğüm ve aynı zamanda keyif aldığım yazarlık ve koçlukla birleştirdim. İyi yaptığınızı düşündüğünüz şeyler ile yaparken keyif aldığınız şeylerin kesişim kümesinden inanılmaz hazineler çıkartabilirsiniz, bir düşünün derim.

Hala kendime sorular sormaya devam ediyorum, çünkü biliyorum ki cevap var olmasa soru da olamaz, soru olduğuna göre cevap da vardır.

Geçenlerde bir konferansa katılana kadar yaptığımın koçluk açısından teknik açıklamasını bilmiyordum. Orada öğrendim ki; güven aralığını sıfırlayıp kendimi hayata teslim etmişim. İyi ki de öyle yapmışımJ.

Merak etmeyin ne olduğunu anlatacağım, belki sizin de peşinden gitmek için biraz daha cesaretlendirilmeye ihtiyaç duyduğunuz bir hayaliniz vardır.

Dr. Brene Brown bu konuda demiş ki: Güven aralığını sıfırlamak; kırılgan, savunmasız olmaya cesaret edebilmek, herkesle bir bağlantı halinde olduğumuza ve yalnız olmadığımıza güvenmektir.

Radikal Kitap ekinde kitabım hakkında bir yazı hazırlamış olan Ferhat Uludere’nin benimle ilgili tespitleri de büyük paralellik arz ediyor (http://kitap.radikal.com.tr/Makale/bir-kitap-hayat-degistirir-mi-351016).

Neyse biz konumuza dönelim. Utanç duyma korkusu, hayatımızı seçme konusunda bize lazım olan cesaret ve güvenin önündeki en büyük bariyerimizdir, aynı zamanda hata yapma özgürlüğümüzü de ortadan kaldırır.

Güven aralığını sıfırlamak demek; mükemmelliyetçi olmayı bırakıp olana güvenmektir, kesin ve emin olma durumunu terk ederek karşılaştırmalardan vazgeçmektir.

Çözüm ise bence; utanma duygusunu oluşturan beklenti ve endişeler konusunda bir farkındalık yaratarak, yaşayacağımızı düşündüğümüz şeyleri kendimizle konuşmakta ve/veya yazmakta bulunabilir.

Yeni hayatıma geçmeden ve cesaretle bir adım atmadan önce bu egzersizi ben gerçekten defalarca yaptım, detaylar için “Hayatını Seç” isimli kitabımın 126. ve 130. Sayfaları arasındaki bölümü okumanızı öneririm.

Bir anlamda güvenliği daha az olan yeni hayatımda, en çok sevdiğim şeylerden bir tanesi güne ailemle beraber kahvaltı yaparak başlamak sanırım. Genelde menüyü küçük kızım Ada’nın zevkine göre dizayn ediyoruz; peynirli minik krepler ve portakal suyuJ.

Bankadan kazandığım paranın yarısını ancak kazanıyorum henüz, ama güne bu şekilde başlamak da kesinlikle çok güzel.

Eski hayatımda olup şu anki hayatımda olmadıkları için sıklıkla şükrettiğim 3 şey var; işe gidip gelmek için günde 3 saatimi trafikte harcamak, sabahın köründe uyanıp traş olup takım elbise giymek ve mesai saatlerine bağlı olmak. Zamanı kendimin yönettiği yeni hayatımı çok ama çok seviyorum.

 

En önemlisi çok daha huzurlu, mutlu, keyifli ve sağlıklıyım, mücadele etmekten (direnç göstermekten) uzlaşı ortamına, kaostan anlayış ortamına geçtim; dengemi buldum, e daha ne olsunJ. Kısacası kendimi önce mutlu ve huzurlu, sonra da başarılı hissediyorum.

Bir şey değiştiğinde bazen her şey değişir ya bana da öyle oldu sanırım, işimi değiştirdim, hayatım değişti. Bu nedenle her şeyi değiştirmek istiyorsanız bir şeyi değiştirmekle başlayabilirsiniz.

Koçluk seanslarına başlarken danışanlarıma sorarım, “hayatının hangi alanında yapacağın bir değişiklik ve kendini bu konuda biraz daha iyi hissetmen, diğer bütün alanları da olumlu etkileme kapasitesine sahip?” Sizde bu sorunun cevabı üzerinde düşünüp bir yerlerden başlayabilirsiniz.

Ne demiştik, eskisi gibi para kazanmıyorum henüz, geçenlerde bir danışanımla sohbet ediyorduk, sanatla ilgilenmek istediğini ve yetenekli olduğunu, diğer yandan kurumsal hayatta kazandığı para ile sağladığı lükslere bağımlı olduğundan bahsediyordu.

Ben öyle değilmişim demekki, eskisi kadar sık dışarı çıkmıyoruz, biraz tasarruf yapıyoruz, bu dönem daha çok evde zaman geçirdiğimiz bir dönem ama onunda keyifli yanları çok fazla açıkçası. Çocuklarla beraber daha çok oyun oynuyoruz, evde yemek hazırlıyoruz hep beraber, akşamları da çocuklar yattıktan sonra DVD geceleri yapıyoruz.

Birisi bana ayda 20bin TL kazanabileceğim bir iş teklif etse bile tekrar kurumsal hayata döneceğimi sanmıyorum, onlarsız yapabileceğim şeyleri yapmak adına bir kez daha aynı hataya düşmeyeceğim.

Bu arada; bugün yeni bir iş teklifi aldım, henüz hiçbir şey belli değil ve detayları paylaşmam uygun olmaz. Freelance danışmanlık ve eğitmenlik yapabilirim bir proje kapsamında. Kesinleşirse sizlerle de paylaşacağım elbette.

Diğer yandan; sosyal hayat anlamında insan aynı şeyleri yaptığı zaman aldığı keyif zaman içinde azalıyor tabii ki; üçüncü dilim çikolatalı kekin ilk dilime göre daha az lezzetli gelmesi gibi. Yapılan aktiviteleri çeşitlendirmek faydalı olabilir. Henüz yapmadığım ama yapmak istediğim o kadar çok şey var ki hala, sıkılacağımı hiç sanmıyorum. Bahar ve yaz ayları bu anlamda bana göre daha zevkli seçenekler sunuyor olacaklar.

Yeni hayatımda çok güzel olan bazı şeyler benim seçtiğim mesleklerle de bir ölçüde ilgili tabii ki. Mesela okur mesajları alıyorum, hiç tanımadığım bazen başka kentlerde yaşayan insanlar bana mesaj atıp kitabımı çok beğendiklerini ve yeni kitaplarımı beklediklerini söylüyorlar. Geçenlerde bir arkadaşım aradı, trende yolculuk ederken bir başkasının dikkatle benim kitabımı okuduğunu görmüş. Bu nasıl bir mutluluk ve keyif, gerçekten kelimelerle anlatamam.

Seanslarım bittiğinde de çoğu zaman aynı duyguyu yaşıyorum, danışanlarımın güzel sözleri, onlardaki ilerlemeyi izlemek çok zevkli.

Bir de kendi çapımda “celebrity” hayatım var. TV ve radyo programları, röportajlar, vs. Onları da çok seviyorum ama onlar işin süsü, esas olan işin kendisi elbette.

Uzun zamandır görmediğim bir türlü görüşmeye fırsat bulamadığım insanlarla yeniden görüşmeye başlamak, bir bağ kurmak inanılmaz keyifli.

Tabii ki eski iş arkadaşlarımı özlüyor ve sık sık ziyaret ediyorum, en son çalıştığım yerde 5 yıl geçirip oradaki arkadaşlarımın bir bölümü ile kardeş gibi olmuştum.

Bu süreçte çok güzel yeni arkadaşlıklar ve hatta dostluklarda edindim. Ailem ve yakın arkadaşlarımın desteğini zaten gördüm, ama beni hayal kırıklığına uğratanlar da oldu.

İşten ayrıldıktan sonra senin kitabını şöyle alırım, böyle tanıtırım, sana şöyle yardım ederim diyen insanların bir kısmı son 2 ayda ortadan kaybolduJ. İyi de oldu. Çünkü Tanrı/Evren siz ne isim veriyorsanız, karşıma o kadar güzel insanlar ve onların iyiliklerini çıkardı ki her şey bir şekilde dengelendi ve istediğim gibi oldu.

Yanlış anladıklarım, kırdığım insanlar da oldu. Yardım alma ihtiyacını ifade edemediğimizde ters tepkiler verebiliyoruz bazen hepimiz.

Hayatımda hiç “kötü” şeyler olmuyor mu? Oluyor elbette, sizlerin hayatında ne kadar oluyorsa bende de o kadar oluyor. Ama ben hayatımda olan güzelliklere odaklanmayı, dikkatimi onlara vermeyi seçiyorum, küçük bir ayrıntı gibi gelebilir ama büyük bir fark yaratabilir bu bakış açısı hayatınızda. Bu nedenle size de tavsiye ederim.

Doğanın hareketlerine baktığınızda bir döngü vardır, sadece mevsimlerin birbirini takip etmesi değil, rüzgar çıkar, delicesine eser ve sonra bir anda sanki hiçbir şey olmamışcasına durur. Yağmur yağar bardaktan boşanırcasına ama sonsuza dek sürmez, bir anda güneş yüzünü gösterir bulutların arasından, hatta şanslıysak gökkuşağı da görürüz. Hayat da böyledir, düz bir çizgide ilerlemez, doğal bir akışta kesintiler ve hatta bazen gerilemeler de olabilir.

Ben hala bir öğrenciyim, her şeye bir hediye gözüyle bakmayı öğreniyorum, her gün yeni bir şeyler öğrenip insanlarla paylaşıyorum ve bundan büyük keyif alıyorum.

Sonuç olarak toparlamak gerekirse, eski benle kıyaslandığında çok daha mutlu ve huzurluyum ve sırf bu yüzden başarılıyım aslında. Bu ara dönemin sonunda kararım değişmedi; yine olsa yine giderim, yine olsa yine yaparım ve yüreğini titreten bir isteği/hayali olan herkese de kalbinin sesini dinlemesini ve peşinden gitmesini tavsiye ederim.

“İnsan sıkı tutmalı yüreğini, çünkü gitmesine izin verirse çok geçmeden aklı da gider peşinden.” demiş Nietzsche.

Sevgiler.

Not: Perşembe akşamı yayınlanacak olan kısa ara bültenin konusu (son anda bir değişiklik olmazsa) “aşkı hayatıma nasıl çekerim, mış gibi yaparsam olur mu?”.

17 Ocak 2013 Perşembe

15,5. hafta bülteni, ilişkiler üzerine kısaca


İlişkiler üzerine kısaca…

Eşimle/sevgilimle/kayınvalidemle/patronumla geçinemiyorum.

Çok tanıdık hikayeler, zaman zaman hepimizin parçası olmayı seçtiğimiz hikayeler.

Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim, karşımızdaki insanı değiştirme gücümüz yok, varsa da ben bilmiyorum ama rol model olabiliriz o ayrı tabi.

Geçen hafta bir danışanımla benzer bir konu üzerinde çalışıyorduk, patronumla geçinemiyorum diye başladı anlatmaya, onu durdurmasam 1 saat nasıl geçinemediklerini ve karşı tarafın ne kadar haksız olduğunu anlatabilirdiJ.

Dedim ki bana nasıl bir ilişki istediğini söyle.

Önce sustu, sonra biraz düşündü ve anlatmaya başladı.

Beni anlasın, beni desteklesin, zayıf yönlerimi yüzüme vurmasın, bana iyi davransın, sabırlı olsun, yüzü gülsün, vb.

Bu istediğin ilişkide sen nasıl birisi olacaksın diye sorduğumda neredeyse birebir aynı özellikleri saydı.

“Ona iyi davranırım, sabırlı olurum, yüzüm güler” dedi.

Peki dedim patronuna iyi davranmak, sabırlı olmak ve yüzünün gülmesi için neyi yapmaya ihtiyacın var?

Hiç düşünmeden, “evliliğimdeki sorunları düzeltmem lazım” dedi.

Ona iyi davranırsan, sabırlı olursan, yüzün gülerse harika bir ilk adım olur dedim.

“Evet, ama bunu nasıl yapacağım bilmiyorum” dedi.

“Ne olursa mutlu olursun?” dedim.

“Kendimle barışık olsam harika olurdu” diye yanıt verdi.

“Bunun etkisi ne olacak” diye sorduğumda ise,

“Kendimle barışık olursam o zaman eşimle veya patronumla sanırım sorun yaşamam veya bu ölçüde etkilenmem” dedi.
 

Bütün ilişkilerimiz, eşimizle, çocuğumuzla, patronumuzla olanlar aslında kendimizle olan ilişkimizin yansımasından ibarettir. Geriye dönüp baktığınızda yürütemediğinizi düşündüğünüz, bugün olsa çok farklı olsa dediğiniz ilişkiler vardır, tek fark sizin kendinizdeki değişimdir.

Bu yüzden biz koçlukta kişinin kendisi üzerinde çalışırız, çünkü biliriz ki kişinin kendisi değiştiğinde ilişkileri de değişir, ve ilişkiler her şeydir, yani ilişkileriniz değiştiğinde hayatınız değişir.

Pazartesi günkü bültene kadar sevgi ile kalın.
 

Not: Radikal Kitap Ekinde kitabım ile ilgili olarak yayımlanan yazının linkini aşağıya kopyaladım. Arzu edenler okuyabilir.
http://kitap.radikal.com.tr/Makale/bir-kitap-hayat-degistirir-mi-351016

14 Ocak 2013 Pazartesi

15. hafta bulteni / gerçek bir koçluk örneği + korkularla birlikte ilerlemek nasıl mümkün olur


Merhabalar, 15. Hafta bülteni ile karşınızdayım. Bu hafta değişime yönelik korkulardan ve korku ile birlikte ilerlemekten bahsedeceğim.

Önce çok kısa bir özet. 12. Hafta bülteni ile başlayan yolculuğumuzda yeni yıl istek listemizi oluşturduk, daha sonra isteklerimizin bir yıl içerisinde bize göre gerçekleşme ihtimallerini belirledik, gerçekleşme ihtimalini düşük olarak gördüğümüz isteklerimize ilişkin olarak olduğumuz kişide bir değişiklik yapmanın yararlı olabileceğini fark ettik ve olduğumuz kişiyi değiştirmek dediğimizde daha çok düşünce, inanç ve kararların değişimini kast ettiğimizi öğrendik. Geçen hafta düşünce, karar ve inançların nasıl değiştirilebileceği konusu üzerinde durmuştuk, bu hafta ise hem düşünce, karar ve inançların değişmesine bir örnek özelinde yaklaşacağız hem de korkuları ve genel olarak onlarla nasıl baş edebileceğimizi konuşacağız.

Almış olduğumuz bir kararı değiştirerek olduğumuz kişiyi nasıl değiştirebileceğimize dair seanslarımdan birisinde yaşanmış gerçek bir örnek üzerinden gidelim. Belki burada kullanılan teknik ve konu sizin için de bazı konularda faydalı olabilir.

Konu: işyerinde farklı bir göreve yükselmek istemek

Koç: Ne olmasını istiyorsun, hayalin ne?

Danışan: Hayal gücümü ve yaratıcılığımı kullanabileceğim, stratejik planlama yapabileceğim, ekip çalışması yapacağımız bana uygun olduğunu düşündüğüm bir pozisyon var, o pozisyonu istiyorum. Ama olmayacak bence.

K: Sence olmazsa niye olmayacak?

D: Diğer adayı tercih edeceklerini düşünüyorum.

K: Sence niye diğer adayı tercih edecekler, ilk aklına gelenler neler?

D: Ben yeterince pratik değilim.

Bazen inancımı yitiriyorum, devamını getiremiyorum.

Kendi reklamımı yapmakta zorlanıyorum.

K: Bunlardan bir tanesini değiştirebilecek olsan hangisini değiştirmek isterdin?

D: Pratik olabilmeyi isterdim.

K: İş hayatında pratik olmak dediğin zaman tam olarak neyi kast ediyorsun, biraz açabilir misin?

D: Hızlı karar vermek, aldığım kararları hızlıca uygulamak.

K: Hayatının diğer alanlarını düşündüğünde hangi alanlarda sence pratik davranıyorsun?

D: Özel hayatımda oldukça pratiğimdir aslında, söz konusu özel yaşamım olunca hızlıca karar alıp uygulayabiliyorum.

K: Bana bir örnek anlatabilir misin, özel hayatına ilişkin, “pratik” hareket ettiğin.

D: İlk aklıma gelen, ev konusu var, kısa bir süre önce hayalimizdeki evi satın aldık. Önce ne istediğimi ortaya koydum, sonra fırsat ortaya çıkınca hızlı bir şekilde harekete geçip düşüncemi uyguladım.

K: Özel hayatında pratik olduğunu ama iş hayatında zaman zaman bunu istediğin ölçüde sergileyemediğini ifade ettin, iş hayatını ve özel hayatını kıyasladığında bir alanda kullanıp diğer bir alanda yapmadığın/yapamadığın başka neler var?

D: İş hayatında çok iyi bir strateji uzmanıyım ama özel hayatımda bu konuda çuvalladığım durumlar oluyor açıkçası.

K: Sence bir alanda kullandığın bir özelliği diğer bir alanda kullanmıyor olmanın nedenleri ne olabilir?

D: Hiç düşünmedim, yani iş iştir sonuçta ve orada kalır, özel hayat ise bambaşka bir konu, ben ikisini kesin çizgilerle ayırıyorum.

K: Bunu nasıl yapıyorsun?

D: Cuma akşamı işten çıkarken blackberry cihazımı kapatır ve pazartesi sabahına kadar işle hiç ilgilenmem. Benzer şekilde işte iken özel hayatıma dair düşüncelerin zihnimi işgal etmesine izin vermemeye çalışırım.

K: Bundan mutlu musun, her şey mümkün olsa nasıl bir kurgu yaratırdın?

D: Aslında yapmak istediğim şey şu. İşteyken kısa sürelerle bile olsa özel hayata dair bir şeyler yapmak istiyorum, örneğin karımla uzun uzun telefonda konuşmak veya öğle tatilinde yemekten arta kalan zamanda güzel bir filmin bir bölümünü izlemek isterdim. Benzer şekilde evdeyken de bazen bir şey aklıma takıldığında veya verimli olabileceğini düşündüğüm bir fikir aklıma geldiğinde oturup birkaç saat bununla ilgili çalışmak isterdim.

K: Bunu yaparsan sence ne olur?

…İşteki ve evdeki kimliklerim karışır.

K: Kimliklerin karışırsa ne olur?

D: İşteki özelliklerimi evde, evdeki özelliklerimi işte kullanabilirim.

K: Bunu yapmanın ne gibi faydaları olabilir?

D: Evde stratejik, işte pratik davranabilirim sanırımJ

K: İşte pratik davranırsan ne olur?

D: O pozisyonu alma şansım artar.

Danışanımın fark etmeden yaptığı şey şuydu. İşten çıktığı zaman beynine bir komut verip orada kullandığı özelliklerini kapatıyordu, bir binanın ışıklarının belirli bir bölümünü kapatmak gibi düşünün. Evden çıkıp işe giderken de tam tersini yapıp verdiği bir komutla evdeki özelliklerinin bir bölümünü kapatıyordu.

Sizin de hayatta çok kesin çizgilerle ayırdığınız konular varsa ve bir alanda kullandığınız bir özelliğinizi bir başka alanda ihtiyaç duymanıza rağmen kullanamıyor iseniz lütfen bu konu üzerinde biraz düşünün. Belki de biraz esnekliğe ihtiyacınız var, keskin çizgilerinizi biraz yumuşatın, bu konuda küçük bir adım atın bakalım neler olacak?

Esnekliğin gücünden faydalanın. Hangi özelliklere sahip olursanız isteğiniz gerçekleşir? Bu özelliklerinizi sıralayın ve bakın bakalım hayatınızın hangi alanlarında ne zaman bu özellikleri kullanıyorsunuz veya geçmişte kullanmışsınız. Bu özelliklerinizi alıp bugüne taşıyın ve değişiklik yapmak istediğiniz konuda kullanın.

Şimdi gelelim korku konusuna. Fobileri bir tarafa bırakırsak; korku, endişe, kaygı gibi duygular kendilerini daha çok değişim dönemlerinde gösterirler. Bilinmeyen hepimizi belli ölçülerde korkutur. İlk yapmamız gereken korkmanın son derece normal olduğunu kabul etmek. Çünkü korku dediğimizde aslında duygusal beynimizin işleyiş şeklinden bahsediyoruz.

Duygusal beynimiz ve onun bir fonksiyonu olan ego, bizim güvenliğimiz için her şeyin aynı kalmasından yanadır. Duygusal beynimizin olaylara yaklaşımı şu şekildedir: Tanıdıksa iyidir, tanıdık değilse engellenmelidir.

Değişim dediğimizde adı üstünde tanıdık olmayan farklı bir şey yapmaktan bahsediyoruz, bir değişim söz konusu olduğunda duygusal beynimiz ilk tepki olarak bizi endişe, kaygı, korku gibi hislerle engellemeye çalışır. Bunu bizim güvenliğimiz için yapar.

Bunu bilmek bize ne kazandırır, her şeyden önce korkmanın doğal olduğunu, bir değişim söz konusu olduğunda herkesin farklı ölçülerde korkabileceğini anlarız.

Peki, daha sonra neler yapılabilir.

Öncelikle odak değiştirmek; yapabiliyorsak anda kalıp sadece yaptığımız şeyi düşünmek veya bunu yapamıyor isek bizi korkutan her ne ise bundan farklı bir şeyler düşünmek tavsiye edilebilir. Ben zihnimi boşaltmak istediğimde bir duvara tenis topu atıp tutuyorum, bu işe yaramazsa tatil hayalleri kuruyorum, sevdiğim ve gitmek istediğim otellerin internet sitelerini açıp özellikle müzik eşliğinde bir süre bunları izliyorum ve odağımı değiştirmeyi çoğu zaman başarıyorum.

Bunu başaramıyor iseniz yani zihniniz değiştirmek istediğiniz konuda takılı kaldı ise bu durumda yapabileceğiniz ikinci şey ise; korktuğunun başına gelme ihtimali olduğunu kabul etmek. Senaryoyu en sonuna kadar oynatın bakalım, bu tekniği iyice rahatlayana kadar bir veya iki defa uygulayabilirsiniz.

Bir diğer yöntem ise değişiklik yapmak istediğiniz konuda küçük adımlarla ilerlemektir. Sabırsız davranıp çok büyük bir adım atmak istediğinizde karşılaşacağınız korku daha büyük olacaktır.

Duygusal beynimizi kandırmak için vizyonlamayı da kullanabilirsiniz.

Beynimiz gerçekten yaşanan ile zihinde yaratılan kuvvetli bir hayalin farkını anlayamaz ve nöron bağlantısı kurar, yani kayıt yapar. Çok güçlü bir şekilde 5 duyunuzu içeren resimde kendinizi net olarak gördüğünüz hayaller yarattığınızda nöron bağlantısı kurulur ve saklanır. Daha sonra bunu fiziken yapmak istediğinizde duygusal beyniniz kendi kendine sorar, tanıdık mı değil mi? Tercümesi, nöron bağlantısı var mı yok mu veya kayıtlarda var mı yok mu? Kayıtları ayrıştıramadığı için de hayalinizle oluşturduğunuz bağlantı nedeniyle tanıdık kabul edip sizi korku ile doldurmaz.

Yapmak istediğiniz değişiklik her ne ise, bunu detaylı bir şekilde gözünüzde canlandırın. Her günün 5 dakikasını en azından 3-4 haftalık bir süre boyunca buna ayırın. Daha sonra değişikliği gerçekten yaptığınızda ne kadar kolay olabileceğine siz de şaşıracaksınız.

Bu haftalık bu kadar, önümüzdeki hafta görüşmek üzere, sevgi ile kalın.
 

10 Ocak 2013 Perşembe

14,5. hafta bülteni - ana baba koçluğu ve cesaret

Mezun olduğum Erickson Koçluk Okulunda aylık olarak düzenli toplantılar yapılır, bu ayki toplantının gündeminde Ekim 2012’de Londra’da yapılmış olan Uluslar arası Koçluk Federasyonu Yıllık Toplantısına ilişkin izlenimlerin paylaşılması vardı.

Yapılan sunumların tamamı çok güzel ve etkileyici idi. Ben bu sunumlardan özellikle 2 tanesinin içeriğini sizinle paylaşmak istiyorum.

Bir tanesi ana baba koçluğu ile ilgili ve sonrasında iş hayatına bağlayacağım. Diğeri ise nasıl daha cesaretli olabiliriz konusunu işleyecek ve kendi deneyimimden bildiğim bir konu aslında.

ANA BABA KOÇLUĞU / DIANE STERLING (Aktarımcı : Pelin Asmaz Adalı)

Yaklaşım: Çocuklara ve gençlere en iyi yardım ebeveynden gelir. Bu nedenle ebeveynlere koçluk yaklaşımı kazandırmak önemlidir. Ebeveyn, kendisini çocukları konusunda yetersiz hissederse suçluluk ve utanç duyar.


Çocuklar/Gençler yardım alma ihtiyacını ifade edemediklerinde ters tepki verebilirler.

Onlara şu soruları sorabilirsiniz:

Sana nasıl davranılmasını istersin?
Gelecekte nasıl bir yaşam sürmek istiyorsun?

Çocukların/Gençlerin ortak şikayetleri:

Takdir edildiğimi hissetmiyorum.
Desteklendiğimi hissetmiyorum.
Duyulduğumu / dinlendiğimi hissetmiyorum.
Ebeveynlerimin ilgisini hissetmiyorum.

Ne Yapabiliriz?

Saygı duymak, dinlemek, anlamak, takdir etmek, desteklemek, sorumluluk almasını sağlamak ve belli sınırlar içinde bağımsızlık hissini yaşatmak önemlidir.

Ne yaptıklarından dolayı değil kim olduklarından dolayı gençlere saygı duyun.

“Bu yaptığından dolayı seninle gurur duyuyorum” yerine “bu yaptığından dolayı sana saygı duyuyorum” diyebilirsiniz, bu onunla ilgili bir şeydir (kimlik boyutu), ilki ise daha çok bizden övgü almak adına yapacağı davranışlara dönüşebilir.

Hepimizin içinde büyümeyen bir çocuk olduğuna göre aynı şeyleri hissediyor olabilir miyiz?

Saygı duyulmak, dinlenmek, anlaşılmak, takdir edilmek, yeni şeyler denediğimizde desteklenmek isteriz.

İşyerlerinde bu durum çok sık karşımıza çıkar. Özellikle astlarımızla olan ilişkilerimizde bu konulara dikkat etmek daha iyi bir yönetici olmamızı sağlar.

KIRILGANLIK – SAVUNMASIZLIK – KORUNMASIZLIK
VE CESARET

GÜVENLİK ARALIĞINI SIFIRLAMAK

Dr. Brene Brown (Aktarımcı Dr. Zerrin Başer)

“Kırılgan, savunmasız olmaya cesaret edebilmek herkesle bir bağlantı halinde olduğumuza ve yalnız olmadığımıza güvenmektir.” Dr. Brene Brown

Utanç duyma korkusu, cesaret ve güvenin önündeki en büyük engeldir. İnsanın sadece kendisine odaklanmasına neden olur. Hata yapma özgürlüğünü ortadan kaldırır.

Güvenlik aralığını sıfırlayarak cesaretinizi güçlendirebilirsiniz.

Bunun için,

Mükemmelliyetçi olmayın,
Olana, yaşanana güvenin,
Kesin ve emin olma ihtiyacını terk edin,
Yaratıcılığınızı besleyecek aktivitelerde bulunun,
Karşılaştırma yapmayı terk edin.

Kendinize şu soruyu sorun lütfen:

Utanma duygusunu oluşturan beklentilerim/endişelerim neler?

Ne yaşadıysanız veya ne yaşamaktan korkuyorsanız bunu güvendiğiniz birisiyle paylaşın, veya kendinizle bu konu hakkında konuşun veya bu konu hakkında yazın.

Bundan 3 ay öncesine kadar plaza ortamında çalışan bir bankacıydım. 15 yıllık bir denetim ve finans tecrübem vardı. 4 yıldır ilgilendiğim kişisel gelişim ve koçluk konularını mesleğim haline getirmeye karar vererek kurumsal iş hayatının dışına çıkmayı seçtim. Peki, pek çok insanın düşündüğü ama çok az insanın gerçekleştirdiği bu cesaret dolu adımı nasıl atmıştım.

Bu akşamki toplantıya katıldıktan sonra anladım ki, güvenlik aralığını sıfırlamayı seçmişim.

Beni bekleyen “kesin ve emin” hayatı terk edip kendimi yaşamın kollarına atmışım.

Pişman değilim ve herkese tavsiye ederim.

Unutmayın; yaşam bir hediyedir, her gün yeni bir şeyler öğrenip birileriyle paylaşmaya gayret edin, geçmiş güzeldir, geçmiş güzelse anda kalmak kolaylaşır.

Sevgiler.

7 Ocak 2013 Pazartesi

14. hafta bülteni, kendimizi nasıl değiştireceğiz


12. hafta bülteninde yeni yıl istek listemizi hazırladık ve bir yıl içinde gerçekleşme ihtimalinin bize göre yüzde kaç olduğunu her isteğimiz için ayrı ayrı belirledik (henüz yapmadıysanız 12. Hafta bültenini okuyup liste yapmak için hala zaman var benceJ)

Her insanın ihtimaller hakkındaki fikri farklı olabilir, buna saygı duyuyorum. Kimisi Mustafa Denizli gibi %51 ihtimalin yüksek bir ihtimal olduğunu düşünür, kimisi ise %90 gerçekleşme ihtimalinde bile daha çok isteğinin gerçekleşmeyeceğine odaklanır.

Ben kendi deneyimimim neticesinde %90 ve üzerindeki ihtimalleri gerçekleşme ihtimali çok yüksek olarak kabul ediyorum. Anlatımı da buna göre yapacağım, siz isterseniz size daha çok hitap eden farklı bir yüzde kullanabilirsiniz.

Bir isteğimin bir yıl içinde gerçekleşme ihtimalini %90 ve üzerinde görüyor isem bu konuda olduğum kişide bir değişiklik yapmama gerek yok, keyifli bir ruh hali içinde hareket etmem veya sadece sabırla beklemem zaten bana isteklerimi getirir.

Diğer yandan yeni yıl istek listemde, bir isteğin bir yıl içinde gerçekleşme ihtimalini %90’ın altında belirlediysem, olduğum kişide bir değişiklik yapmak, isteğimi elde etmemi kolaylaştırır ve/veya süresini kısaltır.

Gelişim en alttaki hareket basamağından en üstteki kimlik boyutuna doğru olur. Değişim ise en üstteki kimlik boyutundan başlayarak en alttaki hareket basamağına doğru olur.

Değişim dediğimizde bu nedenle OL (kimlik) – YAP (hareket) – SAHİP OL (isteğin gerçekleşsin) daha geçerli olan formüldür.

Başarının formulü ise basittir: kuvvetli bir şekilde iste, farkındalık yarat, isteğinle uyumlu inançları oluştur (kimlik boyutu) ve inancına uygun şekilde hareket et.

İnsanın kendisini değiştirmesi dediğimde; kendimiz veya hayat hakkındaki bazı düşünce, inanç kalıpları ve kararların değiştirilmesinden bahsediyorum.

Bu konunun bana göre birkaç tane püf noktası var. Sırasıyla anlatmaya çalışacağım.

Diyelim ki yeni yıl isteklerinizden bir tanesi daha sağlıklı bir fiziğe sahip olmak olsun (gerçekleşme ihtimalini %75 olarak belirlemiş olun) ve bunun için diyet ve egzersiz yapmayı düşünüyor olun.

Öncelikle mevcut haliniz için şükretmekle başlayın, tamam belki biraz kilolusunuz veya göbeğiniz var ama bu dünyanın sonu değil. Sağlığınız, işiniz, sevgiliniz, maddi durumunuz, buluşmaktan keyif aldığınız arkadaşlarınız, hobileriniz, yetenekleriniz, artık her ne aklınıza geliyorsa. Öyle bir alan oluşturun ki; bu pencereden bakınca her şey biraz daha farklı ve güzel gözüksün.

Daha sonra ilk yapmanız gereken kendinizi iyi hissedeceğiniz ve keyif alacağınız bir program oluşturmak. Eylem adımlarını kendinizi mutlu hissedeceğiniz şekilde planlarsanız işiniz %50 kolaylaşacaktır. Konu ne olursa olsun en öncelikli felsefemiz bu, yapacağımız şeyden en azından belli bir ölçüde keyif alacağız ve kendimizi iyi hissedeceğiz.

Spor salonunda çalışmayı sevmiyorsanız sadece size öyle söylendiği için spor salonuna gitmeyin. Yürüyüş yapın. Kendinizi tanıyorsunuz; bir hafta çorba içerek zayıflayacağınıza inanmıyorsanız, veya bu sizi mutsuz ediyorsa zorlamayın, başka bir diyet programı seçin.

Daha sonra isteğimizle bağlantılı olan tüm düşünce, karar ve inançlarımızı sıralayacağız. Bu olduğumuz kişiyi değiştirmek için başlangıç adımı olacak.

Örnek olarak bir danışanımın bu konu ile ilgili düşünce ve inançlarını sıralıyorum.

Yürüyüş yapmak sağlık için kesinlikle çok faydalıdır. Ben de yürüyüş yaparak daha güzel bir fiziğe kavuşabilirim, haftasonlarında buna zaman ayırabiliyorum.

Un, şeker ve tuzdan uzak durmazsam kilo veremem. Bunlara çok düşkün değilim zaten, diyet programında üç beyazdan uzak durabilirim.

Diyet sırasında genel olarak alkolden uzak durmak lazım ancak ara sıra içilen bir kadeh şarabın zararı olmaz. Geçmişte böyle bir deneyimim olmuştu, haftada 3 kadeh kırmızı şarap içerek ciddi anlamda kilo vermeyi başarmıştım.

Hem diyet programına hem de egzersiz programına harfiyen uymak gerekir, yoksa hiçbir anlamı olmaz ve istenilen sonuca ulaşılamaz (ya hep ya hiç felsefesi). Ben programları sürdürmek konusunda iyi değilim.

Çocuğum varken sporla ilgilenecek zaman yaratmak çok zor. Onu ihmal etmiş gibi hissediyorum, beraber spor yapmaktan da keyif alacağını sanmıyorum. Spor yapmadan sağlıklı bir fiziğe kavuşamam.

Danışanımın inançları arasında iki tanesi onun isteğinin gerçekleşmesine hizmet etmiyor, diğer bir deyişle işini zorlaştırıyor. Bunlardan bir tanesi ya hep ya hiç felsefesi. 3. Gün bir dilim pasta yediğinde veya 2. Gün yürüyüşü aksattığında programı tamamen terk ediyor.

Diğer inancı ise çocukla birlikte egzersiz yapılmayacağı, onun bundan keyif almayacağı şeklinde. Akşam işten eve gelince genelde oturarak bazı oyunlar oynuyorlar, satranç, play station veya TV izlemek gibi.

Bir de durumun aynı kalmasından kaynaklanan ikincil kazançlarınıza bakın. Mevcut haliniz size nasıl hizmet ediyor olabilir, örneğin “yemek yersem mutlu olurum, insan istediği şeyi (bir süre bile olsa) yemezse nasıl mutlu olur” gibi bir düşünceniz var mı?

Danışanım gurme kimliği ile arkadaşları arasında bayağı popülerdi, kim bir yere yemeğe gidecek olsa açar telefonu ona sorar, “abi sen bilirsin, en iyi balıkçı/kebapçı hangisidir?”

Danışanım bunu fark edince bir karar anı gelecek, mevcut kimliğini korumayı veya onu değiştirmeyi seçecek (en azından bir süre için).

Gurme kimliğini sürdürmesi için illa bir restorana gittiğinde Mehmet Yaşin gibi her şeyi silip süpürmesi gerekmiyorJ. Bazen diyet programına uygun bir şeyler yemesi ve çevreyi gözlemlemesi ile de gurmeliğe devam edebilir.

Daha da ötesinde gurmeliği bıraksa ne olacak ki, yerine başka bir şey bulabilir, seyahat gurmesi olur, insanlar tatile giderken onu arayıp fikir isterler.

İkincil kazancını fark etmesi ve inançlarının bir bölümünü değiştirmesi onu arzu ettiği hedefe (isteğinin gerçekleşmesine) çok daha kolay ulaştıracak.

Nasıl inançlar oluşturursa isteğini daha kolay gerçekleştirir?

Örnek olsun diye söylüyorum: “Programlara harfiyen uymama gerek yok, zaman zaman süreçte kesintiler yaşansa, gerilemeler olsa bile ben hedefimi gözden yitirmedikçe istediğim sonuca ulaşırım.” Diğer inanç ile ilgili örnek ise, “insan çocuğu olsa bile spora zaman ayırabilir, aktivitelerin bir kısmını beraber yapmak ilginç bile olabilir hatta.”

Şimdi kendinize sorun bakalım isteğinize ulaşmanızı kolaylaştıracak olan yeni inançlarınız size ne kadar inandırıcı geliyor? Eğer bu inançlar sizde “olabilir yahu, neden olmasın” tadında bir izlenim bırakıyorsa tamam. Eğer yeni oluşturmak istediğiniz inanç size inanılır gelmiyorsa o zaman bir yada iki ara istasyon oluşturun.

Örnek vereyim, “programlara uysam tabii ki çok daha iyi olur ama bazen kaçamak yaptığımda daha sonraki günlerde biraz daha dikkat ederek aradaki farkı kapatabilirim sanırım, programı tamamen sonlandırmak anlamsız.” Bu nasıl oldu, belki buna daha kolay inanabilirsiniz.

İsteklerimize ulaşmamızı kolaylaştıracak ve az da olsa inanabileceğimiz yeni inançlarımızı bulduktan sonra onları kuvvetlendirmek için kanıt toplama sürecine gireceğiz. İsterseniz düşünerek yapın, ben her zaman yazarak yapılan egzersizlerin daha faydalı olduğunu düşünüyorum.

Kendinize şu soruyu sorun, geçmişte bu konuda veya buna benzer bir konuda nasıl zaferleriniz, güzel anılarınız var. Konunun birebir aynı olmasına kesinlikle gerek yok.

Danışanım biraz konsantre olup düşününce “ya hep ya hiç felsefesi”nin gerçekleşmediği çok güzel bir örnek anlattı. Normalde sabahları güne ters başladığında bütün bir günün çok ters geçtiğini, ta ki bir gün suların kesilmesine ve elini yüzünü yıkamadan evden çıkmasına, ayakkabısının topuğunun çıkmasına, işe geç kalmasına rağmen hayatının en güzel günlerinden birisini yaşayana kadar. Artık gün nasıl başlarsa başlasın çok farklı bitebileceğini biliyorum dedi.

Şimdi iki konu aslında özü itibarıyla bir biri ile aynı. Ters başlayan bir günü hayatınızın en güzel gününe çevirebileceğiniz gibi ilk gününde pizza yediğiniz ve hiç hareket etmediğiniz bir egzersiz ve diyet programının da devamını çok farklı kapatabilirsiniz.

Pekala diğer isteğimizle ilgili kanıt toplama sürecinde bu kez çevremizdeki diğer insanlardan faydalanalım, onlar aydan gelmediklerine göre onlar yapabiliyorsa biz de yapabiliriz.

Danışanımın sitesinde bir spor salonu var, o salonda hafta içi akşamları veya haftasonları insanlar çocukları ile beraber spor yapıyorlar, basketbol, tenis artık çocuğun ilgisini ne çekerse. Onların yaptıklarını sen niye yapamıyorsun diye sorduğumda aslında bunun mümkün olabileceğini, çocuk sıkılır diye hiç denemediğini söyledi. Emin olun o da keyif alacaktır.

Kişinin kendisini değiştirmesi dediğimde kast ettiğim bu, isteğimizle uyumlu olmayan, isteğimizin gerçekleşmesini zorlaştıran düşünce ve inançlarımızı tespit edip bunları değiştirmek.

Bunu yapmaya başladığınızda yani düşüncelerinizi tespit edip bir kısmını değiştirmeyi seçtiğinizde zaten farkındalık ve algıda seçicilik sayesinde daha önce fark etmediğiniz güzel sürprizlerle karşılaşacaksınız.

Örneğin birisi gelip size “ya akşamları çocukları alıp beraber spor yapalım” veya “ilk bir haftasında tamamen aksattığım diyet programının 4. Haftasında inanılmaz sonuçlara imza attım” diyecek.

Bir değişiklik yapmaya karar verdiğinizde iki şey aynı anda olur. Bir yandan yeni isteğinizi elde etmenizi kolaylaştıracak sürprizlerle karşılaşırsınız diğer yandan da isteğinizin niye olmayacağına dair iç sesiniz harekete geçer.

Her şeyin aynı kalmasından yana olan duygusal beynimiz, bizi değişikliğin niye olmaması gerektiği konusunda korkutmaya başlar. Bu korkuyu tanımak ve onunla nasıl baş edeceğimizi bilmek işin başka bir püf noktası.

Örnek mi istiyorsunuz, “bu yaştan sonra spor falan yapılmaz, filanca spor yaparken genç yaşta nasıl gitti” veya “çocukla spor mu olur, çocuk yorulur dersleri aksar” gibi. Kilo ile ilgili örnekler de “nereden çıktı şimdi bu diyet işi, sen gurme adamsın, güzel yemekler olmazsa mutsuz olursun” veya “yeni kıyafet alacak paran var mı, 10 kg verirsen bu üzerindeki elbiselerin hiç biri sana olmaz” gibi.

Daha detaylı bilgi için Hayatını Seç isimli kitabımı okuyabilir, o da derman olmazsa mert.cuhadaroglu@gmail.com adresine mail atabilirsiniz.

Zihnimizdeki olumsuz diyalogları ve bu korkuyu nasıl aşabileceğimiz konusu geniş kapsamlı bir konu ve önümüzdeki hafta bu konuyu işleyeceğim. Haftaya görüşmek üzere sevgiler.

Önemli not: Düzenli ve tempolu spor yapmak istiyorsanız özellikle belli bir yaştan sonra bir doktora, diyet yapmak istiyorsanız bir diyetisyene danışın. Bültende bu konu sadece örnek olarak işlenmiştir. Danışanım bir diyetisyenden yardım alarak ve kendini tanıyarak kendi programını oluşturmuştur.